​​​​​​​İşgal altındaki topraklar DAİŞ üssü haline geldi

DAİŞ’in coğrafi olarak yok edilmesinin ardından DAİŞ’e desteğini sürdüren işgalci Türk devleti, kontrolü altındaki Suriye topraklarını DAİŞ için güvenli üsler haline getirdi.

​​​​​​​İşgal altındaki topraklar DAİŞ üssü haline geldi
9 Oct, 2022   01:54
HABER MERKEZİ – ZANA SEYDÎ

İşgalci Türk devleti 9 Ekim 2019'da başlattığı saldırılar sonucu Serêkaniyê ve Girê Spî’yi işgal etti. İşgal saldırıları ABD kuvvetlerinin bu bölgelerden çekilmesinden 13 gün sonra gerçekleşti. Şam hükümeti ve Arap Birliği de saldırıları sadece izledi.

Bu işgalden 7 ay önce DAİŞ'in Suriye'deki varlığına son veren ve hücrelerine karşı savaşını sürdüren QSD, günlerce Türk devletinin Suriye topraklarına yönelik işgal saldırılarını durdurdu. Ancak silah dengesinin olmaması ve uluslararası silahların kullanılması ve binlerce Suriyeli paralı askerin Türk devleti tarafından kullanılması, Serêkaniyê ve Girê Spî'nin 120 km uzunluğunda ve 30 derinliğindeki bazı kara alanlarının işgal edilmesine neden oldu.

İşgalci Türk devleti ve çeteleri, çoğu Kürt olan yaklaşık 400 bin yurttaşı evlerinden etti. Böylece güvenli alanlar DAİŞ çeteleri, Heyet Tehrir El-Şam (eski Cebhet El Nusra) ve diğer çetelerin ana üsleri haline geldi.

2018'de Cerablus, Bab, Ezaz ve Efrîn kantonunda, 2019 sonbaharında Girê Spî ve Serêkaniyê'de teröre karşı savaş bahanesiyle 6 ay önce Türk devletinin işgali ile dünyanın en şiddetli çeteleri serpildi. Türk devletinin politikaları sonucu Suriye'nin kuzeyi dünya terörünün merkezi haline dönüştü.

Türk devleti Suriye savaşına doğrudan müdahale etmeden önce sınırını çetelere açtı. ABD'nin DAİŞ’e Karşı Uluslararası Koalisyon'un eski temsilcisi Brett McGurk'a göre, Türk devleti 2014-2016 yılları arasında 110 ülkeden 40 binden fazla DAİŞ savaşçısının Suriye'ye girmesine izin verdi. Brett McGurk, ABD'nin kuzey Suriye'nin bazı bölgelerinden çekilmesinin cinayet, insan kaçırma, yağmalama ve Türk egemenliği altındaki bölgelerden zorunlu göç suçlarına yol açtığına dikkat çekti.

"Terörle savaş" dedikodularını yayan Ankara, Suriye'nin kuzeyindeki güvenli bölgeleri dünyanın en tehlikeli bölgeleri haline getirdi.

QSD askeri kaynaklarının ajansımıza verdiği bilgiye göre, Uygur, Çeçen ve Türkmenlerden oluşan 30 bin uluslararası çete, İdlib ve işgal altındaki bölgelerde Türkiye tarafından korunmakta olup, Türkiye ve işgal altındaki Suriye topraklarında açık ve sınırsız olarak bulunmaktadır.

Ankara'nın Türkiye şehirlerinde DAİŞ çetelerini tutukladıkları yönündeki iddiaları ise propagandadan ibaretti. DAİŞ'in Türkiye'deki büyük eylemselliğinin gerçek işaretleridir.

ÇETE BAŞLARI TÜRKİYE’NİN KUCAĞINDA ÖLDÜRÜLDÜ

Suriye'nin kuzeyinde Türk devletinin işgal ettiği ve bu bölgelerde DAİŞ çetelerinin serbestçe dolaştığı bölgelerde QSD'nin koordine ettiği ABD operasyonlarında çok sayıda DAİŞ çete başı öldürüldü.

Bu kapsamda, Uluslararası Koalisyon ve QSD’nin ortak istihbarat operasyonunda, DAİŞ'in ilk elebaşı Ebubekir El-Bağdadi, Ekim 2019'da işgal altındaki İdlib'de Türkiye sınırına 5 km yakında öldürülmüştü.

3 Şubat 2022'de ABD Başkanı Joe Biden, ABD güçlerinin düzenlediği özel bir operasyonda DAİŞ elebaşı Ebu İbrahim El Kureyşi'nin İdlib'in Atme kentinde kendini patlattığını duyurdu.

Ayrıca 23 Ekim 2021'de, Uluslararası Koalisyon'a ait insansız bir uçak, Serêkaniyê’nin işgal altındaki İdwaniyê köyünde DAİŞ elebaşı Sebahî Ibrahim El Muslih (Ebu Hemze Şihêl) ve iki yardımcısını öldürdü.

