​​​​​​​Minbic…en zorlu süreçlerden şimdiye kadar

MÖ. 12’nci yüzyılda kurulan Minbic şehri o günden bugüne kadar Kral 3.Şalmaneser, Moğol saldırısı, Osmanlı işgali, Baas rejimi iktidarı ve DAİŞ saldırısı gibi birçok zorlu süreçten geçerek özerk yönetime kadar geldi. Şimdi de Osmanlının torunları, direniş kentini tekrar tehlikeli bir sürecin içine koymaya çalışıyor ama tarih nasıl daha önce onların yenilgisini yazmışsa bu dönemde de onları öyle yazacak. 

Minbic DAİŞ saldırılarından önce dünya tarafından bu kadar tanınmıyordu. Ama bu şehir Suriye’nin en ünlü tanrıçası, Fırat’ın koruyucusu ve bereket tanrıçası Atargatis’in şehridir. Her ne kadar işgal, saldırı ve baskı yoluyla şehirde tanrıça kültürünü yok etmek isteseler de, kurtarma hamlesinin ardından o ruh zılgıt ve kara çarşafların yakılmasıyla yeniden meydana çıktı. Bu şehir en tehlikeli süreçlerden geçmiş. En önemlisi bütün egemenlere karşı doğal yöntemlerle direnmiştir.

Öner Abdullah Öcalan, “Tarih günümüzde, biz de tarihin başlangıcında saklıyız” sözleriyle bugünü ve tarihin önemini değerlendiriyor. Minbic şehrine yönelik yapılan planlar ve saldırılar için tekrar bu şehrin tarihine göz atmamız gerektiğini gösteriyor.

STRATEJİK KONUMU

Elbet bu eski şehir her açıdan önemli. Özellikle siyasi, coğrafi ve askeri alanda stratejik bir şehirdir. Minbic, Suriye’nin ekonomik anlamda en önemli şehirlerinden biridir. M4 yolu üzerinde bulunan Minbic şehri, Efrîn, Şehba, Halep, Reqa, Kobanê, Tebqa, Cerablus ve Bab şehirlerini birbiriyle bağlıyor.

Fırat Nehri’nin 25 km batısında bulunan Minbic, Halep şehrine 75 km, Cerablus’un 40 km güneyinde, Kobanê’nin 65 km doğusunda, Bab’ın 40 km batısında ve Türkiye sınırına 40 km uzaklıkta bulunuyor. Kuzey yönünde Sacûr Nehri’ne yakın, güney tarafından Ebû Qelqel Nehri’ne yakın ve bu iki nehir Fırat Nehri’nde son buluyor.

Minbic ve kırsal bölgesinin yaklaşık yüz ölçümü bin 295 km karedir. Minbic, daha önce idari olarak Halep vilayetine bağlıydı ve merkezi Minbic şehriydi. Xebsa, Meskenê, Ebû Qelqel ve Ebû Kehf ilçelerinden oluşan şehre bağlı 554 köy bulunuyor.

Minbic ve kırsal bölgelerindeki yerel halk ağırlıklı olarak geçimini buğday ve sebze ekimi ile ağaç dikimi yaparak sağlıyor. Bazıları ya kurumlarda çalışıyor ya da ticaretle uğraşıyor. Minbic ve Cerablus arasında um Dedat ve Um Cilûdî (Hîmran) adlı 2 ticaret kapısı bulunuyor. Bu iki şehrinde Türk işgali altında olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu kapılar, işgalci Türk devleti ve ona bağlı çetelerin isteğine göre açılıp kapanıyor.

