Kalkan: PKK’nin ilke ve amaçlarında Haki Karer yaşatılıyor

PKK Yürütme Komite Üyesi Duran Kalkan, "Önderlik Eylül 1977'de Dîlok'ta Parti Programı taslağını yazdı. Böylece program anlatımındaki ilke ve amaçlarda Haki Karer gerçeği yaşatılır hale getirildi. Partileşme böyle başladı" dedi.

Kalkan: PKK’nin ilke ve amaçlarında Haki Karer yaşatılıyor
20 May 2024   08:00
HABER MERKEZİ 

PKK Yürütme Komite Üyesi Duran Kalkan, Şehit Haki Karer'in yaşamına dair Stêrka Ciwan Dergisi için değerlendirmelerde bulundu.

Haki Karer’in mücadeleye katılım süreci, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la tanışması, katıldığı çalışmalar konusunda anlatımlarda bulunan Duran Kalkan, şehit edilmesinin PKK’nin partileşmesine olan etkisine şu sözlerle değindi: “1977’nin Eylül’ünde Antep’te Parti Programı taslağını yazdı. Böylece program anlatımındaki ilke ve amaçlarda Haki Karer gerçeği yaşatılır hale getirildi. Partileşme böyle başladı. Ardından o süreç, parti kuruluşuna gitti. Dolayısıyla PKK ve onun devrimci şiddet temelindeki direnişi de Haki Karer’in anısına yaşanan gelişmelerdi. Böyle bir sürecin 45. Yılı içerisindeyiz. 45 yıldır büyük bir parti öncülüğü, partisel gelişme var ve her türlü geriliğe, gericiliğe karşı devrimci şiddet temelinde bir özsavunma savaşı var. Haki Karer böyle bir partileşme ve direnişte yaşıyor.”

PKK Yürütme Komite Üyesi Duran Kalkan, Şehit Haki Karer’in yaşamına dair Stêrka Ciwan Dergisi için verdiği röportaj şu şekilde:

Haki Karer yoldaş ile nasıl ve ne zaman tanıştınız?

Bu vesileyle öncelikle şunu belirtmek istiyorum. 18 Mayıs, şehitler günümüz oluyor. Böylece yeni bir şehitler ayına girmiş bulunuyoruz. Öncelikle ilk büyük şehidimiz Haki Karer yoldaş şahsında tüm parti ve mücadele şehitlerimizi derin sevgi, saygı ve minnetle anıyorum. Yeni şehitler ayında ve şehitler yılında özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten herkese üstün başarılar diliyorum. Bu Şehitler ayının tarihi özgürlük ve demokrasi yürüyüşümüzde yeni bir başlangıç olacağına ve tarihi zaferlerin önünü açacağına inanıyorum.

Sorunuza gelirsek, şunları belirtebilirim. Haki arkadaş ile Ankara Üniversitesi Fen Fakültesinde birlikte öğrenciydik, orada tanıştık. Önder Apo ile tanışmadan önce ben Haki arkadaşı tanıdım. Tabii Cuma arkadaşı da tanımıştım. Haki arkadaş 1971-72 öğretim yılında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümüne girmişti. Ben 1972-73 öğretim yılında girmiştim. Haki arkadaş bir ya da iki dersten geçememişti. O, dersler olduğunda katılıyordu. Onun için bizden bir devre önce olsa da o iki derse gelip katıldığı süreçte tanıştık. Önderlikle birlikte kaldığını bilmiyordum ama Fen Fakültesinin tanınan devrimci militanları içindeydi. Bazı kişilerle birlikte devrimci bir grup örgütlemeye çalışıyordu. Öncülük ediyordu. Zaten fakültede daha çok faşist MHP’liler vardı. Devrimci grup var olabilmek için daha fazla örgütlenmek, ortak hareket etmek durumundaydı. Bu çalışmalara da Haki Arkadaş öncülük etti, örgütledi. Faşistler ile kavgalara en önde girdi, kavgaları yönetti. Saldırılar herkesten fazla kendisine geldi. Bıçaklarla doğrudan Haki arkadaşa saldırdılar. Çok planlı bir saldırıydı. Büyük bir beceri ile kurtuldu. Kendisini bir anda geri çekince bıçaklar boşta kaldı. Diğer grup yetişti. Böylece tehlikeli bir durumu önledi.

Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği’nin kuruluşunda Fen Fakültesi’nin 3 kişilik delegesinden birisiydi. ‘Fenliler Demokratik Kültür Derneği’ diye fakülte derneği kurulmuştu.  O Derneğin kuruluşuna, işleyişine hep öncülük etti.

Önder Apo’yu Haki arkadaş değil Cuma arkadaş aracılığıyla tanıdım. Cuma arkadaş da benzer biçimde Kemal arkadaş ile Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde tanışmıştı. Biz Cuma arkadaş ile Yüksek Öğretmen Okulunda birlikte okuyorduk. Cuma arkadaş, Kemal arkadaş aracılığıyla Önder Apo ile tanışmış, evlerini tanımıştı. 12 Mart süreci yasaklar çok, kitap yoktur. Kitaplar ancak gizli bulunabiliyordu. Haki arkadaş ile Önder Apo’nun kaldığı evde çok sayıda sol, sosyalist içerikli kitap vardı. “Tanıdığımız arkadaşlar var, gidip kitap alalım, okuruz” dedi. 1973’ün Ekim ayında evlerine gittik. Önder Apo da evdeydi, orada Önder Apo ile tanıştım. Haki arkadaş da evdeydi. Cuma arkadaşa “arkadaşı tanıyorum, aynı okulda öğrenciyiz” dedim. Cuma arkadaş da böylece tanışmış oldu.

Haki Arkadaşın Apocu olmadan önceki yaşamına ilişkin neler belirtebilirsiniz?

Haki Karer yoldaş 1950 doğumludur. Karadeniz’in Ordu ilinin Ulubey ilçesi nüfusuna kayıtlıdır. Ordu, denizin kenarında bir şehirdir. Ulubey biraz daha yamaçta, küçük bir kasabadır. Haki arkadaşların evleri kasabadan birkaç kilometre aşağıdaydı. Yürüyerek de kasabaya bir saatte gidilebiliyordu, araçla da gidilebiliyordu. Karadeniz’in, Ordu’nun köyleri bilinir. Toplu köy yoktur. Her ev kendi bahçesinin içindedir. Bir köye dahildi ama kasabaya da yakındı.

Karadeniz’in iklimi yağışlı ve nemlidir, coğrafyası ormanlıktır. Daha çok fındık üretilip satılır. Ziraatçılık da var. Haki arkadaşların da evleri bahçelerinin içindeydi, yeni yapılmış bir evdi. Kendisinden büyük bir abisi vardı, ilkokul öğretmeniydi. İki de kendisinden küçük kardeşleri vardı. Biri köyde çalışıyor, biri de okuyordu. Daha sonra harekete katıldı, gitti. Kız kardeşleri var mıydı, hatırlayamıyorum. Böyle bir ailedir. Daha çok bahçecilik, tarım, fındık üretimi ile uğraşıyordu. Köylü bir aileydi. Küçük baş hayvanları vardı. Onlarla beslenen, yaşayan bir konumdaydılar. 24 saat köylü düzeninde kadınlar ve erkekler çalışma düzenindeydiler. Çalışarak kendisini yaşatan emekçi-köylü bir aileydi. Bu çalışmaları Haki arkadaş da öğrenmişti. Toprağa bağlıydı, tarıma ilgiliydi, bahçeciliği biliyordu. Y

anlış bilmiyorsam, ortaokulu Ulubey’de okumuştu. Liseyi Ordu lisesinde okuyup bitirmişti. Lisedeyken 12 Mart 1971 darbesi olmuştu. Darbeden önce gençlik mücadelesi vardı, darbeye karşı direnişler oldu. Bunlar o dönemin bütün ortaöğrenim gençliğini etkilediği gibi Haki arkadaşı da derinden etkiledi. O zaman Karadeniz, devrimciydi.

