Önder Abdullah Öcalan’la Roma’da 65 gün…(2)

Reportaj Summay

Önder Abdullah Öcalan’la Roma’da 65 gün…(2)
12 Feb 2022   00:41

Önder Abdullah Öcalan’ın NATO tarihinin en önemli operasyonu olarak değerlendirdiği 9 Ekim 1998’den 15 Şubat 1999’a kadarki dört aylık süreci değerlendiren Ahmet Yaman, “O dönem sorunlar çözülmüş olsaydı 23 yıllık süreçte yaşanan acı durumlar yaşanmayacaktı” dedi.

Önder Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasıyla başlayan Uluslararası Komplo süreci; Roma, Moskova ve son olarak Kenya’da faşist Türk devletine teslim etmekle sürdü. Önder Abdullah Öcalan komplonun bu ilk dönemini, “Şahsımda bir halka uygulanan soykırım rejiminin en kritik dönemine girilmişti” şeklinde değerlendiriyordu.   

Komplo yedek planlarla işliyordu. Öyle ki Önder Abdullah Öcalan’ın 13 Kasım’da gittiği Roma’da 2 Şubat’ta ayrılmıştı. Roma’dan ayrılma sebebini Önder Abdullah Öcalan İmralı Cezaevi’nde yazdığı savunmalarında, İtalya’nın Gladio’nun en güçlü olduğu ülkelerden biri olduğu ve “Berlusconi tüm gücünü harekete geçirmişti. Kendisi Gladio’nun adamıydı. İtalya’nın beni kaldıramayacağını bildiğim için ayrılmak zorunda kalmıştım. Tabii Türkiye bunun karşılığında ABD ve İsrail’in en güvenilir ama en uydu ülkesi haline getirilmişti” şeklinde değerlendirecekti.  

Önder Abdullah Öcalan, dördüncü çivinin çakıldığı ve cehennem olarak tanımladığı Nairobi’de önüne konulan üç yolu ise, şekilde açıklıyordu: “Birincisi, uzun süre emre itaatsizlikten çatışma süsü verilmiş bir ölüm; ikincisi, CIA’nin bir dediğini iki etmeden emrine girmem ve teslim olmam; üçüncüsü, çoktan hazırlanmış Türk özel savaş timlerine teslim edilmem.”

Üçüncü planı gerçekleştiren Komplocu güçler Kürtlerin “Roja Reş” olarak adlandırdıkları 15 Şubat’ta Önder Abdullah Öcalan’ı işgalci Türk devletine teslim etti. Uluslararası güçler ısrarla komployu sürdürmek istiyor. İmralı Cezaevi’nde ağırlaştırılmış tecrit politikaları ve Kürdistan halkına yönelik soykırım saldırıları bu ısrarın temeli. Ahmet Yaman, Komplocu güçlerin başarıya ulaşamadıklarını fakat topyekûn bir çabanın içinde olduklarını vurguladı.

Ahmet Yaman, Uluslararası Komplo sürecini anlatmaya devam ediyor.

*Roma’dan çıkılmasına ve Moskova yolculuğuna siz eşlik etmiştiniz. 65 günün sonuna geliyoruz. Uçakta neler konuştunuz? 

Doğrudur, birlikte yine Rusya’ya özel bir uçakla yolculuk yaptık. Uçakta yanında yer alıyordum ve kimi sohbetlerimiz oldu. Roma’dan ayrıldıktan sonra Başkanın Amerika’dan gelen bir heyetle görüşmesi olacaktı. O görüşme için uçakta bir mektup yazıp bana verdi. Heyetle benim görüşmemi ve o mektubu vermemi istedi. Uçak yolculuğunda bana sık sık kendime dikkat etmemi söylüyordu. “Benden sonra size karşı tepkiler, girişimler olabilir” cümleleriyle kaygılarını aktarıyordu.  Moskova havaalanına uçak indi. Orada vedalaştık. Başkan bir veda konuşması yaptı. Tekrar görüşeceğimizi belirtti. Ben tekrar aynı uçakla Roma’ya döndüm. Başkan Minsk havaalanında bir uçağa biniyor, Hollanda’ya gitmesi gerekiyordu. Ama Hollanda hava sahasını kapattığı için uçak Moskova’dan Minsk havaalanına inmişti. Sabaha karşı Başkanla bir telefon görüşmemiz oldu. Bu görüşmede kaygılarını dile getirdi, İtalyan dostları devreye koymam için kimi önerilerde bulundu. Önerileri yaptık ve kimi girişimlerde bulunduk.

KENYA OLAYINI SONRADAN ÖĞRENDİK

Oradaki duruma müdahale etmek için ben ve İtalya’daki iki avukatla Roma’dan Brüksel’e gitmek için yola çıktık. Havaalanında uçağa bindik ve bomba ihbarından dolayı tekrardan bizi uçaktan indirdiler. Birkaç saat bekledik. Beklerken Başkan’ın avukatlarından bir tanesi pasaportunu evde unuttuğunu söyledi. Zaten kendisi milletvekili olduğu için normalde kontrolden geçmiyorlar. O avukat geri döndü. Biz de Brüksel’e gidip arkadaşlarla görüştük. Avukatın Kenya’ya gideceğini orada öğrendik. Avukatın tekrar İtalya’da siyasi iltica sürecinin gündeme konulması ve bu sürecin takip edilmesi noktasında talepleri olacaktı.

