Berdan Öztürk: Tecrit kalktığında Türkiye’yi aydın bir gelecek bekliyor olacak

Reportaj Summay

Berdan Öztürk: Tecrit kalktığında Türkiye’yi aydın bir gelecek bekliyor olacak
4 Aralık 2021   06:37

“Kürt halkı bir bedense, bu bedenin ruhu da Sayın Öcalan’dır” diyen DTK Eş Başkanı Berdan Öztürk, “Tecrit kalktığı durumda ve Kürt halk önderi Abdullah Öcalan rol ve misyonunu oynadığında Türkiye’yi aydın bir gelecek bekliyor olacak” dedi.Bursa İnfaz Hakimliği, Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının İmralı Zindanı’nda tutulan müvekkilleri Önder Abdullah Öcalan ile tutuklular Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş ile derhal görüşme sağlanması talebiyle yaptığı başvuruyu reddetti.

29 Kasım günü Asrın Hukuk Bürosu tarafından yapılan açıklamada, hakimliğin başvurularına ret gerekçesi olarak Önder Öcalan hakkında 12 Ekim'de verdiği 6 aylık görüş yasağını gerekçe gösterdiğini aktardı.

Avukatlar, aile görüşüne dair ret kararında ise İmralı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü'nün Disiplin Kurulu Başkanlığı'nın 18 Ağustos tarihli 3 ay süreyle "Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılma" kararını gerekçe olarak sunduğunu ifade etti.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş başkanı Berdan Öztürk, İmralı’da Önder Abdullah Öcalan’a karşı sürdürülen tecrit sistemine karşı ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.

Berdan Öztürk, “Şu anda teslimiyeti dayatanların kendileri büyük bir tıkanmayı yaşıyorlar. Bu kapsamda izlenecek yolu Sayın Öcalan herkese göstermiştir. Bu yol diyalog ve müzakereden geçer. Başkaca çözümler artık zamanını doldurmuştur” diye kaydetti.

Önder Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit sistemini ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan DTK Eş Başkanı Berdan Öztürk ile yaptığımız röportaj şu şekilde:

*Tecrit siyasi olarak neyi ifade ediyor? Neden Türk devleti tecritte ısrar ediyor? Tecrit Türkiye'ye nasıl yansıyor?

Tecridi Kürt sorunundan bağımsız ele alamayız, bu durumu birlikte değerlendirmek gerekiyor. Türk devletinin kuruluşundan bugüne kadar Kürt halkının yok edilmesiyle kendini inşa etti. Kürt halkını bir dönem tamamen yok etme aşamasına getirdiler. Türk devleti kirli asimilasyon politikasını Kürt halkına karşı sürekli olarak kullandı. Sayın Öcalan Kürt halkının ayakları üzerinde durmasında büyük rol oynadı. Sayın Öcalan milyonlarca Kürdün iradesidir. Kürt halkı bedenen vardı fakat bu bedende ruh yoktu. Sayın Öcalan Kürt halkının ruhu oldu. Sayın Öcalan’ın ortaya çıkardığı paradigma, fikir ve önerileri bütün Ortadoğu ve dünya halklarını ilgilendiriyor.

Emperyalist, kapitalist sistemlerde kendine bu paradigmayı tehdit görerek tecridin artırılmasına ses çıkartmıyor. Kürt halkının ruhu ve özgürlüğü bu sitem tarafından tecrit ediliyor. Kürt halkının umudunu ve özgürlük talebini tecrit etmek istiyorlar.

Tecridi derinleştiren Türk devleti aynı zamanda Kürt halkına karşı savaş kararı aldı. Nisan 2015’de tecridi artırdıklarında 2014’de MGK toplantısında alınan kararla Kürt halkına karşı çöktürme planını devreye soktular. Bu planı tecridi ağırlaştırarak yaşama geçirdiler. Özgürlük, demokrasi ve barış Sayın Öcalan’ın öncülüğünde geliştirilirken diğer tarafta devlet sistemi ise barışa karşı savaş ve otoriter rejimin büyütülmesini devreye soktu. Türkiye’de tecridin derinleştirilmesiyle birlikte büyük sorunlar yaşanmaya başlandı. Türkiye bu süreçten sonra yıkılmayla karşı karşıya kaldı. Bugün Türkiye ekonomik anlamda, demokrasi anlamında büyük bir tükeniş içerisinde. Türk devletinin bütün sistemi aradan geçen altı yılda bozuldu. Türk devleti hem iç siyasette hem de dış siyasette yenildi. Biz sadece AKP- MHP olarak görmüyoruz, sistemin bir bütünü artık kaybetmeyle karşı karşıya. Bunların hepsi tecrit ile birlikte değerlendirilecek olan sonuçlardır.