Mahir Çayan da Karadenizliydi. Karadeniz’den devrimci hareketlere katılmış, öncülük eden çok sayıda militan vardı. Ordu’da DEV-GENÇ fındık mitingi yapmıştı. Bilenler tarafından her zaman ifade edilir, o dönemin sayılı kitle eylemlerindendi. Mahir Çayan’ın etkisi, diğer devrimci hareketlerin, eylemlerinin etkisi gençlik ve toplum üzerinde de çok fazlaydı. Haki arkadaş lisedeyken böyle bir etkilenme ile devrimci sempatizan olmuştu.

Kemal Pir arkadaş ile nasıl tanıştılar, onu bilemiyorum. Bir ihtimal Ordu Lisesinde birlikte okumuş olabilirler. Başka türlü bir tanıma da olabilir, çünkü farklı şehirdendirler. Şunun için belirtiyorum: Liseyi bitirip üniversiteye girince Ankara Üniversitesinde farklı fakültelere kayıt yaptırmış olmalarına rağmen birlikte ev tutmuşlardı. Sadece Haki ve Kemal arkadaşlar değil, Karadenizli bir genç topluluğuydu. Önder Apo’ya da o evin adresini vererek, oraya gönderen, tutuklanmış olan Karadenizli bir gençtir. Cezaevinden Önder Apo’ya adresi veren de o evde kalanlardan biridir. Haki ve Kemal arkadaşı tanıyor. Karadenizli devrimci genç grubudur. Haki ve Kemal arkadaşlar farklı vesilelerle birbiriyle tanışmış da olabilirler fakat Haki ve Kemal arkadaşlar birbirlerini iyi tanıyorlardı. Birbirlerini önceden tanıyor gibiydiler. Birbirlerinin özelliklerini iyi biliyorlardı. Birbirlerine karşı hatalı bir davranış göstermiyorlardı, sanki kardeş gibiydiler. Çok bilmeyen, tanımayan ama gözlemleyen birisi, sanırdı ki bunlar çocukluktan beri birbirlerini tanıyan, çocukluk arkadaşı olarak büyümüş insanlardır. İlişkileri, davranışları o biçimdeydi. Davranış ve ilişkileri böyleydi. Birbirlerine saygı duyuyorlardı. Birbirlerinin özelliklerini iyi biliyorlardı. Neyi benimsiyor, neyi reddediyorlar, ona göre davranıyorlardı. Birlikte hareketi de bu temelde sağlıyorlardı. Son derece dikkatli, bilerek hareket eden yanları vardı. Haki arkadaş, Kemal Pir arkadaşa çok değer veriyordu. Kemal arkadaş da Haki arkadaşın davranışını, ciddiyetini oldukça önemsiyordu. Bu temelde daha çok dikkate alıyordu. Örneğin Kemal arkadaş için zindanda da şöyle diyorlar. Eylemler, ölüm orucu vb. şeylere girmek gerektiğinde “Doğrusunu Doktor bilir, Doktor söylesin” diyormuş. Benzer yaklaşımı Haki arkadaşa karşı daha fazlaydı. Haki arkadaşın düşüncelerine çok değer veriyordu. Çok düşünür, derin düşünür, doğru karar verir olarak görüyordu. Kemal arkadaşı, Haki arkadaşı bir tür karar verici olarak değerlendiriyordu. Kemal arkadaşın kendisi tez canlı, hızlı hareket eden, dolayısıyla çok uzun ve derin düşünmeyen bir konumdayken, Haki arkadaşın her şeyi ince eleyip sık dokuyarak karar verdiğini, dolayısıyla düşüncelerinin ve kararlarının doğru olduğunu kabul ediyor, böyle yaklaşıyordu.

Bahçeli ile Emek mahalleleri arasında birlikte ev tutmuşlardı. Bir grup Karadenizli gençin evi oluyordu. Bazıları tutuklanmıştı. Önderlik gidince sanırım başka çalışmalara katıldılar. O ev, Apocu grubun temellerinin atıldığı bir ev oldu.

Haki arkadaş, 1971-72 öğretim yılında 12 Mart darbesinden 4-5 ay sonra Ankara’ya gelmişti.  Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü öğrencisiydi. Kemal arkadaş ise Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi öğrencisiydi. Üniversiteleri aynı, fakülteleri farklıydı. Diğer arkadaşlarını bilemiyorum; çok tanımamız, ilişkilenmemiz olmadı. Bazı devrimci sempatizanlar vardı, ilişki içerisinde hareket ediyorduk, fakat daha sonra onlar yerel kaldılar, profesyonelleşmediler.

Önder Apo, Kızıldere katliamını protesto etmek için bildiri dağıtımını örgütleyen öncülerdendi. Böyle bir eylem sonrasında tutuklanıp yedi aya yakın cezaevinde kalıyor. Cezaevinden çıktıktan sonra Haki Karer ve Kemal Pir yoldaşların kaldığı eve gidiyor. Bu sürece ilişkin neler belirtebilirsiniz?

Haki arkadaş ile Önder Apo’nun tanışması biliniyor. Önder Apo, 1972 Kasım’ında zindandan çıktı. Tam tarih bilinmiyor ama Kasım ayı olduğu kesin gibidir. Önder Apo, cezaevinden çıkarken Haki ve Kemal arkadaşların adresini cezaevinde olan bir Karadenizli gençten alıyor. Cezaevine girmeden önce o evde kalan gençlerden biridir. Önder Apo’ya “Devrimcidirler, sizin için orası uygundur” diyor. Önderlik cezaevinden çıktıktan sonra o eve gidiyor. Tutuklandığı için yurtta kalma imkanı yoktur. Kaç gün sonra gidiyor, bunu bilemeyiz ama verilen adrese gidiyor, kapıyı çalıyor, kendisini tanıtıyor ve eve girdikten sonra o evde kalıyor. Kemal Pir, “Bir gün kapıyı çaldı, selam verdi, beni misafir kabul edebilir misiniz, diye sordu. Biz buyur, dedik ve ikinci gün evin sahibi oldu, bize talimat vermeye başladı” diye anlatıyor.

Kemal Pir, Önderliğin eve girişini, Önderlikle ilişkilerini ve Önderliğe katılımlarını böyle ifade etti; ki çok önemli bir ifadedir. Önderlik gerçeğini yansıtan bir ifadedir. Kendilerinin devrimci gençlik grubu iken, kendi evleri iken Önderliğin eve gelince ona katılma durumlarının ifade edilmesi açısından çok önemlidir. Demek ki ilk anda Önderlik gerçeğini gördüler ve kavradılar. Gelen kişinin sıradan bir kişi olmadığını, ciddi, samimi, düşünen, derin bir düşünce ve muhakemeye sahip, deha düzeyinde zekası olan bir devrimci öncü, militan, bir önder adayı olduğunu gördüler. Kemal Pir zindanda “Ben bu harekette zaferi görüyorum” dedi. Bu söylem Önderlik gerçeğini ifade ediyordu, zafer çizgisini içeriyordu. Tabii itirafçılık dayatmalarına karşı, umutsuzluk, karamsarlığın yayılmasına karşı bir mücadele olarak bu sözü söyledi, tutumunu ortaya koydu. Her şey burası değildir, düşmanın 12 Eylül faşist yöneticilerinin söyledikleri geçerli değildir, bu bir zafer çizgisi, zafer hareketidir, diye ifade etti. Önderlik gerçeğinin zafer gerçeği olduğunu gördü. Bu görüş baştan itibarendir. Onu ifade etmek istiyorum.

