Şizofrenik zihniyet – Rauf KARAKOÇAN

Türkiye’nin elini kolunu bağlayan Kürt sorununun yanlış teşhislerden dolayı tedavisi de bir türlü mümkün olmuyor. Yanlışlarda ısrar ederek, hataların tekrarından kurtulmak pek mümkün olmuyor. Gelinen aşamada ise ülkenin geleceğini Kürtler belirler hale geldi. Siyasetin belirleyici aktörü Kürtler olduğunu bizim söylememize gerek yok. Kamuoyu yoklamalarına bakıldığında önümüzdeki seçimin kederini Kürtler belirleyeceği konusunda hemen herkes hem fikir.

Kürtlerin belirleyici konumu, sadece siyasi açıdan değil elbet. Ekonominin düze çıkmasında da başat bir konudur. Ülkenin kaynaklarını fütursuzca, lüzumsuzca, anlamsız yere Kürtleri imha etmek için yıllardır sürdürülen savaşta tüketildi. Bu sorun hal edilmediği müddetçe ekonomideki kambur yükten kurtulamazlar.

Kürt düşmanlığı diğer alanlara da sirayet etti. Yürütülen kirli özel savaş ülke kaynaklarını tüketmekle sınırlı olmayıp toplumsal çürümeyi de beraberinde getirdi. Çöktürme planlarıyla ‘Kürtlere diş çöktüreceğiz, bitireceğiz’ derken ahlaki çöküntüye, kültürel yozlaşmaya yol açtılar. Toplumun bütün dinamiklerini tükettiler. Ülkenin altından kalkamayacağı ek sorunlar peydahladılar. Diplomatik ilişkilerde ‘değerli yalnızlık’ kavramıyla izah edilen bir duruma geldiler.

Mültecilik konusuna rantçı yaklaştılar. Bir yandan AB fonlarından kazanç sağlamak, bir yandan siyasetin malzemesi haline getirerek dış dünyaya karşı şantaj aracı olarak kullandılar. Mültecilere insani boyutuyla yaklaşma yerine çıkarcı yaklaşarak hatırı sayılır oranda yatırım yaptılar. Paralı asker devşirip Libya, Suriye ve Karabağ’da savaşa sürdüler. PKK’ye karşı yürütülen operasyonlarda ölüme gönderdiler. Çete guruplarıyla harmanlanan mültecilerden askeri birlikler oluşturarak Kürdistan coğrafyasına yapılan işgal operasyonlarında kullanıyorlar.

Kürt düşmanlığı, Türkiye’nin başına gelmiş en büyük felaket olmaya devam etmektedir. Toplumu kutuplaştırarak, birlikte yaşamı çekilmez hale getirdiler. Yasaklar, tutuklamalar, işkenceler, tecavüzler, çocuk istismarı, kadın ve doğa katliamı, her türlü keyfi uygulama ile hukuku katlettiler. Gerici, yobaz yaşam tarzını egemen kılmak adına laik değerlere saldırıyı alışkanlık haline getirdiler. Sanata ve sanatçıya düşman oldular. Müziği, tiyatroyu, konseri, festivali engellediler.

Düşünce ve ifade özgürlüğünü hakaretten saydılar. Eski İstihbarat Şefi Sabri Uzun, Canan Kaftancıoğlu hakkında yaptığı sosyal medya paylaşımı ve yine Eski Emniyet Şefi Hanefi Avcı’nın Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasını (AHİM kararına atfen) savunduğu için rütbeleri söküldü. Bu iki isim, devletin tepe noktalarında yer alan ve devletin mahremiyetini bilen şahsiyetler olmasına rağmen fikir açıklama hürriyetleri yoksa, peki Kürtler nasıl konuşabilir? Kürtlerin konuşması bir yana Kürtler hakkında konuşmak bile mümkün değildir. Kürde bulaşan, iki çift laf eden gözden düşürülmeye yetiyor.

Hastalıklı beyinler ile yönetilen ülkenin geldiği nokta bellidir. Görünen köy kılavuz istemez. Ülke ve halk olarak gelinen aşamada yeniden sosyolojik bir tanıma ihtiyaç vardır. Yönünü şaşırmış, gelişme potansiyelini yitirmiş, kalıplara mahkûm edilmiş, korkutulmuş, sindirilmiş bir toplumun cidden bir tedaviye ihtiyacı vardır. Şiddet sarmalında türbülansa giren toplumun geleceği karartılmıştır. Düşünemez, sorgulayamaz hale gelmiş, biat etmeye alıştırılmış ‘kesin inançlılar’ yani at gözlüğüyle yaşama bakar olmuştur. AKP-MHP iktidarının bunca kötülüğüne karşı peşinden giden sürü toplumunun zihniyet yapısı hastalıklıdır.

Kürtlere yapılan mezalimleler yıllardan beridir devam ede gelmiştir. Son bir örnek, Van’ın Başkale ilçesi Xaşkan (Esenyamaç)-Sersul (Onikidere) mezrasına baskın düzenleyen askerlerin görüntüleri kamuoyuna yansıdı. Kim nasıl okuyor bu görüntüleri? Bazıları inanılmaz buluyor, bazıları ise ‘gerçek mi’ diye soruyor. Düşman topraklarında, düşman bir halka yapılan bu muamele yeni bir durum değildir. Bir de ‘infial yarattı’ diyorlar. Yarım asırdır Kürt özgürlük mücadelesine karşı süren vahşetin sadece küçük bir yansımasıdır. Bu infial çoktan yaratılmalıydı. Oysa şimdi herkes ceremesini çekiyor.

İnsanın kanını donduracak, insanlığından utandıracak o kadar çok arşiv var ki hangi birisini deşelim. Her hafta Cumartesi anaları bu topluma ne anlatıyor acaba, insafa gelip kulak kabartan var mı? Türk devletin uyguladığı terör Kürtlerde bir hafıza oluşturdu. Dehşet dengiz olaylar, travmalar, kolay kapanamayacak yaralar. Bütün bunlara rağmen ülkenin geleceği adeta Kürtlere endekslenmiş durumda. Kürtlerin varlığı ve gösterecekleri tavır Türkiye’nin yön tayin etmesinde belirleyicidir. 

İnkâra gelinmez bir hakikat, ortada duran bir gerçek var.  İnkâr ve imha saldırılarıyla bir türlü bitirilemeyen Kürtler direngen ve mert bir toplumdur. PKK ile politikleşmiş, mücadele içinde pişmiş bir halktır. En azında bundan sonra Kürtler için hesap yapanlar hastalıklı zihniyetten kurtulurlar.  Aksi taktirde yine yanlış hesap yaparlar.

Bütün bedbahtlıklara rağmen, katliamlara, soykırımlara, imha girişimlerine karşı direnen Kürt halkı onurlu yaşamaya, bunun için mücadeleye karar kılmıştır. PKK de bunun nişanesidir. Devletin zihniyetinde Kürt olmak tehlikelidir. Alevi Kürt olmak daha da tehlikelidir. PKK’li Alevi Kürt olmak ise çok daha tehlikelidir. Devletin Kürtler hakkındaki zihniyeti şizofrendir. Bu faşist devlet için aslına uygun yaşamak, Kürt olmak, Alevi olmak ve PKK’li Alevi-Kürt olmak insan olmanın onur payesidir.

ANHA