Yedi yılın acısı: İşgal ve talan

Yedi yıl sonra işgal altındaki Efrîn’den çıkmayı başaran A.M., yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarını tutamıyor. Zeytin bahçelerinde başlayan hayatları, işgalin ardından korku, kayıplar ve baskılarla şekillendi. A.M.’nin anlattıkları, işgalin bir halk üzerindeki derin yaralarını açıkça gözler önüne seriyor.

Yedi yılın acısı: İşgal ve talan
Yedi yılın acısı: İşgal ve talan
Yedi yılın acısı: İşgal ve talan
Yedi yılın acısı: İşgal ve talan
20 OCAK, 2025   05:21
HELEB 
NISRÎN ŞÊXO

20 Ocak 2018 tarihinde Efrin’e yönelik başlatılan işgal saldırıları nedeniyle yüzbinlerce insan yerinden edildi. 7 yıldır işgal altında bulunan Efrîn, hemen her gün hak ihlali, cinayet, insan kaçırma, şiddet, fidye, halkın mal ve mülküne el koymanın yanı sıra kadınlara dönük tecavüz haberleriyle gündemde. 

7 yıl süren bu zorlu sürecin ardından Efrin’den (Kîmarê köyünden) çıkmayı başaran A.M. adlı bir kadın, yaşadıklarını anlatarak, işgalin yarattığı insanlık dışı ve gayri ahlaki uygulamalara dikkat çekti. 39 yaşında ve üç çocuk annesi olan A.M., kimliğini ve ailesinin güvenliğini korumak adına adının gizli tutulmasını talep etti. Eşiyle birlikte zeytin bahçesi işleterek geçimlerini sağlayan A.M., Efrin’de yaşamanın işgalciler tarafından halk için nasıl bir eziyete dönüştürüldüğünü aktardı.

EFRİN’DE YAŞAM MÜCADELESİ

Şu an Halep’in Şêxmeqsûd Mahallesi’nde kalan A.M., işgalin ardından bölgedeki Efrinlilerin hayatlarının altüst olduğunu belirtti. Yerel halkın kendi topraklarında özgürce çalışmasına izin verilmediğini, buna karşın bölgeye yerleştirilen çete ailelerine her türlü imkânın sağlandığını ifade etti. “Orada yaşamayı adeta zehir etmişlerdi. En temel haklarımız için bile mücadele etmek zorunda kalıyorduk” diyen A.M., işgalin günlük yaşam üzerindeki derin etkilerini vurguladı.

A.M., işgal altındaki yaşamın korku ve belirsizlikle dolu olduğunu belirterek şunları söyledi: “2018’deki işgalden itibaren 2025 yılında oradan çıkana kadar özgürce hareket etmekten korkuyorduk. Çeteler arasında çıkan çatışmalarda zarar görmekten, hakarete uğramaktan veya kaçırılıp fidye istenmesinden endişe ediyorduk.”

Türk devleti çetelerinin keyfi kararlarının halkın ekonomik faaliyetlerini de ciddi şekilde etkilediğini belirten A.M., birçok kişinin zeytinliklerini ve işlerini terk etmek zorunda kaldığını söyledi. “Çeteler, çiftçilerin ağaçlarına ve zeytinliklerine sahip çıkmalarına izin vermiyordu. Ne isterlerse, tam ve eksiksiz olarak onlara verilmeliydi. Emirleri, ne kadar zor ve keyfi olursa olsun yerine getirilmek zorundaydı.”

A.M., ailesine ait 40 zeytin ağacından 15’inin kesildiğini, geri kalan ağaçlardan elde ettikleri ürünün ise büyük kısmının çetelere zorla verildiğini ifade etti. “Ürünlerimizin dörtte üçünü onlara verdik, kalan dörtte birini de zorla aldılar. İşgal altında yaşam, insanı her anlamda zorlayan bir dayatmaydı. Hayatımızı gasp ettiler ve acılarımıza kulak asmadılar” diyerek ekonomik ve duygusal yıkımı dile getirdi.

KADINLARA YÖNELİK SALDIRILAR

İşgalin en ağır sonuçlarından biri ise kadınlara yönelik şiddet ve cinsel saldırılar oldu. A.M., köylerinden bir çetenin 17 yaşındaki bir kız çocuğunu zorla evlenmeye zorladığını, ailesinin reddetmesi üzerine genç kızın kaçırıldığını anlattı. “Rûla adındaki genç kız, annesi Hûreiya’nın tüm çabalarına rağmen çeteler tarafından bilinmeyen bir yere götürüldü” diyen A.M., yaşanan bu tür olayların bölgede sıkça yaşandığını ifade etti.

BARIŞ VE HUZUR TALEBİ

A.M., işgalin sona ermesi ve halkın kendi topraklarında huzur içinde yaşama talebini dile getirerek şunları söyledi: “Her şey çok zordu. Biz sadece onların gitmesini ve huzur içinde bir yaşam sürmeyi istiyoruz. Köyleri ve kentlerine dönsünler ve bizi rahat bıraksınlar. Mallarımızı, mülklerimizi ve gençlerimizi talan ettiler. Hayatımızı geri istiyoruz.”

(rd)

 

ANHA