Efrin’den Şehba’ya, Şehba’dan Cizre’ye: Bitmeyen göç hikayeleri

Efrin’den Cizre’ye uzanan zorunlu göç yollarında yalnızca yoksulluk, soğuk ve çetelerin vahşeti değil; aynı zamanda direniş ve umut da vardı. Efrin halkı, göç yolunda bile kimliklerini ve mücadelelerini koruma kararlılığını sürdürüyor.

Efrin’den Şehba’ya, Şehba’dan Cizre’ye: Bitmeyen göç hikayeleri
Efrin’den Şehba’ya, Şehba’dan Cizre’ye: Bitmeyen göç hikayeleri
Efrin’den Şehba’ya, Şehba’dan Cizre’ye: Bitmeyen göç hikayeleri
Efrin’den Şehba’ya, Şehba’dan Cizre’ye: Bitmeyen göç hikayeleri
Efrin’den Şehba’ya, Şehba’dan Cizre’ye: Bitmeyen göç hikayeleri
Efrin’den Şehba’ya, Şehba’dan Cizre’ye: Bitmeyen göç hikayeleri
14 Aralık, 2024   05:15
HABER MERKEZİ
BESNA ŞEMO-NISRÎN ŞÊXO-MIHEMED XELÎL

Efrîn-Şehba Kantonu, tarihinin en karanlık günlerinden geçiyor. Türk devletinin gerçekleştirdiği ağır bombardımanlar, tankların gürültüsü, çetelerin acımasız saldırıları ve tüm bunların üzerine eklenen dondurucu kış şartları, bölgede büyük bir insani kriz yaratmış durumda. Böyle bir durumda, Efrin-Şehba Kantonu’nda binlerce insan yeni bir göç hikayesine düştü. 

Göç yollarında yaşanan zulüm, çetelerin vahşeti ve doğa şartlarının acımasızlığı, insanlık dışı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Ancak Efrîn halkı, her türlü zorluğa rağmen dönüş umudunu kaybetmiyor.

İşgal nedeniyle Cizre Kantonu’na göç etmek zorunda kalan ailelerden biri olan Zemcî Ebdo, yerleştiği Çilaxa kırsalındaki geçici kampta ikinci göç deneyiminin zorluklarını anlattı.

Dört çocuk babası Ebdo, Türk devletinin 2018’de Efrîn’i işgal etmesiyle köyünden göç etmek zorunda kalmış ve ailesiyle birlikte Şehba’ya yerleşmişti. Yıllarca zorlu koşullarda yaşamalarına rağmen, doğdukları topraklara, Efrîn’e dönme umutlarını hiç kaybetmediler. Ancak Türk devleti ve çetelerinin son saldırıları, onları bir kez daha evlerinden kopardı.

Ajansımıza konuşan Ebdo, yaşadığı acıları şu sözlerle dile getirdi:

“Çeteler bizi zorla araçlardan indirdi ve tüm eşyalarımızı geride bırakmak zorunda kaldık. Soğuk hava koşullarında yürümek zorunda kaldık. Çocuklarım için bu yolculuk çok zordu ve onları soğuktan koruyacak hiçbir şeyimiz yoktu.

Aracımı geri almak için döndüğümde, aracı kurşunladıklarını gördüm. Bu, 'Burada yeriniz yok, siz Kürt’sünüz, geri dönemezsiniz' şeklinde bir mesajdı. Bu mesajı kabullenmek çok zordu. Ancak geri dönme hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz.”

GÖÇMEN BİR MÜZİSYENİN YOLCULUĞU

Kampın bir köşesinde ise, Çocuk Eğitme Merkezi’ni geride bırakan müzisyen Kamîran vardı. Kamîran, yaşadıklarını şu şekilde anlattı:

“Saldırılar başladığında, sadece müzik aletimi alabildim ve yürüyerek kaçtım. Ailemle birlikte olduğum araç yerinde yoktu. Zorlu şartlarda soğukta saatlerce yürüdüm. Ayaklarım uyuştu ve neredeyse yürüyemez hale geldim, taki bir göçmen bana yardım edip beni aracına alana kadar.”

