Gülcan Kaçmaz Sayyiğit: Sorumluluk şimdi devlette

Önder Abdullah Öcalan’ın tarihi çağrısından sonra atılan adımlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Wan Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “Sorumluluk şimdi devlet ve hükümettedir. Surecin yasal, anayasal ve hukuksal zeminde yürütülmesi bekleniyor” dedi.

Gülcan Kaçmaz Sayyiğit: Sorumluluk şimdi devlette
30 May, 2025   02:40
HABER MERKEZİ

Önder Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı tarihi ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ndan sonra PKK, 9 Mayıs’ta yaptığı açıklamada 12’nci Kongresi’ni gerçekleştirdiğini ve PKK adına yapılan çalışmaların durdurulduğu kararı aldıklarını duyurdu.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Wan Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit sürece ilişkin ANHA’nın sorularını yanıtladı.

Gülcan Kaçmaz Sayyiğin ile gerçekleştirdiğimiz röportaj şöyle:

Önder Abdullah Öcalan’ın tarihi çağrısı ve PKK’nin 12. Kongresi’ni gerçekleştirmesinden sonra Kürt sorunun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için tartışmalar derinleşti. Meclise bir komisyonun kurulması çağrısı yapıldı. Bu gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?

Ortadoğu’daki sosyopolitik ve ekonomik sorunlar son yüzyıl içinde daha da büyüdü. ‘Ortadoğu’ kavramı, ‘sorunların olduğu bölgeleri tanımlamak’ için Batı tarafıdan kullanmakta. Bu sorunlardan biri de tartışmasız Kürt meselesidir. Kürt halkının tarihi toprakları uluslararası güçler tarafından dört devlet arasında paylaşıldı ve parçalandı. Bu tür adımlar bölgedeki demokratikleşmenin önünü de tıkadı, çünkü otokratik devletlerin önünü açmak istiyorlardı. Dolayısıyla birçok halk ve inançtan meydana gelen coğrafya, “tek millet, tek mezhep, tek dil” politikalarıyla günbegün faşizme doğru götürüldü.

Ortadoğu halkları yüzyıldan fazla bir süredir özgürlük, barış ve demokrasiden uzak bir şekilde baskı ve zulüm altında tutuluyor. Kürt halkının özgürlük mücadelesi bu koşullar altında gelişerek büyüdü ve günümüze kadar geldi. Kürt halkı, mücadele ve direnişinin yanı sıra Ortadoğu için de çözüm felsefesini bir reçete olarak sundu. Ulus-devlet eleştirilmediği müddetçe kalıcı bir demokrasi adına hiçbir şey inşa edilemez.  Bu nedenle Sayın Abdullah Öcalan’ın Demokratik Ulus’u esas alan paradigması çok önemli ve gereklidir. Türkiye’de birkaç aydır devam eden süreç bu paradigmanın sonucudur.

Kürt siyasi hareketi olarak yüzde yüz bu süreci destekliyoruz. Ancak desteğimiz gelişmeleri uzaktan izlediğimiz anlamına gelmiyor. Dolayısıyla kalıcı bir çözüm ve onurlu bir barış için alanlardayız ve halkın içindeyiz. Çünkü biliyoruz ki devletten adım beklenerek süreç ilerlemeyecek. Ama süreç halk tarafından kabul edilip demokratik bir toplum oluştuğunda devletin adım atması kaçınılmaz olacaktır.

AKP hükümeti, önce Sayın Öcalan’ın çağrısını bekledi. 27 Şubat’ta ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ okundu ve gerçekten de halklar arasında büyük bir heyecanla karşılandı. Ardından ‘PKK bu çağrıya yanıt verecek mi yoksa vermeyecek mi?’ sorusunu sordular. Ama PKK de bu çağrıya sahip çıktı, 12’nci Kongresi’ni topladı ve fesih kararını kamuoyuna açıkladı. Devlet yetkilileri de PKK’nin bu adımının tarihi bir adım olduğunu söyledi. Ancak bu adımlara karşılık gözle görülür adımlar hala da atılmış değil. Siyasi tutuklulara yönelik bazı küçük adımlar bu günlerde atılabilir, ancak bunu yeterli görmüyoruz. Zaten devlet kendi yasalarına göre hareket etse, hasta tutsaklar ve 30 yılını doldurmuş tutsaklar serbest bırakılırdı. Dolayısıyla sürecin temellerinin atılması için Meclis (Türkiye Büyük Millet Meclisi - TBMM) bünyesinde bir komisyonun derhal kurulması, bu komisyonun süreci izlemesi gerekiyor.