NE ZAMAN KURULMUŞ

Önceleri Suriye’nin Fırat’ın başkenti Minbic’e veriliyordu. Ortadoğu ve dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Minbic’in MÖ. 12 yüzyılda Tanrıça Atargatîs tarafından kurulduğu tahmin ediliyor. Bazı belgelere göre, şehrin tarihi 5 bin yıl öncesine kadar gidiyor. Bu eski şehirde, Roma, Sasani, Memlük, Makedon, Abbasi, Fatimî, Eyübi, Moğol, Osmanlı ve Fransı gibi birçok güç egemen olmuş. Egemenlik kuran her güç, şehrin ismini de kendisine göre değiştirmiş. Minbic’e verilen isimler şöyle; Hierapolis (Bajarê Pîroz), Ebroqiş ya da Ebroqlis (Rahipler şehri), Lita Aşûr şehri, Edessa şehri, başkentler şehri, Menbeh şehri, Seryas şehri, Mabog, Nampige, Nappigu, Mabug, Bambyce son olarak da Minbic (Süryani dilinde akan nehir anlamına geliyor). 21’nci Yüzyılda Fırak Kantonu’nun başkentiydi ve Suriye’nin en büyük şehirlerinden biridir. Tarihçi Procupius, Minbic’ten şöyle bahsediyor: “Bu dünyanın en yüce şehirlerinden biridir.”

NASIL TANINIYOR

Minbic’in kozmopolitik bir özelliğe sahip olması sonucu, Suriye’nin kültür şehri olarak kabul edilmiş. Bu temel üzerinde ilk sinema 1952’de burada açılmış. 1961’de de ilk kültür merkezi olan “Arap Kültür Merkezi” Minbic’te kurulmuş. Ayrıca bu şehir yazar ve şairlerin kenti olarak biliniyor. Bilinen şairler arasında ünlü Baasçı şair “El Buhterî), Ebû Fîras El Hemedanî, Doqele El Minbicî ve Omer Ebû Rîşê bilinen modern dönemin ünlü şairlerindendir. Ayrıca büyük İslam şairi aydın ve yazar Mihemed Bin Menle Xizeyl’de Minbicli. Büyük bir aşiret özelliğine sahip olan bu şehir de, 30’a yakın Kürt ve Arap aşireti ve onlara bağlı kolları yaşıyor.

Ortaçağda, Minbic’ten olduğu bilinin bazı ilim insanları şöyledir:

Muhaddis Muham-med b. Sellam el-Minbici, Muhaddis Dah-hak b. Hacve, Muhaddis hacib b. Süleyman, muhaddis Omer b Saîd b Sînan, Fakih Ebû Alî Hasan b. Selame, dîrokzan Agapius, Tesliyetû Ehîl-mesti ve b. Muhammed b. Muhammed el-Hanbeli.

MİLATTAN ÖNCE VE MİLATTAN SONRA

Minbic şehri önemi nedeniyle tarihte birçok imperator ve gücün hedefi oldu. Tarih boyunca birçok defa ya tamamıyla ya da kısmen yıkılmış. Minbic, başlangıcta Arami Konfederasyonu’n bağlı bir şehirdi. Ancak M.Ö 856’da Kral 3. Şalmaneser iktidarı altındaki Asuriler tarafından işgal edildi.

Minbicli yurttaşlar, Asurilerin kendilerine yönelik ağır baskılar yapmalarına karşı isyan ederek, Asuriyeri Minbic’ten çıkardı. Ancak M.Ö 738’de Asuriler, Minbic’e yine geri döndü. Mezopotamya’da Asur iktidarının yıkılmasından sonra Minbic’te Hexamenişî İmparatorluğu hakim oldu. Axemendiyanlıların Minbic’teki iktidarı Büyük İskender’in Ortadoğu’yu işgal etmesine kadar sürdü. Minbic İskender’in eline düştü. Bundan sonra Roma, Minbic’i işgal etti. Minbic, Roma egemenliğinde Firatistan eyaletinin başkenti oldu. Roma egemenliği M.S’ye kadar devam etti. M.S 400 yıl Minbic, Sasani İmparatorluğu tarafından işgal edildi. O döneme kadar Minbic’te Tanrıça Atargatis’in kültürü hakimdi.