PKK açısından şunu her zaman bilmek gereklidir. Bütün yazımlarda da ifade etmek gerekiyor; PKK masa başında kurulmuş bir örgüt değildir. Çeşitli güçlerin birbiriyle tartışarak, anlaşıp oluşturdukları bir hareket değildir. Bir Önderliksel harekettir. Dolayısıyla hareket bir önderliksel çıkıştır. Yol çizen, yeni bir yol gösteren harekettir. Herkes bu Önderlik gerçeğine katılmıştır. Öndere, onun çizdiği yola katılmıştır. Dolayısıyla önderi görebildiği, önder bilebildiği, gösterilen yolun doğruluğuna inanabildiği oranda, öyle bir anlayış, duygu, düşünce geliştirebildiği oranda Önderlik gerçeğini kavramış ve katılım gösterebilmiştir. Henüz ortada hiçbir gelişme hatta bir emare yokken, tek bir emare Kızıldere katliamını protesto gösterisi yapan, bildiri dağıtma cesaretini ve bilincini gösterme sonucunda yedi aya yakın cezaevinde yatma gücünü, cesaretini gösterme var.  Önder Apo’nun militanlık ve önderlik adına pratik olarak yaptığı sadece budur. Gözle görülebilen, elle tutulan pratik budur. Bunu yapan sadece Önderlik değil yüzlerce, binlerce genç var, devrimci var. Dolayısıyla bunlar çok ayırt edici bir düzey değildir. O halde Önderlik gerçeğini nasıl gördüler? O bildiri dağıtımı ve cezaevi, Önderlik gerçeğini kendi başına temsil etmedi. Demek ki onun ötesinde şeyler vardı. Önderlik tutumu, duruşu, ciddiyeti, samimiyeti, iddiası, iradesi, etkileyici gücü vardı. Bir de düşünce gücü vardı. Olay ve olguları değerlendirme, onlardan sonuçlar çıkartarak çare üretme, yol gösterme gücü, Önderlik gerçeğini ifade ediyor. Tanıştıkları ilk anda, bir gün konuşunca, daha ortada başka hiçbir pratiği görülmemişken karşılarındakinin bir Önderlik duruşu, Önderlik kişiliği, yol çizen bir kişilik olduğunu gördüler. Bu önemlidir. Bunu ilk görenler Haki ve Kemal arkadaşlardır. Dolayısıyla Önderliğe ilk katılanlar onlardır. Önder Apo onların evine gitti, onlar Önder Apo’nun düşüncesine, duygusuna, ruhuna katıldılar. Önder Apo, Haki Karer arkadaş için “Benim gizli ruhum gibiydi” dedi. Kemal Pir ise “Önder Apo’nun ruhu hepimizin ruhudur” dedi. Böyle bir katılım gösterdiler.

Haki Karer ve Kemal Pir yoldaşların Önder Apo’nun düşüncelerine katılmaları nasıl bir anlam ifade ediyor?

Şunu anlatmak istiyorum. Önderliksel duruş, önderliksel gelişme ayırt edici bir gelişme ama ortada henüz herhangi bir pratiği, emaresi yokken sadece birkaç söz varken bu sözün, düşüncenin bir önderlik sözü olduğunu görmek de büyük bir özelliği, duruşu, bilinç düzeyini ifade ediyor. Öncülük düzeyini, ciddiyeti, samimiyeti ortaya koyuyor. Bunları en güçlü gösterenler Haki  Karer ve Kemal Pir arkadaşlar oldular. Ondan sonra da hiç ayrılmadılar. O tanışma yeni bir doğuşu temsil etti. Yeni bir başlangıç ortaya çıkarttı. Yeni bir yaşamın ve dünyanın varlığını ve gerçekleşebileceğini gösterdi.  Öyle bir gelişme sürecinin başlangıcı ve ilk adımı oldu.

PKK için 1973 Newroz’undaki Çubuk Barajı toplantısı, örgütsel temel atma olarak değerlendiriliyor. Bu doğrudur ama önderliksel çıkış olarak da Önder Apo’nun, Haki Karer ve Kemal Pir’in kaldığı eve gidip onlarla tanışması ise ilk çekirdeğin oluşmasını, Önderlik gerçeğini gören, anlayan ve ona katılarak onu çoğaltan ilk adımların atılmasını, ilk kişilerin ortaya çıkmasını ifade ediyor. Dolayısıyla Önderliksel doğuş orada gerçekleşmiştir. Haki Karer ve Kemal Pir’in Önderliğe katılım gerçekliği, önderliksel çıkışı, Önderliksel doğuşu gerçekleştiren, ona en çok, destek veren katılım oluyor. Örneğin ilk Müslümanlar, ilk Hristiyanlar, 12 Havariler var. Demek ki ilk katılımlar çok önemlidir. Bunların o hareketlere ne kadar değer kattıkları biliniyor.

Kemal Pir ve Haki Karer katılımı da bunu ifade ediyor. İlk andan itibaren artık böyle yaşıyorlar. Kemal Pir ifade ediyor; “Önce misafir olarak eve girdi, sonra ev sahibi oldu. Biz onun düşüncelerini, görüş ve emirlerini uygulayan olduk” dedi. Bu uygulamayı en güçlü, en doğru, en derin, Önderliği en çok anlayan olarak en başarılı biçimde Haki Karer ile Kemal Pir yaptılar. Bunları da bilmek gereklidir. Ondan sonra o ev bir karargah gibi çalışıyor. Herkes oradaki Önderliksel doğuşu yansıtmak üzere bulundukları okullarda gençlik çevreleri içerisinde propaganda eder hale geliyorlar, aktifleşiyorlar.

Biz tanıştığımızda Haki arkadaşın öyle bir duruşu vardı, çok fazla okulda da kalmıyordu, daha çok evle ilgiliydi, planlı hareket ediyordu, işleri vardı. Mutlaka bir şeyler yapıyordu. Demek ki oradan bir çalışma yürütüyorlardı.

Önder Apo, Haki Karer yoldaş için “Benim gizli ruhum gibiydi” diyor. Buradaki ‘Gizli Ruh’ vurgusu ne anlama geliyor?

Evet, Önderlik Haki arkadaş için “benim gizli ruhum gibiydi” dedi. Kemal Pir arkadaş da bir hareket gücüydü. Anında karar veren, yerinde durmayan, sürekli hareket ve eylem halinde olan bir konumdaydı. Hareket, bir Önderlik hareketi olarak doğdu. Baştan itibaren herkes Önderliğe katıldı. Dolayısıyla Önderlik yönetti. Bilgiler Önderlikte toplandı. PKK hareketi, Apocular grubu, Kurdistan Devrimcileri PKK’nin resmi kuruluşuna kadar resmi bir örgüt değillerdi fakat fiili olarak sıkı bir Önderlik örgütüydüler. Amatör çalışma dönemi de bir örgütlü hareket dönemiydi. Bütün bu çalışmaları, grubu Önder Apo yönetiyordu. Düşünce gücünü Önder Apo geliştiriyordu, yolu Önderlik çiziyordu, görevi o veriyordu, raporu Önderlik alıyordu. Resmi olmasa bile fiili olarak da bütün faaliyetlerin yürütülmesinde Önderliğe Haki Karer yoldaş yardımcılık ediyordu. Örneğin, Önderlikle görüşemeyenler Haki arkadaş ile görüşüyorlardı. Oradan talimat alıyorlardı. Önderliğe rapor vermek isteyenler Önderlikle görüşemeseler bile Haki Karer yoldaş ile görüşüyor, raporu Haki Karer’e veriyorlardı. Perspektifi oradan alıyorlardı. Birçok şey Önderliğe, Haki Karer yoldaş üzerinden aktarılıyordu. Anında olmuyor, sonra oluyordu ve bu durum Önderlik tarafından reddedilmiyordu, doğru bulunuyordu, kabul ediliyordu. Haki Karer’in bu temeldeki çalışmalarını Önderlik doğru buluyordu, hata yapmaz olarak görüyordu.

