DEM’li vekil: Çözüm isteyenler Rojava’daki eşitlikçi, barışçıl fikriyata sarılmalı

Önder Abdullah Öcalan’ın, “Demokratik toplum, barış ve entegrasyon” çağrısını iktidara yaptığına işaret eden DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, AKP çevresinin Rojava’ya yönelik tehdit diline dikkat çekerek, “Çözüm isteyenler Rojava’da filizlenen eşitlikçi, barışçıl fikriyata sarılmalı” dedi.

DEM’li vekil: Çözüm isteyenler Rojava’daki eşitlikçi, barışçıl fikriyata sarılmalı
31 Aug, 2025   10:31
HABER MERKEZİ

Kürt meselesinin demokratik çözümüne dair Meclis’te kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun çalışmaları baroların, meclis başkanlarının dinlenmesiyle devam ederken, İmralı Heyeti bir ay aradan sonra Önder Abdullah Öcalan ile görüştü. 

Üç saat süren görüşmede, Önder Abdullah Öcalan, demokratik toplum, barış ve entegrasyonun, bu sürecin üç kilit kavramı olduğu, bu temelde sonuca ulaşılabileceği mesajını verdi.

Komisyonda yer alan DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek ANF’ye konuşarak, Önder  Apo’nun bu son çağrıyı her şeyden önce iktidara yaptığına işaret ederek,“Sürecin karakterine uygun yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor” vurgusunda bulundu.

‘HAKARETLERİN HAVADA UÇUŞTUĞU BİR ORTAMDAN BİRBİRİNİ DİNLEYEN BİR KÜLTÜR OLUŞTU’

Süreci iki taraflı; bardağın dolu tarafı ve boş tarafı şeklinde değerlendirmek gerektiğini belirten Cengiz Çiçek, Türkiye'de halkın yüzde 95'ini temsil eden bir parlamento mevcudiyetinin komisyonda vücut bulmasının önemli olduğunu, bir empati ve karşılıklı birbirini dinleme kültürünün geliştiğini dile getirdi. Çiçek, daha düne kadar siyasi parti temsilcilerinin birbirini dinlemediği, hakaretlerin havada uçuştuğu bir ortamdan en azından birbirinin gözüne bakan, birbirini sükunetle dinleyen bir kültürün inşasının bile başlangıç açısından çok kıymetli olduğunu ifade etti. Bunu ilerletmek, büyütmek, perçinlemek, güçlendirmek gerektiğini kaydeden Çiçek, “Komisyonda gerçekleşen dinlemelerle muradımız aslında toplumun rızasını üretmek, toplumu bu sürece katmaktır. Toplumun, hem mağduriyet hem de taraf boyutuyla farklı kesimlerinin dinlenmesi ve Kürt sorunu bağlamında fotoğrafın bütünlüğünün açığa çıkartılması çok önemli ve kıymetli. Sonuçta tek taraflı, bulunduğumuz yere göre bakamayız. Fotoğrafın bütünlüğüne göre bir çözümü ve barış sürecini örgütlemek gerekiyor. Bu dinlemeler aynı zamanda komisyon üyelerinin sorunu olgusal ve nesnel olarak kavramasına ve buna göre de süreçle ilgili yasal ya da siyasal adımların atılmasına hizmet edecek. Bu tabii ki farklı bakış açılarımızın olmayacağı anlamına gelmiyor. Ama bu süreçte, siyasi partilerin dünya görüşlerinin ve ideolojilerin arasındaki açı farkının mümkün mertebe sorunun çözümü üzerinden yakınlaştırılabileceğini her fırsatta söylüyoruz. Sonuçta sorunun çözümsüzlüğünde tarihsel rolü olan siyaset kurumu bu sefer çözümü üretmek zorunda. Toplumun beklentisi de bu” dedi.

‘SÜRECİN DOĞRU ADIMLARLA İLERLEMESİ İÇİN SAYIN ÖCALAN’IN DİNLENMESİ GEREK!’

Komisyonda önümüzdeki günlerde Kürt sorununa kafa yoran akademisyenlerin yanı sıra emek örgütlerinin dinleneceğini aktaran Çiçek, toplumun değişik çevrelerinin dinlenmesi kadar bu sürecin esas taraflarının da dinlenmesinin önemli olduğuna işaret etti. Tarafların en önemli aktörlerinden birinin 27 Şubat çağrısıyla sürecin önünü açan, örgütüne mesafe ve karar aldıran Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunun altını çizen Çiçek, sürecin selamete erişebilmesi için Öcalan'ın komisyon tarafından dinlenmesi gerektiğini kaydetti. Bu hususun hala komisyonun gündemine gelmediğini belirten Çiçek, “Sürecin doğru adımlarla ilerlemesi için Sayın Öcalan’ın dinlenmesi gerek. Sonuçta Sayın Öcalan bu sürece en fazla yoğunlaşan, katkı sunan, küçük çaplı krizler çıktığında sürecin önünü açan, kolaylaştırıcı olan ve aynı zamanda en nesnel, en makul çözüm önerilerine sahip bir aktör, bir baş muhatap aynı zamanda. Zaten Devlet Bahçeli bunu değişik biçimlerde ifade etti. Dolayısıyla bu süreçte aşılmaz denilen eşikler aşıldı. Komisyonun gelip Sayın Öcalan'ı dinlemesi öyle çok aman aman aşılmaz bir eşik olarak değerlendirilmemeli. Hem sürecin daha şeffaf yürütülmesi için hem de siyaset kurumunun bir bütün olarak soruna muhatap olabilmesi için önemli bir husus. Sonuç itibariyle bu sorunu gerçek anlamda toplumsal, siyasal çözüme kavuşturmak ve çatışma zemininden uzaklaştırmak istiyorsak, Sayın Öcalan'ın görüşlerinin alınması gerekiyor” diye konuştu.