TANRIÇA ATARGATİS KÜLTÜRÜ İSLAMİYET DÖNEMİNDE YOK OLDU

8’inci yüzyılda Abbasiler Harûn Reşîd Halifeliği altında Minbic şehrini yeniden kurdu. Minbic, Arap İmparatoru, Bizans ve Orta Asya’dan Ortadoğu’ya gelen Türkmen kabilelerin bir araya geldiği bir kesişim noktası oldu.

Minbic, 1022’de Şii olan Mirdasyanlar tarafından işgal edildi. Minbic’i ele geçiren Mîrdasiyanlılar, Suriye’nin kuzeyinde Mirdasiyan Emirliği’ni ilan etti. Mîrdasiyanlılar, Şii Arap bir topluluktan oluşuyordu. Bizans 1068’de tekrar Minbic’i ele geçirdi. Bizans, Minbic’te büyük bir katliam gerçekleştirdi ve Minbic’te farklı bölgelere büyük bir göç gerçekleştirdiler. 11 ve 12’nci yüzyılda Haçlılar Minbic’i ele geçirmek istedi ancak başarılı olamadı. M.S 1152 yılında Zengî Hanedanlığı Minbic şehrini işgal etti. Suriye, Irak (1127-1174) ve Musul’a kadar devam etti. 1262 yılına kadar eski başkentleri Halep’ti ve 1174’de Şam başkentleri oldu. Eyyübiler Hanedanlığı’nın Zengî Hanedanlığı’nı yenmesinden sonra Minbic Eyyübilerin eline geçti.

1260 yılında Moğolların Ortadoğu bölgelerine yönelik büyük saldırıları gerçekleşti. Bu saldırı da Minbic şehri de bütün kültür ve bileşenleriyle yok edildi.

Minbic’teki durum sadece M.Ö ve M.S böyle değildi. Her türlü saldırı, iktidar ve baskılara maruz kalan bu şehir, Osmanlı ve Baas rejimi döneminde de bölgenin demografisini değiştirmek amacıyla halka baskı uygulanmış.

OSMANLI DÖNEMİNDE

Minbic, 1516’da Osmanlı devletinin egemenliğine geçti ve Halep’in küçük bir şehri olarak varlığını sürdürdü. Moğol saldırılarından sonra Minbic şehriyle ilgili ilk belgeler 1699 yılına aittir. Minbic, Rusya ve Türkiye arasındaki savaştan sonra 1879’da Çerkezlerin egemenliğinde Rusya’ya bağlı bir sömürge oldu. Çerkezlerin çoğu Bulgaristan’ın Widdin şehrinden Minbic’e geldi.

Diğer tarafta ise, Osmanlı İmpartorluğu’nun soykırım yaptığı Ermeniler gibi diğer halklar da Minbic’e göç etti. Demografik değişim amacıyla 350 Çerkez aile Minbic’e gönderildi. Bu Minbic’te bulunan Türkmenlere ektir.

Ayrıca Osmanlı Devleti, Minbic şehrine Osmanlıyı yansıtan renkler vermek için şehrin bazı yerlerine hamamlar inşa etti ve hamamların üzerine “Sultan size hoşgeldiniz diyor” yazıları yazmıştır. Osmanlı devleti 1. Dünya Savaşı’ndan (1914-1918) sonra Minbic’te dahil seferberlik ilan ederek, silah taşıyabilenler silahlandırıldı ve savaş bölgelerine gönderildi.

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı İmparatorluğu’nın yıkılmasıyla, Arap ülkelerinin paylaşılması Sykes-Picok anlaşmasına göre, Suriye Lübnan ve Musul Fransa egemenliğine, Ürdün ve Filistin İngiltere egemenliğine girdi. Minbic’in durumu aynen kaldı.