26 Kasım 2020'de Eyn İsa'nın Mielek köyünde QSD bir pusuda tehlikeli DAİŞ elebaşı İsmail İdo ve 21 Türk çete üyesi ve askerini öldürdü. Elebaşı İdo, Türk askerleriyle birlikte Suriye ve Libya'da dolaşıyordu.

Suriye ve Irak'ta faaliyetlerini sürdüren DAİŞ çeteleri, gizli hücreleri aracılığıyla işgalci Türk devletinin tehditlerinden yararlanarak bölgenin güvenliğini baltalamaya ve suç işlemeye çalışmaya devam ediyor.

Daha önceki raporlara göre, Suriye ve Irak'taki hücrelerde 4 bin ila 6 bin DAİŞ çetesi var. Ayrıca Kuzey ve Doğu Suriye'de patlamak üzere olan bomba gibi tutuklu binlerce çete üyesi ve on binlerce ailesi var.

SİNAA CEZAEVİNE SALDIRI İŞGAL EDİLEN BÖLGELERDE PLANLANDI

Dünya, Suriye ve Irak'ta DAİŞ'in sona erdiğinin 23 Mart 2019'da QSD tarafından Baxoz'daki üssünde duyurulmasını kutlasa da, Türk devlet istihbaratı işgal altındaki Serêkaniyê şehrinde hazırladığı büyük bir planla DAİŞ’in geri dönüşünü denedi. Serêkaniyê’de büyük bir plan yaptı. DAİŞ çetelerinin Ocak 2022'de Hesekê’deki Sinaa Cezaevi’ne yönelik saldırısının ardından çetelerin yaptığı itiraflarda bu açıkça görülüyordu.

Sinaa Cezaevi’ne yapılan saldırı, DAİŞ çetelerinin güçlü bir şekilde geri döneceğine dair uluslararası tehditler yarattı. Özellikle cezaevindeki 5 bin çete, Ankara'dan doğrudan koordinasyonla Hesekê şehrini işgal etmeye çalıştı. İşgalci Türk devleti, DAİŞ üzerindeki baskıyı hafifletmek için eş zamanlı olarak Eyn İsa, Til Temir ve Minbic bölgelerine kara saldırıları başlattı.

QSD, terörle mücadelede uzman binlerce savaşçıyı getirdi. Binlerce DAİŞ çetesinin kaçışını kontrol etti. Bununla Türkiye-DAİŞ’in sahte "İslam Hilafetini" yeniden canlandırma planı boşa çıktı.

Bu savaşta Suriye halkı 121 QSD savaşçısı ve cezaevi güvenlik görevlisi ile çok sayıda yurttaşı şehit verdi.

HOL KAMPI TÜRKİYE'NİN İSTİKRARI BOZMAK İÇİN ELİNDEKİ SON ARACIDIR

Hol kampında geçen 17 Eylül'de İnsani ve Güvenlik Hamlesi’nin ikinci aşamasının sonunda İç Güvenlik Güçleri'nin yaptığı açıklamada, "Sinaa Cezaevi’ne yapılan saldırıyla aynı zamanda Hol Kampı da saldırıya uğradı. DAİŞ'in kontrol planının bir parçası Hol Kampı’ydı. Hesekê’deki saldırı sırasında terörist hücreler kampı ve çevresini kontrol etmeye çalışıyordu. Ancak QSD'nin aldığı hızlı güvenlik önlemleri kamp içinde ve dışında bir saldırı girişimini engelledi” dedi.

İç Güvenlik Güçleri, Hol Kampı’na düzenlenen farklı saldırılarda aralarında temizlik işçileri ve kamp güvenlik görevlilerin de bulunduğu 44 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Hol Kampı’nda İnsani ve Güvenlik Hamlesi çerçevesinde DAİŞ ile işgalci Türk devleti arasındaki güçlü ilişkiler ve DAİŞ'in Ankara'dan aldığı perspektifler ortaya çıktı.

Aralarında DAİŞ’in de bulunduğu binlerce Suriyeli çetenin Türkiye şehirlerinden Libya ve Azerbaycan'a gönderildiği ve bu çetelerin bu ülkelerin istikrarını bozmada yer aldığı biliniyor. Ancak uluslararası toplum Türkiye'nin eylemlerine sessiz kalıyor.

Türk işgalinin en vahşi saldırıları olan Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî'ye yönelik saldırılarda 21. yüzyılda Ortadoğu'da en büyük demografik değişim ve göç yaşandı.

En tehlikelisi ise Türk devletinin işgal ettiği topraklarda uluslararası düzeyde suçluları ve en tehlikeli çeteleri hazırlaması ve dünya barışını tehdit etmesidir. DAİŞ çetelerinin Reqa’yı "başkent" ilan etmesi ile Türkiye'nin işgal altındaki toprakları "güvenli" bölge ilan etmesi arasında hiçbir fark yoktur. Her iki durumda da bu bölgeler Türkiye'nin sponsorluğunda dünyada terör üsleri haline geldi.

(rr)

ANHA