Ermeni Soykırımı ve Sêfo katliamları: Halkların trajedisinden alınan dersler

Ermeni Soykırımı ve Sêfo katliamlarında katledilenler her yıl anılırken, bu katliamlar Ortadoğu’daki Hıristiyan halklarının tarih sayfalarında trajik bir anı olarak yer alıyor. Gerçekler açık bir biçimde ortaya koyuyor ki özsavunma ve örgütlülük, soykırım tehdidine karşı halkların en önemli silahı durumunda.

Ermeni Soykırımı ve Sêfo katliamları: Halkların trajedisinden alınan dersler
24 Apr, 2025   02:40
HABER MERKEZİ

Ermeniler, Süryaniler, Asuriler ve Keldaniler, her yıl 24 Nisan’da Birinci Dünya Savaşı döneminde Türk devletinin öncülü olan Osmanlı tarafından Hıristiyanlara yönelik soykırımın yıldönümünde katledilenleri anıyor. Osmanlı, bu savaşta bir buçuk milyon Ermeni’yi soykırımdan geçirdi, yüzbinlerce Süryani-Asuri ve Keldani’yi ise zorla yerinden etti ve topraklarında gelişmiş olan Ermeni halkını dünyanın dört bir tarafına göçe zorlayarak azınlık olmalarına neden oldu. 

24 Nisan 1915 yılında İstanbul’da yaklaşık 250 Ermeni aydının tutuklanmasıyla Ermeni halkına yönelik soykırım planının uygulanmaya konuldu. Talan, zorla yerinden etme, katliam ve her türlü şiddet saldırısı başladı. Dolayısıyla bu tarih, yani 24 Nisan, Ermeni Soykırımı Günü olarak tarihe geçti.

HAMİDİYE KATLİAMLARI VE SOYKIRIMA UZANAN SÜREÇ

Osmanlı devletinin Ermeni, Süryani-Asuri ve Keldanilere yönelik gerçekleştirdiği toplu katliam, rastgele bir eylemin ya da bir savaşın sonucu değil, Osmanlı’nın denetiminde, uluslararası toplumun sessizliğiyle birlikte planlı ve örgütlü bir eylemin sonucuydu. Bu trajedi tanıklar, diplomatlar ve tarihçilerin beyanlarıyla belgelendi.

SOYKIRIMIN BAŞLANGICI: KARANLIK YILLAR

19’uncu yüzyılın sonunda, özellikle 1894-1896 yılları arasında Ermeniler siyasi reformlar ve anayasal hakları gündeme getirdiği zaman soykırımın ilk aşaması başladı. 2’nci Abdülhamid, ‘Hamidiye Alayları’ olarak katliamcı ordusunu Ermenileri katletmek için harekete geçirdi. Bu katliamlar tarihe ‘Hamidiye Katliamları’ olarak geçti.

Alman Misyoner Johann Lepsius’un verilerine göre bu yıllarda 88 bin 243 Ermeni katledildi, 546 bin kişi ise yaralandı. Ayrıca 2 bin 493 köy talan edildi ve 456 köyün sakinleri Müslüman olmaya zorlandı. Bunun yanında 649 kilise tamamen yıkıldı ve 328 kilise de camiye çevrildi.

Bu katliamların en barbarlarından biri de Riha’da (Urfa) yaşandı. Burada 2 bin 500 Ermeni kadın bir kilisede yakıldı. Daha sonra yapılan araştırmalarda katledilen Ermeni sayısının 300 bini aştığı tespit edildi.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA PLANLI SOYKIRIM

Osmanlı İmparatorluğu 1915 yılında doğuda Ermenî ve Süryani-Asuri ve Keldani Hıristiyanlara yönelik büyük soykırım planına başladığında trajedi zirveye ulaştı.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra Osmanlı Almanya’nın yanında yer aldı ve birçok cephede savaşa dahil oldu. Rusya-İran cephesinde Osmanlılar, Ermenilere yönelik büyük saldırılar gerçekleştirdi. Nisan 1915’e kadar 5 bin Ermeni köyü talan edildi, 27 bine yakın Ermeni ile çok sayıda Asuri-Süryani ve Keldani katliamdan geçirildi.

Doğu cephesinde İttihat ve Terakki Partisi’nin başındakilerden olan Enver Paşa, Ocak 1915’te Sarıkamış Savaşı’nda Ruslara karşı büyük bir yenilgiye uğradı. Enver Paşa, o dönem “Tannin” gazetesine ve Osmanlı Mebusan Meclisi Başkan Yardımcısı’na bu yenilginin Ermeni ihanetinin bir sonucu olduğunu ve Ermenilerin doğu bölgesinden tehcir edilmesinin zamanının geldiğini söyledi. Osmanlılar o dönemde 100 bin Ermeni askeri silahsızlandırmış, Ermeni sivillerin de silahlarına el koymuştu. Silahları ellerinden alınan Ermeni askerlerin başları kesildi, bazıları diri diri toprağa gömüldü.

O dönem ABD’nin Türkiye Büyükelçisi olan Henry Morgenthau, Ermenilerin silahsızlandırılmasını Ermenilerin soykırımının meşruluğu olarak nitelendirdi. Osmanlı’nın Dışişleri Bakanı Talat Paşa ve ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau’nun bir görüşmesinde, Talat Paşa şunları dile getiriyor: “Ermeni halkının üçte birini yok ettik ve Bedlîs, Wan ve Erzirom’da onlardan hiçbir iz kalmadı. Ermeniler yok edilmeli. Eğer bunu yapamazsak mutlaka intikam alacaklar.”