*2013-2015 çözüm süreci ve 2015-2021 arasındaki süreçleri karşılaştırdığımızda ortaya çıkan tabloyu nasıl tarif edersiniz?

Türkiye’nin tamamında 2013- 2015 yılları arasında yaşananlar, birçok alanda, demokrasi ekonomi ve insan hakları kapsamında büyük adımlar ve değişiklikler ortaya çıkardı. Bu süreçte atılan adımlar halkları umutlandırdı. Kürt sorunun demokratik barışçıl yöntemlerle çözümü için büyük bir güç bu konuda ikna olmuş ve umutlanmıştı. 2015 yılındaki ekonomiyle şu anda yaşanan duruma bakıldığında bile uçurum kadar fark var. Bu kapsamda sürecin nereden nereye geldiğini iyi bakmak gerekiyor. O dönemde muhalefet daha güçlü sesini çıkartabiliyor ve taleplerini dile getirebiliyordu. Şu anda bunu da ortadan kaldırdılar. Bugün yine sokaklar da olan ve direnen güç Kürt halkı ve irili ufaklı demokratik güçlerdir.

Onurlu ve özgür yaşam mücadelesi de, içerisinden geçilen altı yıllık süreçte yok edilmek istendi. Kürt halkı kısa sürede de olsa 2013- 2015 tarihleri arasında büyük kazanımlar ortaya çıkardı. Türk devleti süreci bozmasa ve savaşın startını Kürt halkının yok edilmesiyle girişmiş olmasalardı, şu anda Türkiye’nin durumu daha başkaca olmuş olabilirdi. Bu durum Ortadoğu’ya da başkaca yansıyacaktı. Fakat bu şekilde olmadı ve bu yaşanan son durumdan sonra Kürtlere topyekun bir saldırı gerçekleştirdi katliamlar ve göç ettirilme saldırıları yaşama geçirildi. Bu süreç bütün Türkiye’de yaşayan halklara kaybettirecek bir durumdur. Sayın Öcalan o süreçte Türk devletini uyarmış bu sürecin durdurulmasıyla yeni ölümlerin yaşanacağını dile getirmişti. Ne olursa olsun kan dökülse bile bu süreç masada çözüme kavuşturula bilinir demişti. Kürt halkının sorunu müzakere ve masada çözüme kavuşturulacaktır diye belirtti. Bu yanlıştan dönülmesi gerektiğini özellikle vurgulamıştı.

*Tecride karşı siyasi çevrelerin sessizliğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Normalde demokrasi ve özgürlüğe sahip çıkan bütün kurumların tecride de karşı durması gerekiyor fakat bu Türkiye’de böyle değil. DTK olarak tecridin sona erdirilmesi için nasıl bir çalışma sürdüreceksiniz?

Her ne olursa olsun, insanlık bakımından tecrit önemli bir durumdur. Tecrit işkencedir ve uluslararası yasalarda ve Türkiye’nin kendi yasalarında da bu şekilde kabul edilmiştir. Demokrasiyi, özgürlüğü savunanlara baktığımızda mesele Sayın Öcalan üzerindeki tecride geldiğinde tek bir açıklama yapmıyorlar. Buda onların ne kadar demokrat ve özgürlükçü olduklarını ortaya koyuyor. Senin duruşun kime ne olursa olsun duruşudur. Bu sessizlik de kabul edilemez.

Savaş kararının verilmesi, şu anda Türkiye’nin yaşadığı sürecin başlangıcı oldu. Kürt halkı evet bedel ödüyor direniyor, fakat Türkiye’de yaşayan halkların hepsi Türk devletinin bugün uygulamaya koyduğu savaş durumundan etkileniyor. Türk devleti bütün kirliliğini bütün yaşattıklarını bu savaş sistemiyle örtmeye çalışıyor. Demokrasiyi ağzından düşürmeyenler, hukuku ve adaleti savunduklarını söyleyenler tecride karşı bir adım bile atmıyorlar. Kim için demokrasi neden demokrasi, yine bir kesime bir güce demokrasi talep ediliyor. Bu doğru değil ve bu yöntem oldukça yanlış. Bu yaklaşım kimseye bir şey kazandırmaz.