Sazını yanında taşıyan Kamîran, diğer müzik aletlerini geride bırakmak zorunda kaldı. “Bu elimdeki sadece bir müzik aleti değil; aynı zamanda benim ve Efrîn halkının kimliğidir. Nereye gidersem gideyim, sanat mirasımı korumak için hep yanımda taşıyorum. Yüzlerce kez göç etsem bile mirasımdan ve kimliğimden asla vazgeçmem,” diye ekledi.

YAŞAM MÜCADELESİ

40 yaşındaki M.E., Efrîn’den göçe zorlandıktan sonra ailesiyle birlikte Şehba’ya yerleşmiş ve orada yaşamını sürdürmüştü. Ancak Türk devleti ve çetelerinin Şehba ile Til Rifat’a yönelik son işgal saldırıları, onları yeniden göçe zorladı. Göç sırasında ise çeteler yollarını kesti.

Yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

“Ailemle birlikte kaçmak istedim, ama yolda durdurulduk. Eşim ve çocuklarımdan ayrıldım. Onların gözleri önünde dövüldüm, işkenceye uğradım. Göğsüme silah dayayıp beni öldürmekle tehdit ettiler. Gözlerim bağlı şekilde bilinmeyen bir yere götürüldüm. Ailem ise eve geri gönderildi.

Bana ağır hakaretlerde bulundular, silahların dipçikleriyle vurup psikolojimi bozmak istediler. Vücudumdaki işkence izleri hâlâ duruyor ama çocuklarımın korkudan titrediğini gördüğümde hissettiğim acı, her şeyden daha derin.”

‘KADINLAR HAKARETE UĞRAMASINA RAĞMEN DİRENDİLER’

M.E.’nin eşi Fadya Umer ise çetelerin zulmünü şu şekilde anlattı:

“Şehba’ya saldırdıklarında evlere baskın yaparak kadınları saçlarından tutup dışarı sürüklediler. Zorla çarşaf giydirip bize hakaret ettiler. ‘Siz kâfirsiniz, domuzsunuz’ diye bağırdılar. Çocuklar bile onların vahşetinden kurtulamadı.

Efrin’e biraz bile yakın olabilmek için yaşamın en kısıtlı imkânlarını kabul ettik. Bir gün topraklarımıza döneceğimiz umudunu hep taşıdık, ancak son işgal, acılarımızı daha da derinleştirdi.”

ÜÇÜNCÜ GÖÇÜN ANISI

Halep’in Selahedîn Mahallesi’nden Henan Hac Qasim, savaşın başından bu yana defalarca göç etmek zorunda kalmış. Henan, hikayesini şu şekilde anlattı:

“Halep’ten Bab’a, oradan Dêrazor’a, ardından Şehba’ya geçtik. Her defasında yeni bir umut taşıdık ama bu son saldırı en kötüsüydü. Dört gün boyunca soğukta yollarda kaldık. Yanımıza yalnızca biraz su ve yiyecek alabilmiştik. Çocuklarım hastalandı, ama elimden bir şey gelmedi.

Çeteler, göç kafilesine ateş açtı. Bazı insanlar yaralandı. Korkuya rağmen yolumuza devam ettik. Çocukların ağlama sesleri ve kadınların çığlıkları vardı. Reqa’ya ulaşana kadar güvende olduğumuzu hissetmedik. Reqa halkı bizi sıcak karşıladı ve güvenli bir yere yerleştirdi.”

TÜM ACI VE ZORLUKLARA RAĞMEN GERİ DÖNME UMUDU

Göçmenler, tüm acı ve zorluklara rağmen Efrin ve Şehba’ya geri dönme umutlarını canlı tutuyor. Zemcî Ebdo, bu umudu şu sözlerle ifade etti:

“Belki şu an Efrin’den uzakta olabiliriz ama Efrin’e dönüş umudumuz hep var. Toprağımızı ve kimliğimizi kaybetmeyeceğiz. Ne kadar sürerse sürsün, geri döneceğiz.”

 (rd)

ANHA

heleb

çil axa