Osmanlı Devleti’nin Minbic’te yaptıkları, yeni Osmanlı hayalleriyle bölgeyi tekrar işgali altına alma girişimleri şimdi tekrarlanıyor. Osmanlı devletinin Minbic’te yaptıkları şimdi Türk devleti ve ona bağlı çetelerin işgali altındaki bölgelerde tekrarlanıyor. O bölgelerde her şey Türkçe diliyle yapılıyor ve 21. yüzyılın demografik değişimi dünyanın gözü önünde uygulanıyor.

ŞAM HÜKÜMETİNİN MİNBİÇ’TEKİ POLİTİKALARI

Fransa’nın, 1946’da Suriye’deki sömürgecilğine son vermesinin ardında Minbic bir süre demokrasi içinde yaşadı. Halk demokrasiyi tartışıyordu ve farklı partilere katılıyordu. Ancak bu bir kaç yılı geçmedi, Baas Partisi Suriye iktidarına geldikten sonra tüm bölgede siyasi durumu değiştirdi.

Baas Partisi, Suriye’deki diğer halkların kimliklerini bastırmak için tek renk ve tek parti siyasetini sürdürdü.

Baas rejimi iktidara geldikten sonra, Minbic şehri ihmal edildi ve şehrin stratejisine rağmen hiçbir ilerleme olmadı. Baas rejiminin Suriye'nin toplumsal yapısını parçalamak için attığı ilk adım 1974'de başladı. O dönem Minbic’te binlerce aile Cizre bölgelerine doğru göç ettirildi. Bu Mihemed Teleb Hîlal’in siyasi projesine göre, Minbic’in güneyindeki köylerin Fırat Barajı’nın suları altında kalacağı bahanesiyle gerçekleştirildi. Göçerttirilen halk, işgal altındaki Serêkaniyê’den Dêrik şehrine bağlı Eyn Dîwar köyü arasındaki sınır hattında “Mexmûrî” olarak adlandırılan 43 kampa yerleştirildi. Bunda temel amaç toplumsal dokuyu yıkmaktı. Kürt köyleri arasında kamplar kurularak, Kürt ve Araplar arasında çatışma çıkarılmak isteniyordu.

BAAS KORKUSUNUN NEDENİ

1982’de Baas Partisi iktidarına karşı harekete katıldıkları için rejim tankları Minbic ve köylerini kuşattı. O dönem korku dönemi olarak biliniyordu, rejim her yerde korku yaymıştı.

Baas hükümeti, 1999’da 2’nci kez Fırat Nehri kenarındaki Minbic köylerinde yaşayan yüzlerce kişiyi Mesekinê köyüne göç etmeye zorladı. Gerekçe, topraklarının ve köylerinin Tişrîn Barajı’nın suları altında kalmasıydı. Minbic bölgesinde birçok Arap ve Kürt aşireti bulunuyor. Kürt halkı Minbic’in en kadim halklarındandır. Minbic’teki en eski Kürt aşiretleri Mala Betran ve Mala Mistefa Memo aşiretleridir. 30’dan fazla Arap aşireti ve birçok kolu bulunuyor. 2000 yıllarının başında Baas rejimi, şehirde aşiretleri parçalmaya çalıştı, bu da aşiretler arasında çatışmalar yaratarak yapıldı.

Suriye iç savaşından önce Minbic’in 90 bin nüfusu vardı. Arap Kemeri’nden önce Çerkezler daha çok yaşıyordu. Ama asimilasyon politikaları ve demografik değişim sonucunda, bütün Kürt şehirleri gibi Minbic’i de Arap şehrine dönüştürmüşler. 2011’de savaş başlamadan önce şehrin nüfusunun yüzde 68 Arap, yüzde 25 Kürt, yüzde 5 Türkmen ve yüzde 2 Çerkezlerden oluşuyordu.