Haki arkadaş bir çalışmanın peşine gitti mi, Önderlik onu takip etmezdi. ‘Haki imkanlar, fırsatlar ne yapması gerekiyorsa gereğini yapar sonucu ortaya çıkartır, raporunu sunar’ diye emindi. Dolayısıyla hem Önderlik tarafından hem de arkadaşlar tarafından Önderlikten talimat alınamadığı, Önderliğe rapor verilemediği dönemlerde bunların Haki Karer üzerinden yürümesi kabul ediliyordu. Arkadaşlar da Haki arkadaşın sözlerini Önderliğin sözüymüş gibi talimat biliyorlardı, ona göre hareket ediyorlardı. Herhangi bir kuşku ve tereddütleri yoktu. Haki arkadaşa ulaştılar mı Önderliğe ulaşılmış, Önderlikle görüşülmüş olarak kabul ediyorlardı. Önderliği anlama ve uygulama düzeyi 72’nin sonlarından, 73’ten itibaren hep böyle oldu. Zaten 77 başında Ankara’da yapılan toplantıda Haki arkadaş resmen Önderliğin yardımcısı olarak da görevlendirildi. Şehit düştüğünde Önderliğin resmi yardımcısıydı. Ondan öncesinde de fiili yardımcısıydı. Örgütsel işleri, ideolojik sorunların çözümünü, önderlik düşüncelerine uygun olarak en doğru yapan Haki arkadaştı. Böylece fiili bir örgütsel yönetimdi. Önderlik ile birlikte bir yönetim gücüydü. Önderlik “Benim gizli ruhum gibiydi “ derken Önderlik bunu ifade ediyor. Bunu Önderliği anlayarak sağlıyordu. Kendini eğitip donatmıştı. Bilinçlendirmişti. Önderliği, amaçlarını herkesten daha kapsamlı ve derin anlıyordu. Daha doğru anlıyordu. Diğer yandan ise kendini tümüyle devrime vermişti.

Haki Karer neden bunu yapıyordu? Çünkü samimi ve ciddiydi. Devrime bütün olarak katılmıştı. Devrimci yaşamı başka bir yaşamı düşünmeyecek bir çerçevede ele alıyordu. Kendisini tümüyle katıyordu. Dolayısıyla ‘yaşam nasıl yaşanır, nasıl mücadele edilir’ bunları da  Önderlik gibi biliyordu. Doğruları yapıyor, yanlışları engelliyordu. Bu düzeyde kendisini devrimci yaşama katmıştı. Önderlik çizgisine katmıştı, Önderlik düşüncelerine katmıştı. Önderliği izliyor, dinliyordu, takip ediyordu. Bu temelde yoğunlaşıyor ve anlamaya çalışıyordu. Dolayısıyla da en iyi uygulayıcı oluyordu.

Bu temelde Haki arkadaş, Ankara’daki ideolojik grubun oluşum çalışmasına fiili olarak aktif katıldı. Ev sürecinde tam olarak neler yaşandı bilemiyoruz ama o ev, 12 Mart baskı döneminde bir karargah gibi hareket etti. Bir okuma-tartışma yeriydi. Bir kütüphane gibi rol oynadı. Okullarda tartışmalar yürütülüyordu. Sonuçta önemli bir dönemeç olarak 74 baharında Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği’nin kuruluşu gerçekleşti. Haki arkadaş bu kuruluşa aktif olarak katıldı. Önderlik organize edenler arasındaydı. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisiydi. Siyasal Bilgiler Fakültesi devrimci gençlik hareketine öncülük ediyordu. Diğer yandan Kızıldere Katliamı protestosunda tutuklanmıştı. Dolayısıyla DHKP-C sempatizanı, gençlik içerisinde tanınıyordu. Öyle bir gençlik oluşumuna öncülük ediyordu. Önder Apo bir yandan kendi düşüncelerini geliştirirken, bir yandan da gençliğin direnişin mirası üzerinden devrimcileşmesine katkı sunuyor, öncülük ediyor, onu gerçekleştirmeye çalışıyordu.

ADYÖD, siyasi af çıkıp zindanlardan çıkış başlayınca, 12 Mart darbesinin sıkıyönetimleri ortadan kalkınca, gençliğin yeniden resmen örgütlenmesinin ilk adımı oldu. Böyle bir örgütlenme nasıl olmalı arayışına girildi. Devrimci gençliğin yoğunlaştığı yer ise Siyasal Bilgiler Fakültesiydi. Örgütleyen ve organize edenler de onlardı. Geniş bir konferans ardından ADYÖD demokratik bir yöntemle kuruldu. Böyle bir konferans için de bütün okullardaki devrimci gençlik delegeleri seçildi. Devrimci gençler toplantılar yaptılar, kendi delegelerini seçtiler. O delegeler bir hafta boyunca tartıştı, program hazırladı, yönetim seçti. ADYÖD öyle var oldu. Haki arkadaş bu çalışmalara Ankara Üniversitesi Fen Fakültesinin temsilcisi olarak  katıldı. Önder Apo ve Kemal Pir arkadaş ile de çalışıyordu. Dolayısıyla çok dar da olsa Apocu Grup vardı, aynı görüşleri savunuyorlardı. ADYÖD tartışmalarında da birlikte hareket ediyorlardı. Çok yoğun olarak tartışan Önder Apo oluyordu. Tartışmalar günlerce sürdü.

Daha önce Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin gençliği herkesten habersiz böyle bir dernek kurmuştu. Gençlik ADYÖD’ü kurmak için değil de devrimci gençlik hareketini örgütlemek için toplantılar yapıyorlardı. Delegeler toplandılar, yoğun tartışmalar oldu. Geçmişin değerlendirmesi oldu, eleştiri yapıldı, özeleştiriler istendi. Tartışmalara en aktif katılan Önder Apo’ydu. Önder Apo yeni bir çıkış için özeleştirel bir yaklaşım istiyordu. 12 Mart sürecini ve ona karşı direnişi, onun sonuçlarını önemsiyordu. Yeni derslere ihtiyaç olduğunu görüyordu. Yeni fikirler kendisi geliştirmişti. Eleştiri ve özeleştiriyle herkes kendisini yenilemesini istiyordu. Eskiyi ucuz bir biçimde, anlamadan sürdürmeye çalışmasın istiyordu. Çünkü bazılarının yaklaşımı öyleydi. Zaten örgütler birkaç parçaya bölünmüş olarak zindanlardan çıktılar. Parçalanma ve dağılma eğilimi vardı. Onları toparlamak, birleştirmek, bir de eleştiri-özeleştiri ile yenilenmek önemliydi. Önderlik bütün bunların olmasını istiyordu. Bu temelde yoğun tartışıyordu. Haki arkadaş da bu sürece aktif olarak katıldı. Önderlik ile aynı görüşleri savundu. Önderliği destekledi, tutum koydu. Propaganda etti. Tartışmalara katıldı. O toplantıdan bir program çıktı. Sonrasında bir yönetim seçildi. Yönetimde hem Önderlik hem de Haki arkadaş vardı. Haki arkadaşın yönetim olmasını herkes kabul etti. 1974 Şubat-Mart’ında Ankara devrimci gençliği içerisinde bu düzeyde öncülük yapan, tanınan konumdaydı. Önderlik ile birlikte yürüttüğü çalışmalar çerçevesinde bu düzeyde tanınır hale gelmişti.