‘DEMOKRATİK ENTEGRASYONUN TEMEL İLKESİ KARŞILIKLI OLMASIDIR!’

Cengiz Çiçek, İmralı Heyeti’nin bir aylık bir sürenin ardından gerçekleştirdiği görüşmede Önder Abdullah Öcalan’ın, “Demokratik toplum, barış ve entegrasyon bu sürecin üç kilit kavramı” mesajını değerlendirdi. Çiçek, burada Öcalan’ın demokratik entegrasyon derken küçük bir grubun büyük bir grup içerisinde erimesine ya da bir grubun büyük ve güçlü görünen gruba katılmasına değil, karşılıklı bir bütünleşmeye işaret ettiğini belirtti. Demokratik entegrasyonun iki tarafı olduğunu anlatan Çiçek, “Demokratik entegrasyonun temel ilkesi karşılıklılıktır. Bir tarafta demokratik toplum güçleri -içerisinde Kürtler de var- diğer tarafta da devlet var. Demokratik entegrasyon, demokratik toplum ve devletin demokratik kriterler ve ilkeler etrafında bütünleşmesi, birbirini tanımasıdır. Bütünleşmekten kastımız da şudur; devletin demokratikleşme adımları atması, bu konuda yasal düzenlemeler yapması gerekir yani bu iş doğası gereği tek taraflı ele alınamaz. Çünkü sorunların derinleşmesinde iktidarların ve devletin pratiklerinin, tercihlerinin belirleyici olduğunun bilincindeyiz. O nedenle de devletin demokratik dönüşüm sürecine girmesi son derece kritik. Sadece demokratik toplum güçlerinin atacağı adımlar bu anlamda işi tek başına çözmeyecektir. Aynı zamanda devletin demokrasiye, hak ve özgürlüklere daha duyarlı hale geldiği bir iklimin yaratılması söz konusudur. O nedenle asimilasyon değildir, yok etme değildir, birinin birisinin içinde erimesi değildir, kendi kimliğini, özgünlüğünü kaybetmesi değildir” ifadelerini kullandı.

‘SAYIN ÖCALAN’IN ÇAĞRISI HER ŞEYDEN ÖNCE İKTİDARA’

Önder Abdullah Öcalan’ın buradaki çağrısını her şeyden önce iktidara yaptığına işaret eden Çiçek, şunlara dikkat çekti: “Sayın Öcalan burada sürecin ilerlemesi için belli adımların atılması gerektiği mesajını veriyor. Sürecin karakterine uygun yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Sonuç itibariyle hepimizin gözlerimizin önünde cereyan eden 11 Temmuz silah yakma töreni vardı. Orada yapılan açıklamalar vardı. Silah bırakanların sosyal, siyasi hayata katılımları nasıl olacak? Terörle Mücadele Kanunu'ndan tutalım, Türk Ceza Kanunu'na, Ceza Muhakemeleri Kanunu'na kadar bir bütün olarak yasalarda demokratik düzenlemelerin yapılması ya da kimi anti-demokratik yasaların, maddelerin, güvenlikçi akılla ihdas edilen yasaların aslında bir yönüyle ayıklanmasını gerektiren bir sürecin de içindeyiz.

‘KOMİSYONUN, DEMOKRATİK ÇÖZÜMÜN ÖNÜNÜ AÇACAK BİR ZEMİN TEŞKİL ETMESİ LAZIM’

Belki bütün yasalar kökten değişmeyecek. Komisyonun işi zaten bu değil. Komisyon yasa teklifi tasarısı sunacak ilgili birimlere. Ama bunun hem siyasal hem de yasal aklını komisyon örgütleyecek. Zihniyet dünyasının örgütlenmesinde komisyonun rolü önemli. O nedenle yan yana gelen farklı görüşlerdeki siyasal partilerin Kürt sorununun demokratik çözümünün önünü açacak bir zemin teşkil etmesi lazım. Hem siyasal hem de hukuki zemini oluşturması, bir nevi çözüme giden yolda ilk düğmeyi doğru iliklemesi gerek. Komisyonun bizce yapacağı en büyük tarihsel görevlerden biri budur. Bütün çabamız da bu yöndedir.”

