Serêkaniyê ve Girê Spî’de işgalin 3 yılı geride kaldı

İşgalci Türk devleti ve çetelerinin Serêkaniyê ve Girê Spî’yi işgal etmesinin üzerinden 3 yıl geçti. Türk devletinin işgali altındaki topraklarda işlenen suçların başında demografik değişim geliyor.

Serêkaniyê ve Girê Spî’de işgalin 3 yılı geride kaldı
7 Oct, 2022   01:46
HABER MERKEZİ– CUMA MIHEMED

Serêkaniyê ve Girê Spî bölgelerinin işgalinin üzerinden yaklaşık 3 yıl geçti. 9 Ekim 2019 tarihinde başlayan saldırının ardından Türk devleti ve çeteleri bu iki bölgeyi işgal etti. Saldırı aynı zamanda o bölgede yaşayan 300 bin kişinin yerinden edilmesine yol açtı.

Türk hükümeti, Girê Spî ve Serêkaniyê'yi işgal ederek pek çok hedefe ulaşmak istiyordu. Bunların en önemlisi, Özerk Yönetim'in ve sahadaki başarılarının ortadan kaldırılmasıydı. Daha önemli hedefi ise Suriye'nin kuzeyinin tamamını işgal etme politikasını sürdürmekti.

MİSAK-I MİLLİ PLANI

İşgalci Türk devletinin bazı yetkilileri hala Osmanlı dönemine dönmeyi ve Asya, Avrupa ve Afrika'da geniş bir bölgeyi fethetmeyi hayal ediyor. Türkiye'deki mevcut hükümet, bu hayali hayata geçirmek için Misak-ı Milli olarak bilinen planı uygulamaya çalışıyor.

Birinci Dünya Savaşı'ndan ve Osmanlı İmparatorluğu'nun işgal ettiği toprakların çoğunu kaybetmesiyle çöküşünden sonra, bazı Türk milliyetçileri bir araya gelerek Türklere ait olduğunu iddia ettikleri topraklar için bir milli devlet yaratmak için bir vizyon oluşturdular.

Sonuç olarak Misak-ı Milli adında bir anlaşma yapıldı ve bu anlaşmada Rojava, Kuzey Suriye, Başûrê Kurdistan ile Yunanistan ve Ermenistan'ın bir bölümünün Türk toprağı olduğu söylendi.

Ancak o dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun karşılaştığı değişiklikler ve zorluklar bu amacın gerçekleşmesini engelledi. Ardından 1923 Lozan Antlaşmasıyla Türk devletinin mevcut sınırları, kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e verildi.

Her şeye rağmen bu mesaj bile Türk devletini genişletme hayallerine son verememiştir. Türkiye'de bazı milliyetçiler arasında yapılan tartışmalar, bu hayallerin hala korunduğunu gösteriyor. Şimdiye kadar birçok çevre Halep, Musul ve Kerkük'ün Türk vilayetleri olduğunu söylüyor.

MHP ile müttefik olan AKP yetkilileri bu hayalin peşinden koşmaya başladı. Ortadoğu'daki değişim rüzgarının başlangıcından beri veya 2010'dan beri bunun üzerinde çalışıyorlar. Müslüman kardeşlere bağlı aşırılık yanlısı grupların bölgedeki bazı hükümetleri devirerek onlara siyasi hakimiyet kurmalarını desteklemekle başladı. Ancak Türk devleti bu politikanın etkisiz olduğu kanaatine vardıktan sonra bölgeye doğrudan müdahale etmeye başladı. İşgal etmek üzere Başûrê Kurdistan, Rojava, Kuzey Suriye ve Libya'ya güçlerini gönderdi.

Türk devleti Cerablus, Ezaz, Bab ve Efrîn'in işgalinden sonra Başûrê Kurdistan'da olduğu gibi en az 30 km derinliğindeki Kuzey Suriye'nin tamamını işgal etme girişimi kapsamında Serêkaniyê ve Girê Spî'ye yöneldi.

İşgalci Türk devletinin halen Kuzey Suriye bölgelerini işgal tehdidinde bulunması, güneyde devam eden gerilla savaşının geniş bir alanı işgal etmesi Türk devletinin "Misak-ı Milli" anlaşmasını yeniden canlandırma niyetini doğrulamaktadır.