Örgüt kurulduktan sonra ADYÖD’cüler gelip “biz resmi olarak ADYÖD’ü kurmuşuz, ayrıca başvurmanıza gerek yok. Zaten o protokolü devlet kabul etmez. Programı, resmiyeti ayrı olsun. Buradakiler illegal kalsın. Biz resmi derneği verelim, ADYÖD adına çalışsın” dediler. ADYÖD’ün devlet resmiyeti önce kurulmuştu, devrimci resmiyeti ise belirtiğim toplantılarda oldu.

ADYÖD faaliyetlerine Haki arkadaş, Önder Apo ile birlikte aktif katıldı. Yaz tatiline kadar sürdü. Okullar 1 Ekim 1974’te yeniden açıldığında bütün fakülte ve yüksek okullarda ADYÖD bildiriler dağıttı. Faşistlerle çatışmalar ve eylemler oldu. On binden fazla genç katıldı. Haki arkadaş da ADYÖD yönetimi olarak bu bildiri dağıtımlarına aktif katılanlardandı.

Kurdistan tarihinde önemli bir dönemeci ifade eden 70’li yıllardır. Tarihi bir dönemeç de denilebilecek bir süreçtir. Önder Apo da ideolojik grup döneminin önemini hep vurguluyor. İdeolojik grubun, Apocu grubun ilk oluşumunu, çalışma tarzını bire bir yaşayanlardansınız. İdeolojik grubun çalışma ve örgütlenme biçimine ilişkin neler belirtebilirsiniz?

Apocu grup ADYÖD içerisinde giderek aktifleşti. Zaten ADYÖD içerisinde grup vardı, ‘Apocular’ deniliyordu, herkes dikkate alıyordu. Önderliğin, Haki ve Kemal arkadaşın tartışmalarını ciddiyetle dinliyorlardı. Teorik bilinç olarak hem derinlik hem de sistem bakımından ileri bir düzeyleri vardı, tartışmalarda etkiliydiler. Pratik eylemde de öncüydüler. Doğru karar veriyor, önde yürüyorlardı. Dolayısıyla saygınlıkları, etkinlikleri vardı. Sayıları azdı ama etkileri çoktu. Onun için dikkat çekiciydiler. Herkes anlamaya çalışıyor, tartışmak istiyorlardı. ADYÖD faaliyetlerine öyle katılım oldu.

Yeni öğretim yılına girerken bir planlama oldu. Artık o evden çıkıldı, yeni evler tutuldu. Önderlik, Cuma arkadaş, Fuat arkadaş bir ev tuttular. Haki arkadaş Fen Fakültesindeki diğer devrimci öğrenciler ile bir grup, biz ise ayrı bir ev tuttuk. Kemal Pir arkadaş ev tutmadı, o sürekli hareket ediyordu. Nerede evler olursa oraya giderdi. Okulu bırakmış pozisyondaydı. Üniversitedeki devrimci öğrencilerle ilgiliydi, mahallelerde çalışıyordu. Tuzluçayır gençliği ile tanışmıştı. Çok fazla bir yerde kalma durumu yoktu. Fakat Apocu grubun diğer üyeleri iki ev biçiminde örgütlendi. Önderlik ve Cuma arkadaşların kaldığı ev Yukarı Ayrancı’daydı. Biz Dikimevi’nde bir ev tuttuk. İki ev birbirini tanıyordu, ilişkiliydi, gidip geliniyordu. Fakat 74-75 öğretim yılına iki ev olarak girdik.

Kaldığımız evde beş kişiydik. Üçü de bizim fakültedendiler. Birisi Vartoluydu. Birkaçı da Egeliydi. Onlar daha sonra yerel kaldılar, profesyonelleşmediler. Yağmur yağınca Yukarı Ayrancı’daki evi su bastı, kullanılamaz oldu. Yeni ev arayışına girdiler. Böyle olunca bizim kaldığımız ev daha fazla hareketin yükünü kaldıran eve dönüştü. Arkadaşlar daha çok geliyor, bizim evde kalıyorlardı. Esas Yukarı Ayrancı’da daha önceki Bahçelievdeki evi da aşan düzeyde bir merkezi çalışmanın yapılması öngörülüyordu. Ev kullanılamaz olunca söz konusu rolü daha çok Dikimevi’ndeki bizim ev oynadı. Zaman zaman Önderlik de gelip kalıyordu. Başka evlerde de kalıyorlardı ama daha çok toparlanılan yer, Dikimevi’ndeki kaldığımız ev oldu.

ADYÖD, Kasım sonu Aralık başı basıldı, kapatıldı. 150’den fazla kişi tutuklandı. O tutuklananlar içerisinde birçok genci Mamak’a götürüp sorguladılar, üç gün emniyette kalındı, sonra Mamak cezaevine götürdüler. On gün sonra bıraktılar. Önderlik, Haki arkadaş, Fuat arkadaş, biz vardık. Kemal Pir de dernekteydi. Daha sonra anladık ki, Kemal Pir arkadaş bir fırsatını bulup kaçmıştı.

ADYÖD’ün dağıttığı bildirilerden sonra çatışmalar çoktu. Birçok yerde okullar açılış yapamadı. Özellikle karma olan yerlerde üniversiteleri hangi gençlik ele geçirecek mücadelesi çok öne geçti. MHP’liler, faşistler birçok yeri ele geçirmek istediler, devrimcilere bırakmak istemiyorlardı. Beşevler’de, Yıldırım Bayazıt çatışmalıydı. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi hiç açılamadı. Sabahtan akşama açılışa gidiyorlardı, çatışmaydı. Gruplar karşılıklı vuruşuyordu. Giderek silah da kullanılmaya başlandı. Günler böyle geçti. Okul hiç başlangıç yapamadı. Diğer alanlara da o çatışma durumu yansıdı. Bütün bunlar ADYÖD’den yönetiliyordu. Gençler toplanıp tartışıyor, karar ve plan oluşturuyorlardı. Faşist saldırılara karşı o temelde mücadele ediyorlardı. Yoğun bir mücadele vardı. Haki arkadaş bu mücadeleye aktif katıldı. Kemal Pir zaten en öndeydi. ADYÖD’deki çatışmaları yönlendirmede iki arkadaş aktif rol oynadılar. Hem tartışmalarda hem de karar ve eylemlerin yönlendirilmesinde Önderlikle birlikte en çok katılan arkadaşlardan oldular.