İSYANI AMACINDAN UZAKLAŞTIRDILAR VE KENT KARANLIĞA GÖMÜLDÜ

2011’de Ortadoğu halkları, baskıcı iktidarlara karşı başkaldırdı ve birçok diktatör art arda iktidardan düşürüldü. Tunus’ta yakılan kıvılcım, Cezayir, Mısır, Libya, Yemen ve Bahreyn’e yayıldı. 15 Mart 2011’de o kıvılcım Suriye’ye ulaşmıştı. Suriye halkı artık Baas rejimine tahammül edemediği için başkaldırmış ve özgürlük istiyordu. Ama kısa bir zaman diliminde çete grupları halk devrimini amacından uzaklaştırdı ve demokrasi talebiyle başlayan isyanı iç savaşa dönüştürdüler.

Daha sonra Türk devletine teslim olan muhalif gruplar, 20 Temmuz 2012’de Özgür Ordu taburları adıyla Minbic şehrini Baas rejiminin elinden aldı. Ardından DAİŞ Minbic’e saldırarak, 21 Ocak 2014’de şehri işgal etti. Artık tanrıçanın şehri barbar ve kadın düşmanı kişilerin eline düşmüştü.

ARTIK KURTARMA HAMLESİ BAŞLADI

Minbic 2 buçuk yıldan fazla çetelerin elinde kaldı. Her türlü zulüm, tecavüz, dayak, öldürme, insan kaçırma, insan ticareti, baş kesme, recm ve işkence Atargatîs şehrindeki insanlara yapıldı. Çağın barbarlarının elindeki halk, Minbic Askeri Meclisi’ne kendilerini kurtarmaları için çağrıda bulundu. Elbet devrimin çocukları bu çağrıyı cevapsız bırakmayacaktı. QSD ve Minbic Askeri Meclisi, artık kurtarma operasyonuna başlayacaktı.

Gerçekte, Minbic şehrinin kurtarma hazırlıkları Kobanê’nin zaferinden sonra başlamıştı, ama gizli bir şekilde yürütülüyordu. Minbic Askeri Meclisi, 1 Haziranda Tişrîn’de Minbic ve kırsal bölgelerini kurtarma hamlesini açıkladı. Açıklamanın ardından 12 bin savaşçının katılımyla hamle başladı.

GÜÇLER BİR OLDU

2 Nisan 2016’da Mustefa Hemdan (Mehşiyêt Şêx Ubêd) köyünü kurtarmak için ilk önemli adım atıldı. Şems El-Şemal, Suwar Minbic (Şoreşgerên Minbici), Fırat Tugayları İttifakı, Cindul Hera Meyn, Firat Şehitler Taburu, El-Qewsî Taburu ve Ketibetul Türkmen El-Minbic (Minbic Türkmenler Taburu), Tişrîn Barajı üzerinde bir açıklama yaparak, “Minbic Askeri Meclisi” adıyla güçlerini birleştirdiler. Şems El-Şimal Taburları Komutanı Ebû Leyla 3 Haziran’da Tişrîn’deki savaş cephesinde yaralandı. Havan topunun patlaması sonucu Ebû Leyla başından ağır yaralanmıştı. Ebû Leyla 5 Haziran günü şehit düştü. Ebû Leyla’nın şehadetiyle operasyonun adı “Komutan Şehit Ebû Leyla Hamlesi) olarak değiştirildi.

Bütün savaşçılar, Ebû Leyla’nın hayalerini gerçekleştirmek ve intikamını almak için Minbic’teki 43 aşiret ve şahsiyetin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdi. 3 saat süren toplantının sonucunda “Minbic Sivil Meclisi” kuruldu.

MİNBİÇ ÇETELER İÇİN NEDEN ÖNEMLİYDİ?

