‘Efrîn’i cehenneme çevirdiler’

Efrîn’de Türk devletinin işlediği suçlara tanıklık eden Rengîn İbrahim, doğup büyüdüğü toprakların işgalciler tarafından cehenneme çevrildiğini söyleyerek, “Keşke her türlü acıyı yaşasaydım da köyümde yaşanan o vahşete şahit olmasaydım” ifadelerini kullandı.

‘Efrîn’i cehenneme çevirdiler’
7 Mar, 2022   01:35
HALEP – NESRÎN ŞÊXO

Türk devleti, 18 Mart 2018'de her türlü ağır silah ve savaş uçağını kullanarak yaptığı saldırılar sonucu Efrin kantonunu işgal etti ve binlerce sakinini yerinden etti. İşgalden sonra bile cinayet, insan kaçırma, işkence, soygun, doğaya yönelik soykırım, kutsal mekânlara saygısızlık ve demografik değişim suçları günümüzde de devam ediyor.

Efrînli Rengîn İbrahim isimli yurttaş, 4 aylık işgalin ardından işgalcilerin işlediği suçlar nedeniyle Efrîn’den ayrılmak zorunda kalarak güvenli bir bölgeye sığındı. Rengin İbrahim, kendi gözleriyle gördüğü suçlardan dolayı Efrîn’de yaşadığı 4 ayın 14 yıl gibi olduğunu söyledi.

‘GÖRDÜKLERİMİZE İNSAN TAHAMMÜL EDEMEZ’

Eşinin annesinin hasta olduğunu, yürüyemediğini ve arabasının olmadığını bu yüzden saldırıların başında Efrîn’den çıkamadıklarını belirten Rengin İbrahim, "Bu yüzden sıkışıp kaldık. Efrîn’de kaldığımız dönemde şahit olduğumuz vahşete hiçbir insan tahammül edemez” dedi.

Trajik olayları paylaşmak istemeyen Rengin, "Saldırılar sırasında ve işgal sonrasında gördüğümüz tüm olay ve anları aklımdan atamıyorum. Hatırladıkça içim acıyor. İşgalcilerin vahşetini kendi gözleriyle görenler ‘duyanlar’ gibi değildir. Ne küçük, ne büyük, ne taş, ne ağaç vahşetten kurtulamadı" diye ekledi.

‘KENTİ CEHENNEME ÇEVİRDİLER’

İşgalcilerin evini yıktığını, köye döndüğünde abisinin evinde kaldığını anlatan Rengin, "Köyüme ve evime dönmüş olmama rağmen tuhaf hissettim Kentte büyük bir yıkım yaşandı. Büyük bir vahşetti. Dağ, taş hiçbir şey bu saldırılardan kurtulamadı. Kardeşimin evine gitmek istediğimde çeteler bizi sorguluyordu. Sanki her şeyimiz onların malıymış gibi davranıyorlardı. Hasta kaynanam onlara misafir olacağımızı söyleyince bizi bıraktılar” şeklinde konuştu.

Rengin şöyle devam etti: "Köyümüz işgal edildiğinde 'Allahu Ekber' diye bağırdılar. Sonra bedenimi ateşe vermeye ve ellerine düşmemeye karar verdim. Ama eşim ve kardeşim izin vermedi. Müslüman olduklarını iddia ediyorlar ama insanları öldürüyorlar, kaçırıyorlar, işkence yapıyorlar. Namazlarını görünce hayrete düştüm. İslam bu suçları mı emrediyor? Allah ve Peygamber mi bu vahşeti istedi? Yaptıkları İslam'ın gerçek imajını zedeliyor."

'5 GÜN BOYUNCA YİYECEK VE İÇECEĞİMİZ YOKTU’

Rengîn, "4 ay 14 yıl gibiydi. Zor aylar dayanılmazdı. Yaşadığım sürece unutmayacağım. 5 gün susuz, yemeksiz kaldık. Evimizden çıkmaya cesaret edemedik" dedi.

Cinayet ve insan kaçırma suçlarına dikkat çeken Rengîn, kadın komününden arkadaş da dahil olmak üzere günde 10 kişinin kaçırıldığını belirtti. Rengin, "Arkadaşımın komündeki işi kadınlara hizmet etmekti. Çeteler onu kaçırıp arabaya bindirdiler. Köyden arabayla çıkardılar. Akıl hastası bir adamı da öldürdüler. O günleri anlattığımda yeniden yaşıyorlarmış gibi oluyorum" ifadelerini kullandı.

4 ay sonra Rengin, iki çocuğu ve eşi kantonu terk etmek zorunda kaldı. Rengin ayrılmak zorunda kaldığı zamanı şu sözlerle anlattı: "Büyüdüğün memleketin işgal altında olduğunu gördüğünde dünya insanın gözünde kararıyor. Keşke her türlü acıyı yaşasaydım da köyümde yaşanan o vahşete şahit olmasaydım.”

Rengin, son olarak insan hakları örgütlerine çağrıda bulunarak, Türk devletinin Efrîn’de işlediği suçların durdurulmasını istedi.

(rr)

ANHA