ADYÖD bu eylemleri yönlendiriyor diye bazı pasifist çevreler gelip engellemek istediler. Haki arkadaş bir grubun önüne geçti, onları merdivenlerden aşağı attılar, içeriye sokmadılar. Öyle bir aktivitesi vardı. Aslında derneği kapatabilmek için tutuklamalar yaptılar. O arada binayı kapattılar, binayı mühürlediler. Böylece ADYÖD süreci bitince, gençlik benzer biçimde örgütlenmeye çalıştı ama yönetim Dev-Yol’cu oldu. AYÖD kuruldu. Yönetim tek bir grup oldu. ADYÖD’ün yönetiminde belli başlı bütün grupların temsilcileri vardı, herkesi birleştirmişti. AYÖD, Dev-Yol’un gençlik örgütü gibi oldu. Öyle olunca diğer gruplar ayrıldılar, kendi derneklerini kurdular, kendi gruplarını örgütlediler, dergilerini çıkarttılar. AYÖD’de temsil bulamayınca böyle oldu. Apocu grup ise dernek kurmadı, dergi çıkartmadı ama bir yandan gençlik eylemleri üniversitelerde olduğunda katıldılar, pratikten geri durmadılar. Diğer yandan ise Apocu grubun örgütlenmesine daha çok önem verdiler.

ADYÖD kapatıldıktan sonra 1975 yılında baştan sona kadar Önderlik daha fazla Apocu grubun örgütlenmesiyle uğraştı. Tartışmalar ve toplantılar yaptı, eğitimleri örgütledi. İdeolojik grup gelişme gösterdi. Ankara’ya gelip giden Kurdistanlı gençler ile tanışıldı. Kurdistan’da kendi yöreleriyle tatile gidince bir takım şeyler götürülüp propaganda etmek üzere çalışmalar yürütüldü. Kısmen etki Kurdistan’ın bazı yerlerine de taşmaya başladı ama Ankara’ya gelen Kürt gençliği içerisinde Apocu grup bir etkinlik kazandı. O yıl diğer Kürt grupları da dergi çıkardılar, dernek kurdular. DDKD gibi kimisi dernekle anıldı. Rizgari, Özgürlük Yolu gibi kimisi dergiyle anıldı. PKK ne dergi çıkarttı, ne de dernek kurdu. Dergicilik ile dernekçiliğe karşıydı. Deşifre eder diyordu. “Dergi ve dernek ile Türk sömürgeciliğine, soykırımcılığına karşı mücadele edilemez. Sömürgeci soykırımcılık şiddet içeriyor, askeridir, dolayısıyla askeri mücadele gereklidir” diyordu. Düşünceler farklıydı. Büyük bir mücadeleye hazırlanıyorlardı. O halde örgütlenme ve çalışma tarzları düşüncelerine uygun olmalıydı. Reformist, legal tarzla bunu yapamazlardı. O grupları legalist ve reformist olmakla eleştirdi. Kendisi illegal ve gizli çalıştı. Kendisini deşifre etmemeye çalıştı. Önderlik “insanların kulaklarına gizliden fısıldıyorduk” dedi. Apocu grup öyle bir tarzla çalıştı, evlerde örgütlendi. Komünal yaşamı daha ilk evlerden başlattı. Bahçelievler’deki Önderliğin Haki arkadaşlarla kaldığı ev ilk evdi. İkincisi, Dikimevi ve Yukarı Ayrancı’daki ev öyle oldu. Ondan sonra 1975-76 öğrenim yılında Dikimevleri’ndeki evi Anıt Tepe tarafına taşıdık. Orada bir apartmanın bodrum kısmını kiraladık, oraya taşındık. Orası daha fazla bir merkezi rol oynadı. Apocu grubun Ankara’daki örgütlenme ve yönetme merkezi gibiydi. Önderlik de gelip çoğu zaman bu evde kalıyordu ama diğer evlerde de kalıyordu.

Önder Apo Ayrancı’daki evden sonra sabit bir evde kalmadı. Bir süre bir evde, bir süre başka bir evde kalıyordu. Tanınan, sempatizan olan gençlerin evlerinde hareket etti. Legal hareketi bıraktı. Tümüyle illegal tarzda hareket etti. Açık etkinliklere fazla katılmadı. Bu tür çalışmaları Haki arkadaş ve diğer arkadaşlar yapıyorlardı.

74-75 kışında Dikimevi’nde grubun merkezi olan evi evirip çeviren Haki arkadaştı. Ardından 75-76 kışında Anıttepe’deki evi birlikte tuttuk. Orası tümüyle bir merkez oldu. O süreçte Ankara’daki çalışmalara aktif katıldı.

PKK tarihinden biliyoruz ki, 76 başından itibaren Kurdistan’a dönüş kararı ve pratiği gelişiyor. Bu karar temelinde Haki Karer yoldaş Kurdistan’a giden ilk Apoculardan birisidir. Haki Karer yoldaş, ilk ve sonrasında nerelerde faaliyetlerde bulundu ve çalışma tarzına ilişkin neler belirtilebilir?

76 başından itibaren Kurdistan’a dönüş kararı ve pratiği gelişince Haki arkadaş ilk dönenlerden biri oldu. Serhat tarafına gittiği ifade ediliyor. 76 sonunda Wan’da deprem olmuştu, oraya da gitmiş olabilir. Bütün alanlardan Apocu gruptan deprem bölesine gidiş olmuştu. Antep grubu da gitmişti. Serhad-Bazîd tarafında uzun süreli kalmadı ama kısa süreli görevler için birçok yere gitmiştir. O süreçte çalışmak için Batman’a gitti, bir süre kaldı. Batman’da ilk temelleri Haki arkadaş attı. Sonra dil sorunu çıktı, bir de milliyetçi gruplar biraz etkiliydiler, teşhir ediyorlardı. Öyle olunca Mazlum arkadaş kaldığı yerden çalışmaları devam ettirdi. 76 yazında bir dönem Adana’da beraber çalıştık. İki ay gibi bir süreydi. Adana’daki ilk gruplaşma o zaman oldu. Hem gençlik içinde hem de öğretmenler, işçiler içerisinde çalışma yürütüldü. Mevsimlik işçilik de çoktu, onlar arasında çalıştık.

Sonrasında yaz sonunda Antep’e geçti. 18 Mayıs 1977’de şehit düşene kadar Antep’te çalıştı. Zaman zaman Antep çevresindeki şehirlerde de çalışma yürüttü. Ankara’ya 76 sonu 77 başındaki toplantı için gitti. Daha sonra Antep’te çalıştı. Antep’te önceden de çalışma vardı, belli bir gelişme sağlamıştı, fakat bir örgütsel sistem kazanması, eğitimlerin sisteme girmesi, komün evlerinin düzene girmesi, gençlik içerisinde, işçiler içerisinde düzenli çalışma yürütme, bir de sosyal şovenizme karşı mücadeleyle, aynı zamanda faşist gerici çevrelere karşı da ilk eylemlerin yapıldığı süreç, 76-77 kış süreci oldu. Haki arkadaşın bulunduğu ve yönettiği süreç oluyor. Diğer birçok arkadaş da Antep’te çalışıyordu ama Haki arkadaş gittikten sonra Antep merkez oldu. Fiili olarak PKK’nin Kurdistan çalışma merkezi Antep’ti. Bildiriler oradan yayınlanıyordu, talimatlar oradan alınıyordu. Önderlik daha çok Ankara’daydı. İlk taktik açılımlar, yeni eylemlilikler oradan gelişiyordu. Haki arkadaş bunlara öncülük etti. Eylem yaptı, eğitimleri örgütledi, işçilik yaptı. Devrimci gençlik hareketini örgütlemek için her türlü çalışmayı yürüttü. Antep önemli bir devrimci merkezdi. Yeni büyüyüp gelişiyordu. Kurdistan’ın metropolü durumundaydı. Başta Urfa olmak üzere tüm Kürt kentlerinden gençler yoğun geliyordu. İşçi ve öğrenci olarak geliyordu. Yoğunlaşmış geniş bir Kürt kitlesi vardı ve işçi ve öğrenci olarak çoğu da gençti. Bunlar içerisinde PKK hızlı bir gelişme sağladı. İlk kadrolaşma hareketini Antep’ten geliştirdi. Onlarca komün evi oluşturdu, eğitim grupları ortaya çıkardı. Gençlik ve işçiler arasında büyük bir grup haline geldi. MHP’nin de o alanları örgütleme çabaları vardı. Faşist MHP çevreleriyle mücadeleye öncülük eder konuma ulaştılar.

