​​​​​​​Newroz Uysal: Derinleşen tecrit süreklileşmiş savaş halidir

“Tecridin son yıllarda derinleşerek sürmesi Türk devletinin çözümsüzlük konusunda politika yürüttüğü ve yürüteceğinin mesajıdır” diyen Avukat Newroz Uysal derinleşen tecrit halinin derinleşmiş, yayılmış ve süreklileşmiş savaş hali olarak değerlendirdi.

22 yıldır aralıksız olarak süren İmralı tecridine karşı, Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne kavuşması için dört parça Kürdistan, Türkiye, Avrupa ve Güney Afrika’da çeşitli eylemler yapılıyor. Tecride karşı Türkiye ve Bakûrê Kurdistan'da Türk devlet zindanlarında tutsakların başlattıkları süresiz dönüşümlü açlık grevi 62 gündür devam ediyo. Avukat Newroz Uysal herkesi tecride karşı gelişen eylemlere güç vermeye çağırdı. 

Önder Abdullah Öcalan’a üzerinde ağırlaştırılmış tecride yönelik ANHA’ya değerlendirmelerde bulunan Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Newroz Uysal, “22 yılına giren İmralı gerçeği çözüm ve çözümsüzlük ikilemi göstermektedir ki tecrit kişisel bir cezaevinde tutulma biçim değil sistemsel bir sorunudur”  ifadelerini kullandı.

TECRİT YOĞUNLAŞTIRILMIŞ BİR İŞKENCE DURUMUDUR

Tecrit ile süreklileşen işkence hali, son yıllarda daha da ağırlaşarak ‘mutlak sessizlik/bilgisizlik’e mahkûm etmeye çalışmakta olduğunu belirten Newroz, İmralı’daki fiziksel tecride hukuksal tecrit, sosyal tecrit, siyasal tecridin de eklenilmekte olduğunu söyledi. Pandemi süreciyle tutsakların haftada bir kez 10 dakika ek telefon hakkına sahip olduklarını ancak Önder Abdullah Öcalan ve arkadaşlarının bu haktan hiçbir şekilde yararlanmadığını hatırlattı. 21 yıldan sonda COVİD-19 salgın hastalık nedeniyle sadece bir kez telefon hakkının kullandırıldığını dile getiren Newroz, Önder Abdullah Öcalan ve diğer müvekkillerinin maddi ve manevi bütünlüklerinin ne denli korunup korunmadığı hakkında, tecridin mutlak sürdürülmesi nedeniyle kesin bilgi bulunmadığını ekledi.

EN DERİN HUKUKSUZLUK OLARAK TECRİT

Yaptıkları aile, avukat ziyaret başvurularının, telefon taleplerinin birbirine benzer keyfi gerekçelerle verilen disiplin cezaları gerekçe yapıldığına değinen Newroz, bu cezalara dair yaptıkları itirazların sürekli ret edildiğini ekleyerek şunları aktardı: “CPT 2020 Ağustos raporunda da yer verildiği üzere ‘inandırıcılıktan yoksun ve kabul edilemez’ disiplin cezaları tecridin devamında kılıf yapılmaktadır. Avukatlar olarak 27 Temmuz 2011 yılından günümüz 2021 Ocak ayına kadar binlerce başvurumuzdan sadece 5 başvurumuz kabul edilmiş ziyaret gerçekleşmiştir. Bu tablo var olan hukuksuzluğun rakamlarıdır. Türkiye’nin ifade ettiğinin aksine ne Türk hukuku ne de uluslararası insan hakları hukuku var olan tecridi hukuksal meşruiyet vermemektedir. Türkiye geri cephede tecridin devamını hukuksal değil ideolojik, siyasal meşruiyet ile kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bu da Kürt sorununu bunun yarattığı bölgesel sorunların istedikleri çözüme katkı sunacaklarına inanmaktadırlar.”

