​​​​​​​Saldırının Koordinatörü Türkiye-AHMET BİRSİN

5 bin DAİŞ’li tutuklunun bulunduğu Hesekê yer alan Sinaa Cezaevi’ne 20 Ocak akşamı DAİŞ’li çeteler tarafından planlı ve organize bir saldırı gerçekleşti. Saldırının kapsam ve mahiyetine bakıldığında başarılı olması dahilinde hem Kuzey doğu Suriye açısından oldukça kritik bir süreç baş gösterecekti hem de Ortadoğu ve uluslararası toplum açısından tehlikeli bir döneme girilecekti. 5 bin azılı çetenin kurtarılması sonrası muhtemelen ikinci saldırı alanı Reqa olacaktı. Böylece DAİŞ yeniden hortlatılacaktı. Yani yeni baştan toplu katliamlar, pazarlarda satılan kadınlar, kelle kesen fanatikler, Ortadoğu ve Avrupa meydanlarında yaşanan patlamalar manşetten inmeyecekti. Bu yönüyle uluslararası toplum ve Kuzey doğu Suriye halkları olarak bu saldırıda şehit düşenlere ve elbette QSD’ye çok şey borçlu.

Ancak halen her şey bitmiş değil. Böylesi bir saldırıyı çok yönlü ele almakta yarar var. Kaldı ki, Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi de saldırıyı sadece Sinaa Cezaevi’ne yapılan saldırıyla ele almamakta, daha geniş bir planın parçası olarak görmektedir. Doğrusu da budur. Bunun için kapsamlı bir karşı operasyonla cevap vermektedir. Çünkü DAİŞ mevcut gücüyle böylesi bir saldırıyı yapabilecek durumda değildir. Çeşitli alanlardan toplanmış bu kadar DAİŞ’liyi silahlandırıp, Kuzey ve Doğu Suriye’ye sokmak önemli bir istihbarat gücünün desteğiyle olur. Zaten yakalanan çetelerin verdiği bilgilere bakıldığında Türkiye’nin denetiminde olan Serêkaniyê ve Girê Spî’den ve az bir kısmı da Irak üzerinden girdiği anlaşılmaktadır. Bu güçlerin içinde farklı uyruklu kişiler de vardır. Bu yönüyle Kuzey ve Doğu Suriye halkları tam bir suç konsorsiyumu ile karşı karşıya kalınmıştır.

Son dönemde Irak’ta DAİŞ saldırılarının arttığı bilinmektedir. Kazımi eski bir istihbaratçı olarak Irak’ta iktidarda kalmak için Türkiye ile ortak hareket ettiği basına da birçok yönüyle yansımış durumdadır. Özellikle Şengal’e yapılan saldırılar bunun en açık göstergesidir. Yine Suriye rejiminin ve istihbaratının son dönemdeki Türk istihbaratıyla ilişkileri dikkate alındığında ve özellikle Suriye rejiminin DAİŞ’e yönelik QSD’nin mücadelesini karalamaya çalışması, “savaş suçu işleniyor” biçiminde DAİŞ’e destek verip Kuzey ve Doğu Suriye yönetimini Arap halkıyla karşı karşıya getirme planları ve bunun için aşiretlerle alttan alta görüşmelere girişmesi bu dönemde fazlasıyla yaşandı. Dolayısıyla istihbarat örgütlerinin birbirleriyle çelişki ve çatışkısı olsa da Kuzey ve Doğu Suriye halklarının mücadelesi karşısında birleşilmiştir. Bu yönüyle saldırı DAİŞ eliyle olsa da uluslararası ve bölgesel güçlerin ortaklaştığı bir çıkar saldırısı olarak ele almak daha doğrudur. Türkiye bu saldırıyı planlayıp, koordine etmektedir.

Dikkat edilirse Sinaa Cezaevine saldırı gerçekleştirilmesinin akabinde işgalci Türk devleti tarafından gerçekleştirilen peş peşe saldırı haberleri düşmeye başladı. Saldırının odağında M4 Karayolu’nu ele geçirme vardı. En yoğun saldırıyı bu alanda gerçekleştirdi. Aynı şekilde Sinaa Cezaevi’ndeki saldırıya destek vermek için Hesekê’ye giden Til Temir askeri aracını ve Şengal’de YBŞ güçlerini SİHA ile aynı günde hedef aldı. Şayet DAİŞ kısa sürede engellenmeseydi, Hol Kampı’nda da benzer saldırı girişimleri gündeme gelebilecekti. İçerde yaşanan karmaşa ile QSD güçlerini oyalayıp M4 Karayolu’nu ele geçirmek planlarının önemli bir parçasıydı. Ancak QSD güçleri iki cephede de savaşarak bu plana izin vermedi. Ne işgale geçit verdi ne de Kuzey ve Doğu Suriye’de var olan istikrarın bozulmasına izin verdi.

Türk devletinin planın ikinci parçası da elbette Reqa yenilgisi sonrası bitişe doğru giden DAİŞ’e yeniden can vermekti. Çünkü DAİŞ’in bitişi Türk devleti açısında önemli bir aparatı kaybetmek anlamına geliyor. Türkiye DAİŞ ile Suriye topraklarının önemli bir bölümünü işgal etti. Ortadoğu ve Avrupa’da karşıtı olan güçlere istediği zaman DAİŞ’i saldırıya geçirtti. Bu yönüyle şimdi daha çok DAİŞ’e ihtiyaç duymaktadır. İçerde ve dışarıda Türkiye kaybetti. Herkes artık Türkiye’nin işgalci bir güç olduğunu daha açıktan dillendirmektedir. Bu yönüyle Ortadoğu alanında Türkiye için DAİŞ oldukça gerekli hale geldi.

Hepsinden de öte ABD ve Uluslararası Koalisyon Kobanê, Minbic, Til Temir gibi yeni yerlerin işgaline SİHA saldırıları dışında izin vermedi. Rusya’nın da böyle bir izni vermesi işine gelmeyecektir. Buna karşılık Türk devleti DAİŞ’in Suriye rejimine yaptığı saldırılarına son vererek Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara hazırladı. Bu anlamıyla Sinaa saldırısıyla içerdeki DAİŞ emirlerine umut vererek ayakta kalmalarını sağlamak istemektedir. Böylece içerdeki emirlerin Türkiye’ye olan bağlılıklarını güçlü tutmak istemektedir. DAİŞ yenildi, lideri öldürüldü. Ancak yeni liderinin Türkiye’de olduğunu bilmeyen yok. Dolayısıyla eskisinden daha fazla DAİŞ Türkiye’ye bağlı bir biçimde hareket etmektedir. Birçok DAİŞ emiri nerede yaşıyor? Girê Spî, Serêkaniyê ve İdlib bölgelerinde yaşıyor. Son dönemde vurulan, yakalanan birçok DAİŞ emirinin orada kaldığını bilmeyen yok elbette. Ancak ne yazık ki Rusya ve ABD’de de bunu bilmesine rağmen çıkarları gereği Türkiye’ye karşı sessiz kalmaktalar.

Bu saldırıyla bir kez daha görüldü ki, Kuzey ve Doğu Suriye halkları birlik ve ittifaklarını koruduklarında hiçbir güç onları yenemez.  Öz gücüne inanmak başarının yarısıdır. Başarının diğer yarısı da elbette saldırı esnasında tüm yolları güvenlik nedeniyle tutan asayiş güçlerinin ısrarla gidemezsiniz demelerine rağmen ısrarla DAİŞ karşısında savaşmak için QSD’nin yanında yer alan Hesekê gençliğinin tutumudur.

ANHA