Mayıs başında Önder Apo’nun Antep’te yaptığı toplantıyı organize ediyor. Antep sorumlusudur. 1977’nin başında Ankara’daki toplantıya katılıyor, ondan sonra resmi olarak Önderlik yardımcısıdır.

Haki arkadaş, Önderlik ile tanıştıktan sonra kendisini bir davaya adamış, amaca bağlanmış, 24 saat o amaçla yaşayan, onun gerekliklerine göre hareket eden bir kişilikti. Son derece planlı, programlı hareket ediyordu. Olgun bir kişilikti, güven vericiydi. Konuşurken heyecanlıydı, gür sesle konuşuyordu. Son derece planlı, dikkatli ve ölçülü hareket eden birisiydi Zamanını boşa harcamazdı. 24 saat planlı hareket ederdi. Yaşamı, çalışması ona göreydi. Yapılacak bir iş görürse kendisi yapardı. Arkadaşlarıyla birlikte hareket etmişse planlama yaparlardı, öncülük ederdi. ‘Gelin şunu yapalım, bunu yapalım’ derdi. Herhangi bir iş kalmışsa onu yapardı. Yemek yapılmamışsa yemek yapardı, bulaşık yıkanmamışsa bulaşık yıkardı, çamaşır yıkanmak gerekiyorsa çamaşır yıkardı. Bu tür işleri yapmaktan hiç geri durmazdı. Yaşama bütünlüklü katılırdı. Bir de planlıydı. Kendine zaman ayırıyordu, fakat boş sohbetlerle zaman öldürmezdi. Ya tartışma fikir alış verişi olabilir ya da okurdu, olduğu yeri bir okula dönüştürürdü. Arkadaşları okumaya teşvik ederdi. Evleri bir kütüphane gibiydi dedi; aslında Haki arkadaş da bir kütüphane gibi çalıştı. Devrimci için yararlı gördüğü elinde neyi varsa herhangi bir devrimciyle tanıştığında onunla paylaşırdı. Örneğin bu bir kitapsa okumasını isterdi. Bir kitabı on yere, yirmi yere dağıtırdı, ondan alır öbürüne verir okuturdu, o kişi okuyunca alır öbürüne verirdi. Böyle bir organizatör gibi hareket ederdi. Bundan hiç yorulmaz, bu küçük bir iştir demezdi, tam tersine en temel devrimci çalışma olarak bunları yapardı. Ciddi ve samimi bir insandı. Karşısındakinde saygı ve sevgi uyandırmayı bilen bir insandı. Tanıyan herkes bağlanıyordu, çünkü kimseyi incitmiyordu, herkese yardımca oluyordu. Bir şeyler öğretiyordu. Bir şeye yönlendiriyordu. İnsanlar ondan bir şeyler alıyordu, öğreniyordu. Dolayısıyla güç ve destek verdiği için insanlar da bağlanıyorlardı. Önemli bir birikime sahipti. Gelişmeleri anı anına takip eden birisiydi. Sürekli okuyup inceleyendi. Daha çok da eğitim, propaganda, eylem, ve örgütleme çalışmalarını yürütüyordu. Tam bir örgütçüydü, etkili bir yöneticiydi. İnsanları kırmaz, incitmezdi ama hiç kimsenin geri ve gerici yanlarıyla da uzlaşmazdı. Uygun yöntemler ile mücadele ederdi. Kimseyi kırmadan ikna ederdi. Son tahlilde tavır gerektiriyorsa tavır alırdı. O konuda herhangi bir zayıflık hiçbir zaman göstermezdi.

1976 Mayıs’ında Suruç’ta yapılan mitinge katıldı. Fevzi Aslansoy’un cenaze töreniydi. Haki arkadaş ile birçok arkadaş katıldı. Önderlik de katıldı. Çok ilginçtir; bir yıl öncesinden Fevzi Aslansoy da 18 Mayıs 1976’da katledilmişti. Halkın Kurtuluşu grubundan ayrılıp bize katılıyordu, son aşamadaydı. Hacettepe’de öğrenciydi, üniversitenin yurduna gelirken faşistler pusu kurup vurmuşlardı. Önderlik ‘hem bizim arkadaşımız olmuştu’ demişti hem de ‘Suruç’ta cenaze törenini ancak biz yapabiliriz, biz olmazsak kimse etkinlik yapamaz, dolayısıyla bu cenaze törenini yapmak bize düşüyor’ diyerek bizzat Önderlik öncülük etti. Biz bir bildiri hazırlayıp ‘Kurdistan Devrimcileri’ adına bildiriyi dağıttık. PKK’nin Kurdistan’da ilk büyük kitle eylemi Fevzi Aslansoy’un cenaze törenidir. Muhtemelen 22-23 Mayıs’tı. Yağışlı ve çamurlu bir ortamdı. 10 bin civarı katılım olmuştu. PKK, “Kahrolsun Sömürgecilik”, “Yaşasın Bağımsızlık” gibi sloganları ilk orada attı. Pankartlar taşındı, Jandarma saldırdı, çatışmalı durumlar oldu. Tutuklananlar oldu. Hayri arkadaş, Kemal arkadaş, birçok arkadaş bu törende tutuklandı. Bir süre Diyarbakır’da cezaevinde kaldılar. Haki arkadaş da o eyleme katılmıştı yakalanmalar olunca bahçelerin içerisinden kaçmayı başarmıştı. Biz Ankara’daydık sabah erkenden kapı çalındı kapıyı açtığımızda Suruç’un çamuruna batıp geldiğini gördük. Aradan arabaya binip Ankara’ya gelmişti. Öyle bir eyleme de katılımı oldu.

Önderliğin yürüttüğü toplantılara katıldı. Zaten kendisi sürekli toplantı düzeninde çalışıyordu. Bunları belirtebiliriz.

Önder Apo, Haki Karer ve Kemal Pir yoldaşlar için “iki bozulmamış Karadeniz çocukları” demişti. Toplumsal kişiliklerdi, moderniteye bulaşmamışlardı, kapitalist modernitenin izini ve etkilerini taşımayan kişiliklerdi. Yöre özelliklerini taşıyordu, toplumsal özellikleri taşıyordu. Devlet, iktidar, egemenlik, küçük burjuvalık, modernite bunlara hiç bulaşmamıştı. Önderlik “Modernite beni yutamadı” dedi. Gerçekten de modernite Haki arkadaşı da yutamamıştı. Küçük burjuva yapmacıklarını hiç yapamazdı. Ne söz olarak ne davranış olarak ne de giyim kuşam olarak becerebilirdi. Halkçı ve emekçiydi. Bulunduğu yerde insanlar nasıl giyiniyor ve yaşıyorsa öyle davranırdı. Kendi yöresindeki toplum nasıl giyiniyor, yaşıyor ve konuşuyorsa öyle konuşurdu. Bir toplum insanıydı. Özgür birey demokratik toplumculuğunu en iyi yaşayan, temsil eden, ondan kopmamış onun özelliklerini taşıyan bir kişilikti. Küçük burjuvanın kırk kalıba girmelerinden nefret ederdi. Hiç itibar etmedi. En çok mücadelesi bu tür söz ve davranışlara, bu tür kişiliklere karşı oldu. Yapmacık küçük burjuva davranışlarını her zaman eleştirdi. Doğal bir insandı. Bilinçli ve örgütlü bir insandı. Emekçi öncü bir devrimciydi. Halktan biri gibi yaşadı ve savaştı. Yeni düşüncelerle öncülük etti, herkesi de etkiledi. Önder Apo’nun düşünce sistemini en iyi kavrayan ve en yaratıcı tarzla uygulayandı. Dolayısıyla örgütsel yönetim görevini yürüttü. Önderlik bir yandan daha çok teorik ve ideolojik öncülük görevlerini yürütürken Haki arkadaşta örgütsel ve eylemsel öncülüğü Ankara’da sonra da Antep üzerinden yürüten ve komuta eden Haki arkadaştı. Merkezi olarak yönlendiren bir hareket olarak yöneten Haki arkadaştı.  Birey olarak hareket edip örgüt kuran değil, bir örgütlü hareket etmeyi ve yönetmeyi sağlatan, sürdüren Haki arkadaştı. Onun için şehadeti herkesi etkiledi.