TECRİT VE ÇÖZÜMSÜZLÜKTE ISRAR 

“Tecridin son yıllarda derinleşerek sürmesi Türkiye devletinin çözümsüzlük konusunda politika yürüttüğü yürüteceğinin mesajıdır aynı zamanda” ifadelerini kullanan Newroz, derinleşen tecrit hali derinleşmiş, yayılmış ve süreklileşmiş savaş halini de beraberinde getirdiğine vurgu yaptı. Newroz, devamında şunları dile getirdi: “Bu savaş hali Türkiye’yi değil Rojava’ya, Güney Kürdistan’a yayılmakta süreklileşmektedir. Tecrit ile Sn. Öcalan şahsında demokratik ulus çözümünün, halkların barışının tecridi rafa kaldırılması amaçlanmaktadır. Bunun gerçekleşmeyeceğini tarih gösterse de farklı şekillerde denemekten her denemede de İmralı’da tecridi daha da derin mutlak sessizliğe gömmek istemektedirler. Buna karşın Sn. Öcalan’ın çözümden yana tavrının değişmemesi nedeniyle aynı zamanda şahıs olarak da cezalandırılmaktadır. İki yönlü olan bu denklemde teslimiyet, çözümsüzlük ve savaş hali ile direnme, demokratik çözüm ve onurlu barışta ısrar karşı karşıya hat çizmektedir.”

ÇÖZÜME KARŞI TASFİYE

AKP/MHP koalisyonu Türkiye’nin üzerine kurulu kapitalist ulus devlet isteminin yarattığı sorunlarının tarihteki iki temel zihniyet temsilcileri olduğunu belirten Newroz, Türkiye’de 1999 yılı ve sonrasında siyasi anlayış bakımından değişime uğradığını,  bu değişimlerin hepsinde tecritten geri adım atılmadığını, tecrit sistemini sürdürüldüğünü hatırlattı. Her dönem siyasi iktidarı devleti yönetmeyi elinde bulunduran güçler, tecridin yürütücüsü, sorumlusu aynı zamanda değişim iradesini barındırabilecek tercihe sahip olduklarına lakin ‘çözümden’ yana tavır koymadıkları gibi demokratik çözüm sonrasında iradesi yerine ‘çözümsüzlük veyahut askeri çözümler, tasfiye’ amacıyla hareket ettiklerini söyledi. Buna karşın Önder Abdullah Öcalan’ın ise demokratik çözüm ve barış çabalarından vazgeçmediğini dönemsel değişen güçlere karşı çözüm iradesi oluşması için sürekli çağrılarda bulunarak “muhatap, çözüm iradesi” arayışını yinelediğini ifade etti.

‘İMRALI GERÇEĞİ ÇÖZÜM VE ÇÖZÜMSÜZLÜK İKİLEMİNİ BAŞLICA YANSIMA YERİDİR’

Newroz buna karşılık operasyonlar, siyasal baskılar, olağan üstü yönetim tarzı, hak ihlalleri baskın gelmesi Türkiye’yi ekonomik, siyasi, diplomatik, toplumsal ve hukuk krizlere sürüldüğüne dikkat çekerek konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Türkiye demokratik zeminde temel sorunu olan Kürt sorununa çözüm iradesi gösterdiğinde kısmi olarak 2013-2015 süreci bu krizlerin aşılacağını gördü. Çözümsüzlüğü neden olduğu savaştan çıkar sağlayan güçler, bunun devamı için tecridi sürdürmektedir. İmralı gerçeği çözüm ve çözümsüzlük ikilemini başlıca yansıma yeridir. Türkiye’nin terörize/kriminalize etme çabalarına karşın Sn. Öcalan her savunmasında her görüşmesinde Kürdistan ve Ortadoğu için barışçıl, özgürlükçü demokratik bir yaşamın mümkün olabildiğini göstererek etkisini büyütmüştür. Barışın ve çözümün “devletten, hükümetten” beklenmeyerek halkın bir arada yaşam ve ittifaklarla bunu başarabileceğine inanması bunun mümkün olduğunu bilen güçler için tabi ki tehdittir. Çünkü toplumun kendisi barış ve çözüm istemektedir. Bu nedenle de er ya da geç gelinecek nokta demokratik çözüm ve barış olacaktır. Krizlerden çıkışın bundan başka yolu da yoktur.” 