DEMOKRATİK PROJE HEDEFTE

İşgalci Türk devleti en başından beri Kuzey ve Doğu Suriye’deki Rojava Devrimi'ne karşı düşmanca bir yaklaşım benimsedi. Suriye'deki çıkarlarına aykırı olduğu için demokratik projeye karşı çıktı. Suriyelilerin çıkarlarını hiçe sayan Türk devleti, Suriye topraklarını işgal etmek ve tüm ülkeyi Türkiye'nin hegemonya ve denetimine sokmak için Suriye'yi ve halkını yok etmeye çalışmaktadır.

Ancak Rojava devrimi, Demokratik Ulus ve Özyönetim projesinin örgütlenmede, yönetimde ve savunmada kabul edilmesi, Türkiye'nin genişletilmesi çabalarına ve Misak-ı Milli’nin uygulanmasına engel olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Bu nedenle işgalci Türk devleti yerel halka savaş ilan etti.

Türk devleti başlangıçta Cebhet El Nusra, DAİŞ gibi çetelerini ve ÖSO gruplarını Rojava'ya saldırmak için kullandı. Bu saldırıların başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından kendisi müdahale etti. 2016 yılında Cerablus, Ezaz ve Bab bölgelerini, 2018 yılında Efrin ve 2019 yılında Girê Spî ve Serêkaniyê bölgelerini işgal etti. Halen Suriye topraklarını işgal etmeye çalışıyor.

İşgalci Türk devleti, mevcut Kuzey ve Doğu Suriye projesini, diktatörlük ve şovenizme yönelik bir tehdit olarak görmektedir. Çoğulculuğu ve demokrasiyi reddediyor ve Kürt ve Arap halkının, Türklerin coğrafya üzerindeki egemenliğini önleyecek aydın fikirlerle silahlanmalarından korkuyor.

Türk devletinin Suriye'deki amaçlarından biri de Suriye halkı arasında etnik temelli çatışmalar yaratmak ve Kürt-Arap çatışması çıkarmaktır. Bunu kanıtlayan, Suriye bölgelerini doğrudan işgal ettikten sonra Kürtleri yerinden eden ve çete ailelerini Suriye'nin diğer bölgelerinden getirip yerine yerleştirme projesidir.

Türk devletinin bu yaklaşımı Ortadoğu ve dünya barışı için bir tehdit oluşturmaktadır. Türk devletinin gruplar arasında çeşitliliği, demokrasiyi ve eşitliği reddetmesi, bölgedeki krizleri derinleştirecek, savaşları ve çatışmaları devam ettirecektir.

Kuzey ve Doğu Suriye’deki demokratik proje, Ortadoğu'nun mazlum halklarının onurlu yaşamaları, el konulan haklarını kazanmaları, adalet ve hak eşitliğini sağlamaları için bir fırsattır.

DEMOGRAFİK DEĞİŞİM, TÜRKLEŞTİRME, KAOS MODELİ!

Türk devleti işgal politikalarını tamamlamak için toprakları işgal ettikten sonra Suriye'nin demografisini değiştirmeye başladı. Bu, işgalin devamını sağlamak ve kalıcılaştırmak için yapıldı. Bu nedenle Kürt halkının çoğunluğu işgal altındaki bölgelerden tehcir edildi ve Türk devletinin işgal politikalarını reddeden Araplar kovuldu.

Efrîn’de bazı istatistiklere göre Kürtlerin oranı yüzde 90'dan yüzde 25'in altına düştü. Serêkaniyê, Girê Spî ve işgal altındaki diğer yerlerdeki durum Efrîn’deki durumdan farklı değil.

İşgalci Türk devleti, uluslararası kuruluşların desteğiyle, zorla yerinden edilen halkın topraklarına onlarca sömürge evi inşa etti. Son olarak, binlerce insanı bu binalarda barındırmak için işgal altındaki topraklara transfer etmeyi planlıyor.

İşgalci Türk devletinin cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 20 Eylül'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türk devletinin 100 bin konut inşa ettiğini ve 13 bölgede 200 binden fazla konut daha yapmayı planladığını söyledi. Ayrıca iddialarına göre bu evler bir milyon insanın Suriye'ye dönmesine olanak sağlayacak.

Erdoğan, bölgenin kimliğini ve demografisini hedef alan, uluslararası yasa ve standartlara aykırı demografik değişim süreçleri için doğrudan ve net bir şekilde uluslararası destek alıyor. Bu bir savaş suçudur ve uluslararası hukuka göre bunun cezalandırılması gerekiyor.

Ayrıca işgal makamları işgal altındaki toprakları Türkleştirmek için farklı şekillerde çalışmaktadır. Türk kimliklerinin kaldırılmasından, para biriminin Suriye lirasından Türk lirasına dönüştürülmesine, Türk bayraklarının ve Erdoğan'ın ve Osmanlı komutanlarının resimlerinin asılmasına, okulların, sokakların ve parkların adlarının Osmanlı Türkçesi ile değiştirilmesine kadar birçok demografik değişim suçu işleniyor.