‘DARBE MEKANİĞİNE KARŞI SÜRECİN DAHA DİSİPLİNLİ VE HIZLI SÜRDÜRÜLMESİ GEREKİYOR’

Sürecin gerçekten ivedilikle daha disiplinli ve hızlı sürdürülmesi gerektiğini belirten Çiçek, çünkü Kürt sorunu etrafında kafa yoran, müdahale eden birçok uluslararası ve ulusal güç olduğuna dikkat çekti. Geçmişte buna darbe mekaniği dendiğini anımsatan Çiçek, Ortadoğu’nun yangın yerine dönüştüğünü ve her gün sorun etrafında tarihsel gelişmelerin olduğunu, buradan hareketle süreci daha disiplinli ve seri bir şekilde ele almak gerektiği uyarısında bulundu. Bunun için sorunun gerçekten kök nedenlerine inip, demokratik bir çerçevede çözüm zeminini olgunlaştırmak gerektiğini vurgulayan Çiçek, Türkiye’de oluşturmayı hedefledikleri iklim başarıya ulaştığı takdirde, bunun Suriye'yi, Irak'ı, İran'ı ve bir bütün olarak Ortadoğu'yu etkileyeceğini dile getirdi.

‘HAMASET VE TEHDİT DİLİYLE SORUNUN ÇÖZÜLEMEYECEĞİ 50 YILDIR GÖRÜLDÜ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan başta olmak üzere AKP çevresinin Rojava’yı hedef alan ve süreçle çelişen açıklamalarını da değerlendiren Çiçek, hamaset ve tehdit diliyle bu sorunun çözülemeyeceğinin anlaşıldığını, 50 yıllık pratiğin bunu gösterdiğini hatırlattı. Tarihsel deneyimin Kürt meselesini terör kavramına, güvenlik çarkına sıkıştırma yaklaşımının işe yaramadığını gösterdiğini vurgulayan Çiçek, şunları kaydetti: “Artık hamasetten uzaklaşan, propagandaya yönelik yaklaşımdan ziyade olgusal yaklaşan, hakikat temelinde yaklaşan, çözüm üzerinden gerçekten nesnel aklı devreye sokan bir yaklaşım gerekiyor. Belli ki kimi güçler, devlet ya da iktidar içerisinde kimi anlayışlar bu sorunu hâlâ geleneksel yöntemlerle ele almakta ısrar ediyor. Daha çok iktidar içerisinde belli bir bloğun ya da bir eğilimin bu sorunun demokratik temelde ele alınmasından uzak olduğunu görmek mümkün. Zaten bu süreci başlatan temel dinamiklerden biri Suriye-Rojava dinamikleridir. Akıbetini de belirleyecek temel dinamiklerden birisi olduğunu da sürekli gözetmek gerek.

‘ÇÖZÜM İSTEYENLER ROJAVA’DA FİLİZLENEN EŞİTLİKÇİ, BARIŞÇIL FİKRİYATA SARILMALI!’

Suriye'deki tablo buradaki süreci de bir düzeyde etkileyecek. Bu çok net bir şey bizim açımızdan. Son gelişmeler de onu gösterdi. İsrail ve Türkiye'nin bölgede karşı karşıya gelme biçimi de Kürt sorununun geleceğini olumlu ya da olumsuz belirleyecek temel etkenlerden birisi elbette. Buradan ele aldığımızda, Suriye'deki gelişmeler süreci olumlu ya da olumsuz etkileyecek gibi görünüyor. Bunun farkında olarak Suriye'ye, Rojava'ya dair bir akıl geliştirmek gerekiyor. Kürtler, Türkiye'de Ankara'yla, Suriye'de Şam'la bu sorunu çözmek istediğini çok net söylüyor. Aslında Kürtlerin yüzü gerçekten Şam ve Ankara'ya dönük. Demokratik entegrasyon temelinde çözüm arayışındalar. Şam'ın ve Ankara'nın Kürt siyasetine, Kürt sorununa daha demokratik bir perspektifle yaklaşması gerektiğini söylüyor Kürtler. Çünkü Suriye'de şu anda hiçbir topluluğun Şam rejimi karşısında varlık güvencesi yok. Varlığının bu kadar tehdit altında olduğu bir ortamda her şeyinizi bırakıp gelin, bu sürece bu şekilde katılın demek, aynı zamanda DAIŞ’e karşı mücadele başta olmak üzere Kürt siyaseti, Kürt halkı şahsında ayakta tutulan siyasal değerleri ve yaşanan tarihi inkar etmek anlamına gelir. Rojava’da daha kucaklayıcı, barışçıl, eşitlikçi, demokratik bir fikriyat filizlenmiş. Özellikle bu konuda iktidara sesleniyoruz; çözüm isteyenlerin aslında bu fikriyata gerçekten daha fazla sarılmak, bu fikriyatla daha fazla ilişkilenmek gibi bir sorumluluğu var. Kalıcı barış ve çözümün yolu da buradan geçiyor.”