'TECRİT CEZAEVİNDE TUTULMA BİÇİMİ DEĞİL, SİSTEML BİR SORUNDUR'

“22 yılına giren İmralı gerçeği çözüm ve çözümsüzlük ikilemi göstermektedir ki tecrit kişisel bir cezaevinde tutulma biçimi değil sistemsel bir sorunudur” değerlendirmesini yapan Newroz, buna karşın tecride karşı çıkma sistemin yarattığı sorunlara tepki barındırmakta olduğu şeklinde yorumladı.  Açlık grevlerine de değinerek: “Açlık grevleri toplumsal bir tepkinin örneği ve grevcilerin kendi talepleri bulunmaktadır. Bugün itibariyle Türkiye cezaevlerinde 62. gününe giren sürekli dönüşümlü açlık grevi devam etmektedir. Bu taleplerden biri de ‘Sn. Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılmasıdır” dedi.

KÜRESEL DÜZEYDE ÖCALAN’A FİZİKİ ÖZGÜRLÜK TALEBLERİ

Newroz Uysal, Önder Abdullah Öcalan’ın İmralı duruşu sadece Türkiye’deki sorunların değil, Ortadoğu ve dünya sorunlarının da çözüm odağı, merkezi konumunda olduğunu vurgulayarak tecrittin bu yolun tıkanmasına, Türkiye ve Ortadoğu da çözümsüzlük, kriz ve kaos olarak ortaya çıktığını belirtti. Türkiye, Ortadoğu ve Dünya halkları kendi sorunlarına da çözümün yanıtını Öcalan’ın düşüncelerinde gördüğünü belirten Newroz: “Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü ve sorun çözen düşüncelerine serbestçe ulaşmayı kendi yararına da görmektedir. Bu nedenle Küresel düzeyde böyle bir talep dile getirilmektedir” cümlelerini kullandı.

‘İDAM YERİNE ZAMANA YAYILI AZAR AZAR ÖLDÜRME’

Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Nisan 2020 ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde “şu an iyiyim ileride ne olacağını bilemem” şeklinde cümlesinin şartlarının belirsizliğine işaret ettiğini belirten Newroz şunları söyledi: “Sn. Öcalan’ın 1999 Haziranında verilen idam cezasının daha sonra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildiği ölünceye kadar cezaevinde tutulacağı bir infaza dönüştürülmüştür. Ve bu infaz yöntemi, ada olma nedeniyle hava koşulları ve uygulanan tecrit ile “idam yerine zamana yayılı azar azar öldürme” politikasının uygulandığı bir mekân konumundadır. Bu durum hem dönemim yetkilileri tarafından hem müvekkilimiz Öcalan bu şekilde ifade etmiştir. Sn. Öcalan’ın üç temel başlıkta “sağlık özgürlük ve güvenlik” minimum insani güvencelerdir. Sn. Öcalan’ın fizikken tutsak, sağlık koşulları 22 yıl süresi göz önüne alındığında zorlu, güvenliği ise devlet yetkililerinin hâkim olduğu mutlak tecrit koşullarıdır. Bu koşullarda belirsizlik, iletişimsizlik halinde var olabilecek her türlü durum düşünülmek gerekmektedir. Kürt halkı 22 yıl boyunca unutmadığını, sahip çıktığını, kendileri için önemini, düşüncelerini hayata geçirmek için mücadele ettiklerini birçok kere gösterdi.”

‘HERKESİN KATKIDA BULUMASINI BEKLİYORUZ’

Avukat Newroz Uysal İmralı’da yürütülen işkence sistemine karşı çıkmak demokratik çözüm ve barıştan yana olmanın bir gereği haline geldiğini söyledi. Bu nedenle ulusal, bölgesel ve tüm dünyada sorumluluk duyan kişi ve kurumların tecridin sonlanması Önder Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması için katkıda bulunmasını beklediklerini ekleyerek: “Diyalog, müzakere yolunun açılması için tecridin sonlandırılması ne önemli adımdır. Bu konuda da Sayın Öcalan ifade ettiği gibi 6 Mayıs 2019 tarihinde kamuoyuna deklere ettiğimiz 7 maddelik bildiri doğrultusunda Kürt sorunun çözümünde kendi rolüne oynamaya hazırdır” şeklinde konuştu.

ANHA


Diğer Haberler