Birçok parti ve siyasi kesim komisyon kurulmasını olumlu değerlendirdi. Fakat AKP böyle bir yaklaşım sergilemeyerek ‘silahların teslim edilmesi’ şartını öne çıkarıyor. Bu yaklaşım nasıl okunmalı? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Öcalan, çağrısında atılacak adımlara karşılık devletin de siyasi ve hukuki zemini inşa etmesi gerektiğini belirtmişti. Şüphesiz Meclis bu aşamada büyük bir role sahiptir ki eğer rolünü oynarsa. Bu aşamada Meclis’te bir konsensüs oluşmuş durumda, bir parti hariç tüm partiler bu süreci destekliyor ve parlamentonun çatısı altında bir komisyonun kurulmasını onlar da istiyor. Komisyon önemlidir, çünkü süreçte şeffaflığın sağlanması, sorunların tespit edilmesi ve sürecin taraflarını izlemek için çok önemli işler yapabilir. Komisyon sayesinde sürecin zemini netleşir ve Meclis çözüm adresi olarak ortaya çıkar. Sayın Öcalan’ın 11-12 yıl önce de bir komisyonun kurulmasından bahsetmişti. CHP ve MHP’nin de bu konuda bir talebi var. İktidar partisi AKP’nin bu ihtiyacın önünde engel olmaması gerekiyor.

Bizim de diğer partiler gibi çağrımız ve talebimiz somut bir komisyonun kurulmasıdır. Ama istediğimiz komisyon formalite olmamalı, inisiyatif sahibi olmalı, sorunları tespit etmeli ve çözüm için öneri sahibi olmalıdır. Bu konuda dikkatliyiz, formalite olmaması gerektiğini belirtiyoruz, çünkü çözüm ciddiyet ve bağlılık ister. Kürt meselesi kolay bir mesele değildir ve Kürt halkına karşı saygısız bir yaklaşımı da kabul etmeyiz. Ancak hükümetten bazı tarafların yaklaşımı bu sürecin ruhuna uygun değil. Tavırlarını ve dillerini hâlâ da düzeltmiş değiller. Sayın Öcalan’ın çağrısı nettir, PKK’nin adımı göz önündedir. Bundan dolayı çözüm için devletin de sözünde durması ve cesur olması, toplumun da sürece sahip çıkması gerekiyor. 

Meclisin rolü ve somut adımlar atma konusunda Partinizin (DEM Parti) yoğun hareketliliği var. Diğer partilerle görüşmeler var. Bu girişimleriniz nasıl ilerliyor, nasıl yaklaşımlar sergileniyor?

Kürt siyasi hareketi olarak bizler gücümüzü halkımızdan alıyoruz. Anlayışımıza göre Türkiye halkları barışa sahip çıktığı zaman devlet de adım atmak zorunda kalacaktır. Zaten Sayın Öcalan’ın çağrısının başlığı bu gerçeği önümüze seriyor. Çağrının bir tarafı ‘Barış’tır. ‘Barış’ın gerçekleşmesi için de ‘Demokratik Toplum’a ihtiyaç vardır. Bu yüzden ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ kısa ama net ve yeterli bir yol haritasıdır. Biz de DEM Parti ve DBP olarak ilk günden bugüne kadar bu süreç için çalışıyoruz. Çalışmalarımızı bu temelde inşa ediyoruz.

