Meral Danış Beştaş: Hukuk tahakkümün değil özgürlüğün aracı olmalı

HDK Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş, Kürt meselesinin bir güvenlik meselesine indirgenmesinin kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, “Hukuku tahakkümün değil özgürlüğün aracı kılmak, bu komisyonun tarihsel sorumluluklarından bir tanesidir” dedi.

Meral Danış Beştaş: Hukuk tahakkümün değil özgürlüğün aracı olmalı
5 Aug, 2025   15:36
HABER MERKEZİ

Kürt sorununun çözümüne ilişkin yapılan Meclis Komisyon toplantısında HDK Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş, komisyon toplantısında yaptığı konuşmada, “Bu buluşmanın kendisi çok büyük bir önem arz ediyor öncelikle. 100 yıllık inkar politikasının sonucu antidemokratik sistemin, demokratik bir karaktere dönüştürülmesi için başlangıç adımlarından bir tanesi atılıyor. Tabii ki her konu bu komisyonda çözülmeyecek, bunun farkındayız. Ama çözüme giden yolda doğru iliklenecek ilk düğmelerden bir tanesi, demokratik zihniyet inşasında ilk adımlardan bir tanesi mevcut komisyonumuz olacaktır” dedi. 

“Kürt meselesi sadece Kürtlerin meselesi değildir” diyen Meral Danış Beştaş, “Bizce bu komisyonun görevlerinden bir tanesi de mevcut mevzuat hükümlerinin ve kanunların uygulanması noktasında irade göstermek ve kararlılığını ortaya koymaktadır. Çünkü yasal değişiklik önerileri yapacağız. Sunulacak. Bunu önümüzdeki günlerde daha yoğun çalışacağız” şeklinde konuştu.

Kobanê Davası kapsamında tutuklu tüm arkadaşlarının serbest bırakılması gerektiğini vurgulayan Meral Danış Beştaş, “Komisyonun bu konuda inisiyatif almasının, irade ortaya koymasının önemli olduğunu vurgulamak isterim” dedi.

Meral Danış Beştaş’ın konuşmasında öne çıkan diğer başlıklar şöyle:

“Şu anda çok önemli bir tarihsel olanakla ve sorumlulukla karşı karşıya olduğumuzun hepimiz farkındayız. Sayın Öcalan bu sürecin sağlıklı ve başarılı şekilde sonuçlanması için büyük bir çaba içindedir. Sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarıyla ilgili defalarca taleplerde bulunuldu. Buna dair çalışmalar devam edecek ama ben yasaları anlattığım için ve kararları anlattığım için umut hakkına atıfta bulunmak isterim. Türkiye'den yapılan başvurularda Abdullah Öcalan davasında 18 Mart 2014 tarihinde karar verildi. Umut hakkının uygulanması gerektiği kararı aynı zamanda hukukun bir gereğidir. Bunu da özellikle altını çizerek ifade etmek istiyorum.

Diğer çok önemli bir mesele de kayyım uygulamalarıdır. Üç dönemdir belediyelerimize kayyım atanıyor ve burada da yine bir anayasaya aykırılık durumu söz konusu. Anayasanın 38 ve 127. maddelerine aykırı bir şekilde kayyım uygulaması aslında kolektif bir cezalandırma yöntemi olarak ortada duruyor. Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünün ve demokratik bir toplumu inşa etmenin temel hareket noktalarından bir tanesi de halk iradesine duyulacak saygı ve kayyım uygulamalarının sonlandırılmasıdır.

Kürt meselesinin bir güvenlik meselesine indirgenmesi kabul edilemez. Sorunun çözümü hukuk sisteminin demokratikleştirilmesiyle mümkündür.

Kürt sorununun çözümü de Türkiye'de demokrasi, adalet ve barış yolculuğunda bir dönüm noktası olacaktır. Sayın Öcalan'ın çözüm sürecinde ifade ettiği gibi, Kürtlerin hukukla tanışması Türkiye demokrasisinin kapısını tüm halklara açacaktır. Bu süreç yalnızca Kürt halkının değil; işçilerin, kadınların, gençlerin, Alevilerin, göçmenlerin ve tüm ötekileştirilen kesimlerin hukukla yeniden buluşmasını sağlayacaktır.

Hukuku tahakkümün değil özgürlüğün aracı kılmak, bu komisyonun tarihsel sorumluluklarından bir tanesidir. Bizler adaletin, eşitliğin ve özgürlüklerin hukukunu hep birlikte inşa etmek için bu sürecin aktif bir parçası olmaya hazırız ve bütün çabamızla ve emeğimizle bunun çalışmasını yürüteceğiz.

Biz komisyonun siyasi bir rekabet ve çatışma alanı olmaması gerektiği görüşündeyiz. Baştan beri de bunu böyle savunduk.

Bu komisyon çalışmalarında Türkiye yurttaşlarının tamamının çıkarları, özgürlüğü, eşitliği ve birlikte yaşamının nasıl olacağını konuşmayı arzu ediyoruz.

En önemli hususlardan biri de yeni bir dili inşa etmemiz gerekiyor, saygın bir dili inşa etmemiz gerekiyor. Konuşurken- kim olursa olsun- başkalarını ötekileştirmeden, dışlamadan, refüze etmeden bu dili kurmamız gerekiyor.

Türkiye'de umudu büyütmek, geleceği aydınlatmak, barışı ve demokratik toplumu inşa etmek en başta bu komisyon üyelerinin, milletvekillerinin görevi ve sorumluluğudur. Biz DEM Parti olarak en azından buradan yaklaşıyoruz."