İşgalci Türk devletinin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, üst düzey Türk yetkililerle birlikte, işgal altındaki Suriye bölgelerine Türk devletinin vilayetleri gibi periyodik olarak gidiyor.

Ancak işgalci Türk devletinin sözde "güvenli bölge" oluşturmakla ilgili yaptığı iddianın aksine, Suriye'nin kuzeyinde işgal ettiği bölgeleri kaos ve aşırıcılığın merkezine çevirmiş, istikrarsızlığı yaymış ve ‘güvensiz bölge' gerçeği haline getirmiştir.

Yüzlerce silahlı çete bu bölgelere dağılmış durumda. Bu gruplar, bölgeleri kendi aralarında bölüyor ve bölgeyi silah zoruyla kontrol altında tutmaya çalışıyor. Çeteleri her gün insanlara karşı cinayet, işkence, soygun, insan kaçırma ve fidye karşılığında serbest bırakma gibi suçlar işliyor.

İşgalci Türk devletinin o bölgelerde inşa ettiği bu model, Türk devletinin Suriye'de göstermek istediği formun ilk görüntüsüdür. Kaos, yıkım, katliam ve kan sahneleri, her yerde ve herkes arasında iç çatışmalar, Suriye'de çözüm çabalarının önünde gerçek bir sorun olarak yaşatılıyor.

TARİHİ DEFORMASYON

Türk devleti, işgal ettiği ve uzun süre kalmak istediği alanlarda sahadaki gerçeği değiştirmek için bölgenin tarihini deforme ederek tarihi gerçekleri değiştirmeye çalışıyor. Birçok arkeolojik alan iş makineleriyle kazılıyor ve içerikleri yağmalanıyor.

Girê Spî kantonunda işgalci Türk devleti ve çeteleri, kantonun birçok tarihi mekanını tahrip ederek içindekileri çaldı. Bu alanlar arasında Siluk ilçesindeki Dehliz tepesi, Xirbet El Riz'in tarihi Tel Sehlan köyü ve Hemam El Tirkman köyündeki "Medinet El Faw" ve "El Sebi El Ebyed" adlı diğer iki yer bulunmaktadır. Bunlarla birlikte tarihi eser hırsızlarına başka yerlerde de kazı imkânı veriliyor.

Tarihi M.Ö. 6 bin yıllarına dayanan ve tarihteki ilk şehir yerleşkesi Til Xelef’te işgalci Türk devletine bağlı güçler, kazılar ve site gezileri gerçekleştirdi. Tarihi eserleri kaldırdılar ve daha sonra nereye nakledildikleri bilinmiyor. MİT gözetiminde Türkiye'ye götürülme ihtimalleri de var.

Diğer kaynaklar, bölgeyi yaklaşık bir yıl işgal ettikten sonra çetelerin Meheta, El Ebra ve Serêkaniyê kiliselerinde kazı yaptığını bildirdi.

Til Xelef, bölgedeki Kürtlerin kadim tarihini gösteren yerlerden biri, dolayısıyla işgalci Türk devleti bu tarihi silmek ve bastırmak istiyor.

Serêkaniyê bölgesini işgalinin ilk gününden itibaren işgalci Türk devleti farklı yöntemlerle saldırılarını durdurmadı. Bölgeye ve halkına karşı silah olarak kullanılan bu yöntemlerden biri de Hesekê şehrine su sağlayan Elok su istasyonudur.

Geçen Ağustos ayının sonunda Türk devleti, bir milyondan fazla insanın yaşadığı Hesekê kentinde 28'inci kez suyu kesti. Bu aynı zamanda uluslararası yasa ve standartlar ile insani ilkelerin ihlal edilerek bölgede hastalıkların yayılmasına da yol açtı.

Öte yandan Türk devleti, her gün insansız hava araçlarıyla Kuzey ve Doğu Suriye'ye saldırıyor, sınırın ötesine topçu ve füzelerle saldırmaya devam ediyor. Bu da maddi hasarlara ve insan kayıplarına neden olur. Ayrıca Fırat suyunun Suriye ve Irak'a bırakılmaması suçu da devam ediyor. Butün bunlar tüm bölgeyi işgal etme planını uygulamak, bölgedeki yaşamı yok etmek ve insanları yerinden etmek için yapılıyor.

(rr)

ANHA