Sürecin başlamasıyla birlikte halkımıza gitti. Kurum ve örgütlerimiz her yerde halk ve esnafla görüştü. Binlerce aileye mektup gönderildi. Bazı milletvekillerimiz süreci görüşmek üzere Avrupa’nın birçok başkentine ve Avustralya’dan Rusya’ya birçok yere giderek diplomatik çalışma yürüttü. Kürdistan’ın bazı parçalarında görüşmelerimiz oldu. Bu çalışmalarımızın yanında eş genel başkanlarımız aile ziyaretlerine gitti. Barışa önem verdiğimiz için özgürlük ve demokrasiye kapı açmayı gerekli görüyoruz. Biliyoruz ki Demokratik Toplum inşa edilirse devlet de adım atacaktır. Bu süreci halkın sahiplenmesini istiyoruz. Çünkü halktan başka kimse barışı garanti edemez.

Bu nedenle geçtiğimiz günlerde DEM Parti Meclisi’ni ve Merkez Yürütme Kurulu’muzu yeniden topladık. Toplantılarda ‘Barış ve Demokratik Toplumu’ inşa etmek için aile ziyaretleri, sivil toplum kurumlarıyla görüşme ve kapsamlı yerel toplantılar kararları alındı. Durup AKP hükümetinin adım atmasını beklemek istemiyoruz. Türkiye halklarının sahip çıkmasıyla, demokratik toplumun gelişmesiyle kalıcı bir barış istiyoruz.

Sizce Meclis yakın bir zamanda devreye girer mi? Meclis yaz tatiline girecek, öncesinde bir şeyler olur mu?

Şimdiye kadar Sayın Öcalan’ın inisiyatifinde gözle görülür adımlar atıldı. Sayın Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nin silah bırakma kararı dünya başkentlerinde olumlu karşılandı. Fakat Sayın Öcalan’ın, ‘Şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK'nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir’ sözü göz önünde olmalıdır. PKK’nin fesih kararı sonrası adım atmamak için hiçbir kuşku ve şüphe kalmamıştır. Hatta fesih kararı Türk halkı içindeki birçok önyargıyı ve güvensizliği kırdı. Görüldüğü kadarıyla bazı araştırmalara göre sürece büyük bir destek var. Ancak devlet, AKP hükümeti net bir şekilde sürece sahip çıkmadığı, bazı adımları atmadığı zaman halkın güveni de azalır, şüpheler de artar.

Bu yüzden devlet tarafından sürecin ruhuna göre adımlar atılmalıdır. En çok da meclis büyük bir rol oynamalıdır. Meclisteki siyasi partiler bu konu üzerinde aynı düşüncedeler. Parlamento devreye girdiği zaman hem içerde hem de uluslararası alanda sürecin meşruiyeti artacaktır. Benim söylediklerimiz mutlak gerekliliklerdir. Peki Meclis ne yapabilir? Meclis’in yapabileceği iş komisyon kurmaktır. DEM Parti, CHP, MHP ve bir tanesi hariç diğer tüm partiler komisyon oluşturulması için hükümete çağrı yapıyor. Fakat Meclis Başkanı ve AKP’li yetkililer şimdiye kadar bu konuda olumlu bir karar almış değil.

Komisyon kurulmasının yanında hasta ve siyasi tutsaklar için de adımlar atılması gerekiyor. Zindanlarda her yıl yüzlerce tutuklu hayatını kaybediyor. 30 yılını tamamlamış tutuklular serbest bırakılmıyor. Hâlâ da zindanlarda çok fazla insan hakları ihlalleri var. Tutukluların sağlık hakları çoğu kez engelleniyor. (Hükümet) Bu konularda sadece kendi kanunlarına göre bile hareket etse birçok sorun çözülecektir. Bu yüzden atılması gereken adımları bir lütuf olarak görmüyoruz. Yasalar ve anayasanın gereklilikleri neyse onu yerine getirsinler.