Çeteler, Minbic’in kurtarılmaması için bütün çabalarını gösterdi. Halkı kalkan olarak kullandılar, her yere patlayıcı yerleştirmişlerdi. Çünkü Minbic çeteler için stratejik bir öneme sahipti. Savaşan çetelerin yüzde 95’i yabancıydı ve DAİŞ savaşının beyin takımıydı. Girê Spî’nin kurtarılmasının ardından Türk devleti ve DAİŞ çetelerinin bütün ilişkileri Minbic üzerinden devam ediyordu.

DAİŞ’in bütün ihtiyaçları Cerablus’tan Minbic’e geliyordu ve oradan Halep, Reqa ve hatta Musul’a kadar gidiyordu. Türkiye üzerineden gelen yabancı savaşçıların çoğu Minbic’e yerleşiyordu ve DAİŞ’in Türkye ve Avrupa’ya yetişmesi için Minbic bir nefes borusuydu. O nedenle DAİŞ’in Halep’in kuzeyindeki askeri karargahıydı ve büyük rol oynuyordu. Onun için çeteler buraya, “Muhacirlerin cenneti” adını vermişti.

Minbic, çeteler için stratejik ve önemli bir yer olduğu kadar, aynı zamanda 19 Temmuz Devrimi ve bütün bölge içinde önemli bir yere sahipti. Kentin kurtarılmasıyla Kobanê Kantonu ve Efrîn Kantonu arasındaki yolda açılacaktı ve Efrîn üzerindeki ambargo da kırılacaktı.

73 GÜN SONRA YAŞAM ÖZGÜRLEŞTİ

Minbic’i kurtarma operasyonu, savaşçıların direnişinin 73’üncü gününün ardından herkesin beklediği müjdeli haber verildi. Ölümsüz devrimcilerin emeğiyle 12 Ağustos 2016’da saat 17:05’te şehir tamamiyle çetelerden temizlendi. Minbic’i kurtarma haberi, patlayıcıların temizlenmesi nedeniyle 2 gün ertelendi ve 15 Ağustos 2016’da kamuoyuna Minbic’in kurtarıldığı ve kahramanıların yeni bir kazanımı dünyaya duyuruldu. Gazetecilerin kadrajına giren ilk görüntüler, kadınların kara çarşafları zılgıtlarla yakması ve renga reng kıyafetlere dönmeleri oldu.

KURTARMA HAMLESİNİN BİLANÇOSU

Operasyonda yaklaşık 300 köy ve belde kurtarıldı. 4 bin 180 çete öldürüldü. 112 çete sağ olarak yakalandı. Komutanlık açıklamasında operasyonun genelinde Kürt, Arap ve enternasyonal toplamda 264 savaşçının şehit düştüğü bilgisi verildi. Bunlar arasında öncü Komutan Ebû Leyla, Êzidî savaşçı Hure Elo (Brusk Karker), enternasyonalist savaşçı Eylem Aktaş (Cemre Heval), Dean Carl Evans (Givara Rojava), Martin Gruden (Rodi Çekdar) ve yabancı birçok savaşçı da vardı. Opearsyonun başlagıcından sonuna kadar 170 binden fazla sivil kurtarıldı.

Savunma hatları güçlendirildikten sonra 23 Ağustos 2016’da YPG/YPJ güçleri Minbic’ten geri çekildi. Artık Minbic Sivil Meclisi ve Minbic halkı yeni yaşamı kurmak için çalışmalara başladı.

İLK OLARAK KENDİLERİNİ ÖRGÜTLEDİLER VE KURUMLARINI KURDULAR

Kurtuluş haberiyle birlikte şehir halkı örgütlenmeye ve DAİŞ’in yarattığı yıkımı düzeltmeye başladı. Minbic halkı başta Genel Sivil Meclis olmak üzere mahalle ve köylerdeki halk meclisilerini, komün, eğitim akademileri, gençlik örgütlerini, Kadın evi, belediye , hizmet kurumlarını ve halk mahkemesini kurdu.