GÖÇ YOLLARI, ÖLÜM KERVANLARI

Katliamların ardından geride kalan Ermeni ve Süryani kadınlar, çocuklar ve yaşlılar kafileler halinde zorla Suriye çöllerine sürüldüler. Yol boyunca bu insanlara yiyecek ve su verilmiyor, eşkıyaların saldırılarına uğruyor, yola devam edemediklerin de ise katlediliyorlardı.

Önce Ermeni erkekler toplu infazlardan geçirildi. Hayatta kalan kadınlar, çocukların ölünceye kadar susuz bırakıldığını, kadınların ise yakınlarının gözü önünde tecavüze uğrayıp öldürüldüğünü söylüyor.

SÊFO KATLİAMLARI

Sadece Ermeniler soykırıma uğramadı, Süryaniler-Asuriler ve Keldaniler de Osmanlı eliyle aynı trajediyi yaşadı. Osmanlı’nın gerçekleştirdiği Sêfo katliamları, ‘Asuri Katliamları’ veya ‘Süryani Katliamları’ olarak da biliniyor. Dönemin verilerine göre 250 ila 500 bin Süryani, Asuri ve Keldani bu katliamlarda katledildi.

ANADOLU’DA ERMENİLER AZINLIK DURUMUNA DÜŞTÜ

Tarihçilerin ve uluslararası örgütlerin verilerine göre, 1923 yılının sonunda bir buçuk milyon Ermeni soykırıma uğradı. Bir dönem Anadolu nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Ermeniler artık azınlık durumuna düştü. Yüz binlerce Ermeni Lübnan, Suriye, Irak ve Fransa'ya göç etti, geri kalanlar ise Amerika kıtasına mülteci gitti. Anadolu’daki kültürel, dini ve tarihi izleri ise yok edildi.

SOYKIRIMIN TANINMASI VE TÜRKLERİN KATLİAMI İNKARI

Birçok belge ve açık kanıt olmasına rağmen Türk devleti bugüne kadar soykırımı inkar etmekte ve soykırımın tanınmasını kendi ‘hukuku’ uyarınca suç sayıyor. Aynı zamanda Fransa, Rusya, Kanada, Lübnan, Yunanistan ve ABD’nin 43 eyaleti de dahil olmak üzere 20 ülke, Avusturya ve İspanya’daki yerel meclisler, Avrupa Parlamentosu, BM, Dünya Kiliseler Konseyi ve diğer uluslararası kuruluşlar soykırımı tanıdı.

BUGÜN SURİYE’DE TRAJEDİ TEKRARLANIYOR

Ermeniler soykırımda katledilenleri anarken, Suriyeliler de 10 yılı aşkın süredir aynı trajediyi yaşıyor. Ülkedeki savaş ve Kuzey ve Doğu Suriye’de bazı bölgelerin işgali, demografik yapının değiştirilmesi, katliamlar ve ağırlıklı olarak Kürt ve Hıristiyanların yaşadığı bölgelerden zorla yerinden edilmesi, bir asır önce Ermenilerin ve Süryanilerin yaşadıklarının bir tekerrürü. Fail ise aynı: Türk devleti.

Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî halkının kültürel ve dinsel kimliklerinden dolayı yerlerinden edilmeleri ve yerlerine yabancıların yerleştirilmesi, Türk devletinin Osmanlı’dan miras aldığı  politikasının bir devamı.

ÖZSAVUNMA: SOYKIRIMA KARŞI GÜVENLİĞİN BAŞLICA SİLAHI

Ermeni, Süryani, Asuri ve Keldanilerin bu acı deneyimleri özsavunma mekanizmalarına sahip olmayan halkların daha fazla soykırım ve baskıyla karşı karşıya kaldığını gözler önüne seriyor.

Kuzey ve Doğu Suriye’de halk bu gerçeği gördü. Özerk Yönetim, halkların mozaiğine ve kültürlere saygı duyan, hak ve kimliklerini koruyan Demokratik Ulus modelini başarılı bir şekilde inşa etti. Bu modelin temel sütunlarından biri ise soykırım ve katliamlara karşı en önemli silah olan özsavunma.

Toplumlar kendilerini savunma yeteneğinden yoksun olduğunda, kendilerini kontrol altına almaya ve yok etmeye çalışan güçlere karşı savunmasız kalıyor. Özsavunma salt silahlı mücadele anlamına gelmiyor; siyasi bilince sahip olmak, toplumsal örgütlenmeye sahip çıkmak, kültürel değerleri korumak anlamına geliyor.

ESKİNİN ŞİMDİYE MESAJI

Ermeni Soykırımı ve Sêfo katliamları sadece Hıristiyan halklarına yönelik bir suç değil, tüm insanlığa karşı işlenen suçlardı. Bu suçlar konusunda sessiz kalmak ve özsavunma hakkını ihmal etmenin bu katliam ve soykırımların tekrarlanmasına yol açtığını bilmek gerek.

Bu nedenle bu katliamlarda yaşamını yitirenler anılıyor. Onların anısına sahip çıkmak ve olası katliamların önüne geçmek için özörgütlenme, özsavunma ve çoğulculuğu koruyan barışçıl demokratik sistemler inşa etmek gerekiyor. Kuzey ve Doğu Suriye halkı bugün bunu yapıyor.

(df/cj)

ANHA