Öte yandan bugün Sayın Öcalan’ın güçlü inisiyatifiyle süreç ilerliyor, teker dönüyor. Bu gerçekten hareketle, sürece yön verebilmesi için Sayın Öcalan’ın koşullarının yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Bununla birlikte ‘umut hakkı’ çok önemli bir haktır. Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından onaylanmış bir haktır. Dolayısıyla Türkiye anayasasında da olan bu hak maalesef uygulanmıyor.

Devletin şart olarak değil, gereklilik olarak yapması gerekenler açıktır. Kalıcı barış ve demokratik çözüm için Meclis çalışmalıdır. Kürt meselesi derin ve çetin bir meseledir. Ciddi olmayan yaklaşımlarla çözülemez. Bu yüzden Meclis tatile girmeden önce herkes bazı adımların atılmasını görmek istiyor. Adım atılmazsa sürece olan güven de güçlü olmaz. Fakat görüldüğü kadarıyla bu haftalarda bazı gelişmelere şahit olabiliriz. Meclisin, tatile girmeden önce bazı önemli konularda rolünü oynayacağını temenni ediyoruz.

Olumlu, olumsuz yanlar ve öne çıkan engelleri göz önüne getirdiğinizde gelecek için ne diyebilirsiniz? Sizce ufukta ne görünüyor?

Son yıllarda dünya genelinde çok kritik gelişmeler yaşandı. Hatta kimilerine göre Üçüncü Dünya Savaşı çıktı ve farklı bir şekilde sürüyor. Ukrayna-Rusya savaşı, diğer yanda Pakistan-Hindistan gerilimi, Çin ile ABD arasındaki ekonomi savaşı, Sudan’a yönelik saldırılar, Trump’ın bazı ülkelere yönelik tehditleri, İsrail’in Gazze’ye saldırıları ve İran’a yönelik tehditleri gibi olaylar var. Bahsini ettiğimiz güçler nükleer silahlara sahip. Bu koşullarda Türkiye’de yeni bir süreç başladı. Dolayısıyla Kürt meselesine karşı artık inkar-imha tarzı yürütülemez. Diğer yandan Ortadoğu, Kürtlerin yok sayılması nedeniyle trajedi ve antidemokratik sistemin alanına dönmüştür.

Artık demokratik çözüme ihtiyaç olduğu bölgesel ve uluslararası güçler tarafından kabul edilmektedir. Şüphesiz AKP ve MHP hükümeti bu gerçekleri görüyor. Ne yapılacağı ya da ne gibi adımlar atılacağını göreceğiz ama çözümün gerekliliği, Kürt-Türk halkları arasındaki ilişkilerin yeniden kurulması gerektiği konusunda herkes hemfikir. Kürt meselesinin demokratik çözümü, demokrasi ve özgürlüğün gelişimine kapı açacak, Ortadoğu'da özgürlükçü anlayışı geliştirecektir. Paradigmamıza göre halkların özgürlüğü için kadın temsili ön plandadır.

Bu nedenle Kürt siyasi hareketi olarak AKP hükümetinin adım atmasını beklemeyeceğiz. Alanlarda mitingler, ev ziyaretleriyle birebir sohbetler, halklarla geniş katılımlı toplantılar yaparak demokratik toplumu ve onurlu bir barışı inşa etmek için mücadele edeceğiz. Süreç halkların inisiyatifine geçince devlet ve hükümet, istese de istemese de kesinlikle kendini değiştirecektir. Bu süreçte Kürt halkı arasındaki ilişkiler de gelişti. ‘Rojava Birlik ve Ortak Tutum Konferansı’ büyük bir adımdır. Kürdistan’ın dört parçasından Kürt halkının yöneticileri artık bir araya geliyor. Kürtler arasındaki birlik de günbegün gelişiyor. Genel tabloya baktığımızda Kürt halkı için olumlu gelişmelerin olduğunu ve daha da olacağını fark edebiliriz. Bu nedenle gelecek için umutlu olmalı, Kürt meselesinin çözümü için tarihi görevlerimizi cesaretlere yerine getirmeliyiz ki barış ve demokrasi kapısını sonuna kadar açabilelim.

(df/cj)

ANHA