Kurtuluşun ardından şehir birçok göçmen içinde yurt oldu. Şehrin nüfusu, göçmenlerle birlikte bir milyon 150 bin kişiye yakındır. Şehir, Türk devleti ve çetelerinin işgali altındaki bölgelerden ve ayrıca Şam hükümetinin egemenliği altındaki bölgelerden birçok göçmeni kucaklamış durumda. Minbic’e bağlı Rism El-Ehdar köyündeki Eski Rojhilat Kampı ve Yeni Rojhilat Kampı adıyla göçmenlerin kaldığı 2 köçmen kampı bulunuyor. Bu kamp 2017’de kurulmuş. Yeni Rojhilat Kampı’nda 649 çadır bulunuyor, 649 ailenin kaldığı kampta toplamda 3 bin 796 kişi, 430 çadırın bulunduğu Eski Rojhilat Kampı’da ise 430 aile kalıyor toplamda 2 bin 179 Suriyeli göçmen kalıyor. Bu 2 kamp dışında 150 aile ve Suriyeli göçmenlerden oluşan 7 bin 500 kişi farklı kamplarda yaşıyor.

KURTARILDIĞI GÜNDEN BUGÜNE SALDIRILARIN BİLANÇOSU

15 Ağustos’tan bugüne kadar işgalci Türk edvleti ve ona bağlı çetelerinin saldırı ve tehditleri durmuş değil. Özellikle Türk devletinin 24 Ağustos 2016’da DAİŞ ile vardığı anlaşma sonucunda Cerablus, Bab ve Ezaz’ı işgal ettikten sonra, işgal ettiği bölgelerden saldırılar gerçekleştiriyor. İşgal ettiği yerlerde birçok askeri üs ve yüzlerce askeri nokta inşa ettiler. Sadece işgal altındaki Cerablus’ta 13 askeri üs ve onlarca askeri nokta inşa ettiler.

Minbic Askeri Meclisi ile “Fırat Kalkanı” çeteleri arasındaki Sacur nehri bir sınır olarak duruyor. Minbic’in cephedeki bazı köylerine Rusya ve Şam hükümet güçleri de yerleşmiş, ama şimdiye kadar saldırılara karşı hiçbir cevap vermiş değiller.

Minbic’in kurtarılmasından şimdiye kadar, işgalci Türk devleti ve ona bağlı çeteler, Türk devletinin askeri üslerinden bin 423 kez saldırı gerçekleştirdi. 5 bin 673 top atıldı. 181 köy hedef alındı. Saldırılar sonucunda 35 kişi şehit düştü, 58 kişi de yaralandı. 18 ev de yıkıldı.

BİZ ESKİ HALK DEĞİLİZ

Dünyanın gözü önünde işlenen bu suçlara rağmen Türk devleti korkmadan, açık şekilde Minbic bölgesini işgal etmekle tehdit ediyor. 2014’ten 2016 yılının ortalarına kadar çok sayıda DAİŞ çetesi Minbic ve Türkiye arasında yerleşmiş ve Minbic’in geneli DAİŞ’in kontrülü altındaydı.

O dönemde Türk devletinin Minbic ile ilgili herhangi bir tutumu yoktu. O çeteler Türk devleti için tehdit oluşturmuyordu ama Minbic’in asıl halkları Türk devleti için “tehlike” oluşturuyor. Gülünç olan şey dünyaya büyük korku salan o çeteler, Türk devletine hiçbir tehlike oluşturmuyordu ancak şimdi Özerk Yönetim’in varlığı tehlike oluşturuyor. Halk, DAİŞ’i nasıl Minbic’te yendiyse olası bir Türk devleti saldırısını da yeneceğine inanıyor. Bu çerçevede, örgütsüz şekilde DAİŞ çetelerinin zulmüyle bir anda karşı karşıya kalan halk, şimdi aktif bir şekilde bütün güçleriyle örgütlenmelerini güçlendiriyorlar. 

(df)

ANHA


Diğer Haberler