Haki Karer yoldaşın katledilmesi örgütlü bir saldırıydı. Bu saldırıyla hedeflenen neydi? Katliama nasıl bir cevap verildi?

Şehadeti üzerine Önderlik ‘Bu bir tehdittir’ dedi. ‘Bir darbe girişimidir. Hareketi yok etmek üzere örgütlü bir saldırıdır’ dedi ve ‘kafamızdan kaynar sular dökülür gibi hissettik’ dedi. Bütün örgüt en derinden etkilendi. Şu mesaj verildi, ‘devam edenin sonu bu olacak, dolayısıyla herkes bıraksın’ mesajıydı. Dolayısıyla herkes yeniden karar verdi. Karar veremeyenler döndüler. PKK’de ilk elenme ülkeye dönüş ile başladı ama esas elenme, Haki arkadaşın şehadeti ardından oldu. Bazıları korkudan kaçıp gittiler. O kadar etkili bir husustu.

PKK’de kişiler tanınıyordu, devrimci çalışmaya katılıyorlardı fakat kimdirler, nedirler çok bilmiyorduk. İsim biliniyordu, eğer takma isimse esas isim bile bilinmiyordu. Antep’te Haki arkadaş vurulunca Antep’te olan hiçbir arkadaş ne yapacağına karar verememiştir. Kimdir, nereyle ilişki kurulacak, ne yapacak bilemiyorlar. Biz Diyarbakır’daydık bir araba ile üç kişi bulunduğumuz yere sabah erkenden geldiler. Kapıyı çaldılar, açtık, hayırdır dedik. Dediler; durum böyledir, ne yapacağımızı bilmiyoruz. Haki arkadaş en çok tanınan, öncülük eden olmasına rağmen kimse “Kimdir, nerelidir” bilememişler. Ben Ordu Ulubey’e birlikte gittiğim için biliyordum. Ben Antep’e gittim, ilişki kurdum ve kardeşlerini çağırdım. Yoksa oradaki arkadaşlar bilebilecek durumda değillerdi. Sonra Ankara’da Önderliğe bilgi verildi, geldi. Bütün Kurdistan’da duyan herkes geldi. Önderlik olmasaydı kesinlikle çatışma olacaktı. ‘Bir provokasyondur’ diye Önderlik önledi. Cenazesi arabalar ile Ordu’ya götürüldü. Büyük bir cenaze töreni ile kaldırıldı. Alanda tanınıyordu. Ordu çevresinden epey genç gelip cenaze törenine katılmıştı. Herkes de seviyordu. Bunu orada gördük. O döneme göre büyük bir cenaze töreni oldu. Ertesi yıl mezarını yaptık. Önderlikle birlikte gidip aileyi ziyaret ettik. Türbesini yapmak için Elazığ’dan mermer götürmüştük, sonra düşmanın kırdığını söylediler. Zaten kendi arazileriydi orada toprağa verildi. Aile öyle istedi. Zor bir dönemdi, birçok arkadaş vardı. Bir gece kaldık, tartışmak istedik ama konuşma bile yapamadık. O ortamda etkilenme düzeyi fazlaydı.

Haki Karer yoldaşın katledilmesi bir dönemeç oldu. Önder Apo savunmalarda “o zamana kadar PKK’nin nasıl gideceği ve pratikleşeceği belli değildi” dedi. Böyle bir gelişmenin bu biçimde olmasını Haki Karer’in katledilmesi olayı yönlendirdi. PKK iki yönde açılım yaptı. Bir, devrimci intikam savaşı başladı. Ajanlaşmış yapı kurum ve kişilere karşı devrimci şiddet temelinde mücadele süreci Haki Karer’in intikamının alınmasıyla başladı. Böyle bir intikama karar verdi. O zamana kadar PKK silahı çok planlı kullanmıyordu. Çeşitli gençlik olaylarında çok az kullansa da bireyseldi, karar verip plan yaparak hiçbir silahlı büyük eylem yapmamıştı. İlk büyük silahlı eylemi Haki Karer’i katledenleri cezalandırmak oldu. Bu oldukça etkili de oldu. PKK altı ay bununla uğraştı. O günden bu yana sürüyor. Aslında meşru savunma savaşını, öz savunma savaşının başlangıcını oraya götürebiliriz. Silahlı şiddet kullanımı öyle başladı.

Antep toplantısından önce Amed’de toplantı yapmıştık. Önderlik Ortadoğu’yu, dünyayı, Kurdistan’ı sekiz saat boyunca değerlendirdi. En sonunda “Böyle bir sömürgeciliği yıkmak için ulusal kurtuluş savaşından başka seçenek yoktur” diyerek bitirdi. Kemal Pir arkadaş hemen soru sormak istedi. “Toplantıları hep böyle söyleyerek bitiriyorsunuz, toplantılarda bunu söylüyorsunuz, şimdi de bir şey belirtmeyecek misiniz? Bu savaş nerede ve nasıl başlayacak?” dedi. Önderlik bir şey demedi ve toplantıyı bitirdi. Çünkü nerede, ne zaman, nasıl başlayacaktı, belli değildi. PKK o zamana kadar bir düşünceydi, bir tasarımdı. 18 Mayıs 1977’den sonra başladı. Nasıl başladı? Devrimci İntikam Savaşıyla başladı. Faşist soykırımcı güçlerin katliamcı saldırılarına karşı kendini savunma direnişi, savaşı olarak başladı. Bunları Haki Karer’in katledilme olayı ortaya çıkarttı. İkincisi, partileşme oldu. Önderlik “Partileşmeye karar verdik. PKK, Haki Karer’in anısının örgütlenmesidir” dedi. İki temel karar alındı. Bir, silahlı direnişe başlamaydı. İkincisi, partileşme sürecini başlatma kararıydı.

Önderlik 1977’nin Eylül’ünde Antep’te Parti Programı taslağını yazdı. Böylece program anlatımındaki ilke ve amaçlarda Haki Karer gerçeği yaşatılır hale getirildi. Partileşme böyle başladı. Ardından o süreç parti kuruluşuna gitti. Dolayısıyla PKK ve onun devrimci şiddet temelindeki direnişi de Haki Karer’in anısına yaşanan gelişmelerdi. Böyle bir sürecin 45. yılı içerisindeyiz. 45 yıldır büyük bir parti öncülüğü, partisel gelişme var ve her türlü geriliğe, gericiliğe karşı devrimci şiddet temelinde bir özsavunma savaşı var. Haki Karer böyle bir partileşme ve direnişte yaşıyor.