14 Şubat akşamı avukat döndü ve Roma havaalanında kendisiyle görüşmüştük. O aralar ajanslar haber geçmeye başlamıştı. Avukat Kenya’daki durumun iyi olmadığını, Yunanların baskı yaptığını belirtti. Maalesef o gece Uluslararası Komplo fiziki olarak Başkan Öcalan’ı esir almıştı.

*Uluslararası Komplo süreci İtalya halkı ve hükümet tarafından nasıl görüldü?

Başkan İtalya’ya dönmeyi tekrardan istiyordu. İtalya hükümetinin kendisine bir sözü vardı; nerde olursa olsun kendisine destek sunacaklarını aktarmışlardı. İtalya’nın bizden de gizledikleri 3. bir ülke seçeneği vardı. Libya, Kaddafi tarafından hazırlanan bir yerdi. Uçakla Rusya’ya hareket ettiğimizde, eğer ki bir sorun çıksaydı pilotlar otomatik olarak 3. seçeneğe yönelecekti. Tabi ki o seçeneğin şartları vardı; telefon görüşmesi kesinlikle yapılmayacaktı, gidilen yerde gizli kalınacaktı, Başkanla beraber gidenler oradan ayrılamayacaklardı. Bu Başkan tarafından hiçbir zaman kabul görmedi.

ÖFKE PATLAMASI YAŞANDI

Başkanın ayrılmasına rağmen iltica süreci devam ediyordu. Kenya’da esir alındığını öğrendiğimizde İtalya’da çok büyük bir tepki, patlama, öfke gelişti. Kamu boyutuyla D'Alema’ya tepkiler gelişmişti. D'Alema’nın yaptığı açıklamada Başkanın kendi isteğiyle buradan ayrıldığını, kendilerinin göndermediğini söyledi. Başkanın, D'Alema’ya yazdığı özel bir mektup vardı. O mektupta da Başkan kendi isteğiyle İtalya’dan ayrıldığını belirtiyordu. D'Alema bu mektubu basına verdi. Özel görüşmemizde Başkanın iltica mahkemesinin olumlu sonuçlanması için hükümet olarak ellerinden geleni yapacaklarının sözünü verdiler. Daha sonra İtalya Mahkemesi Anayasanın 10. maddesine dayanarak Başkanın iltica talebini kabul etti. Yaptığımız protesto etkinliğine yüzbinlerce insan katıldı. Çok büyük bir eylem gerçekleşti. İtalya halkı bu durumdan kaynaklı çok üzgündü. Büromuza binlerce ziyaret yapıldı.

*Uluslararası Komplo 24. yılına giriyor. Sizi tekrardan o günlere götürdük. Günümüze kadar Önder Abdullah Öcalan insanlık dışı bir uygulamayla karşı karşıya. Bugün için neler söylemek istersiniz?

Çok ağır bir durum. Başkan fiziki olarak esir alındı ama fikirleri, düşüncelerini esir alamadı. Kendisi aramızda olmamasına rağmen düşünceleri insanlığa ışık tutuyor. Ezilen halkların umudu oluyor. Kendisinin de daha önce belirttiği gibi, o dönemdeki kaygıları çok yüksekti, çok büyük kayıpların yaşanacağını, bu durumun sonlandırılması konusunda çok kararlıydı. Kilitlendiği nokta siyasi çözümdü.

O dönemde sorunlar çözülmüş olsaydı 23 yıllık süreçte yaşanan acı durumlar yaşanmayacaktı. Belki de Ortadoğu’da barışçıl bir düzen kurulacaktı. Birçok şey değişecekti. Gelinen noktada o dönemdeki yaklaşımın ne kadar doğru olduğu ortada. Bu siyasi çözüm arayışlarını İmralı’da zor şartlara rağmen sürdürüyor.  Bu sorunun çözümü için Başkan Öcalan’dan daha net ve açık bu sorunu çözecek kimseyi bulamazlar. İmralı cezaevinde ortaya koyduğu çözüm önerileri, konfederal sistem, Ortadoğu modeli hatta dünyaya yayacak bir model konusunda çalışmaları oldu. Aslında bunu İmralı’da başlamadı, bu süreç aslında Roma’da başladı. Zaten kafasında bir çözüm arayışı vardı ve bu süreç İmralı’da devam etti, ediyor. Kendisi Uluslararası Komployu boşa çıkartmıştır. Bu ağırlaştırılmış müebbet hukukta yeri olmayan bir yaklaşım. Bu idamdan daha ağır bir durum. Buna karşın yıllardır kampanyalar yürütüyoruz. Dünyada birçok ülkede Başkan Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için komiteler kuruldu. Başkan Öcalan, dünya dillerine çevrilen kitaplarıyla, sergilediği tutumla, geliştirdiği çözüm önerileriyle dünya halklarının sempatisini kazanmış bir durumdadır.

*Ağırlaştırılmış tecritte neden ısrar ediliyor?

Başkan Öcalan’ın özgürlüğü Kürt, Türkiye ve ezilen halkların özgürlüğüdür. Uluslararası Komplocu güçlerin hala bu konuda ısrarcı oldukları görülmektedir. Başarıya ulaşamadılar ve bunu gerçekleştirmek için topyekûn bir çaba var. Bu bir çözüm değil ve bu şekilde devam etmesi de mümkün değil. Nasıl ki Başkan Öcalan’ın çözüm arayışına cevap olamadılar hala bunda ısrarcılar. Bir an önce bundan vazgeçmeliler.

*Son olarak ne söylemek istersiniz?

23 yıldır büyük bir üzüntü yaşıyoruz. Umarım bu durum son bulur. Bir kez daha kendisiyle buluşmak,  sohbet etmek tek amaç ve isteğimdir.

ANHA