Bu güçlerin elbette Sayın Öcalan’ın fikrini savunmalarını, sahiplenmelerini beklemiyoruz. Hukuksal anlamda hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda tecridin işkence olduğunu bilmelerine rağmen, doğru olan tepkilerini ortaya koymalarıdır. Fakat bu duruma ses çıkartmıyorlar. Konu Sayın Öcalan olduğunda faşist zihniyetleri devreye giriyor. Sözde söylüyorlar ama zihniyetleri pratikte bunun böyle olmadığını gösteriyor. Uluslararası güçler de CPT’de, mesele İmralı olduğunda susuyor. 1999’dan itibaren tecrit içerisinde tecrit devam ediyor. Bu kapsamda herhangi bir söylemleri ve pratik adımları da yok. Bunun insan haklarına karşı suç olduğunu söylüyorlar, fakat bu da sadece söylemde kalıyor. Tecrit ortadan kalkmadığı müddetçe, Kürt sorunu çözüme kavuşmayacaktır. Bu süren tecrit sistemiyle hiçbir çözüm ortaya çıkartılamaz daha fazla Türkiye açısından büyük çözümsüzlükler yaşanacaktır. Tecrit kalktığı durumda ve Kürt halk önderi Abdullah Öcalan rol ve misyonunu oynadığında Türkiye’yi aydın bir gelecek bekliyor olacak.

Bizim öncelikli olarak ilk temel gündemimiz Sayın Öcalan üzerinde uygulanan tecrit sistemidir. Bu tecridin kaldırılması için bütün hatlarıyla bir çalışmamız olacaktır. Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kalkmasıyla Kürt sorunu da çözülecektir. Bu süreçte öncelikli olarak Tecrit ile birlikte de Kürt sorunun demokratik yollarla çözülmesini sağlamak gündemlerimiz arasında olacaktır. Sayın Öcalan bu konuda tek muhataptır. Aradan geçen altı yıllık süreçte, çöktürme planını devreye soktuklarında, kısa süre zarfında Kürtlere diz çöktüreceğiz ve boyun eğdireceğiz dediler. Fakat şu anda gelinen aşamada asıl diz çöken ve boynunu eğen Türk devlet sistemini sürdürenler oldu. Bu süreci durduranlar Kürt halkının mücadelesi karşısında diz çöktüler. Bunun için bitireceğiz, tasfiye edeceğiz diyenlerin kendileri tasfiye olmak üzereler. Biz Demokratik Toplum Kongresi (DTK) olarak birçok eylem ve etkinlik planlamalarımız var.

*Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için yapılan çağrılar, eylem ve etkinlikler her geçen gün artıyor. Dünya çapında yapılan bu çağrılar bize neyi gösteriyor?

Bu konuda Rojava örneğini vermemiz gerekir. Rojava, tarihi bir direniş ve kahramanlıkla DAİŞ çeteleri durduruldu. Bu da DAİŞ’in artık yenilgisinin başlangıcıydı. Kürt halkı Rojava’da Sayın Öcalan’ın paradigması ve ideoloji çerçevesinde yaşamın her alanında bu mücadeleyi sürdürdü. Bu esaslar çerçevesinde Rojava Devrimi kendini inşa etti. Rojava’da sadece Kürtler değil bütün halklar Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Türkmenler yaşamı inşa ediyor. Demokrasi bakımından orada ortaya çıkan birlikteliğe bakmak gerekiyor. Bütün dünya aslında Kürt halkın bu direnişini ve mücadelesini daha yakından tanıdı.

Dünya, Kürt halkının aslında bu direniş ile daha da yakından tanıdı. Dünya halkları bununla birlikte bu paradigma ve fikrin öncüsü Sayın Öcalan’ı da daha yakından tanıma şansı buldu.  Bugün İngiltere’nin en büyük sendikasının ortaya koyduğu Sayın Öcalan’a özgürlük kampanyası, yine gerçekleştirilen eylemlere bakıldığında Sayın Öcalan’ın ideolojisi ve paradigması herkes tarafından savunuluyor. Fakat Türkiye’de ise tekrar olacak ama demokrasiyi savunanlar, Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü bir kenara bırakalım tecride karşı bile ses çıkartmıyorlar. Sayın Öcalan bir şahıs değildir. Fikrini ortaya koyduğu paradigmaya ve yaptıklarına baktığımızda bütün dünya ve Ortadoğu halklarının özgürlüğünü savunmaktadır. Dünya halkları bu paradigmayı kendilerine umut olarak görüyor ve bu konuda da ciddi adımlar atıyorlar.

*Türkiye'yi çöküş noktasına getiren Kürt sorunun çözümünün Öcalan'ın özgürlüğünden geçtiği belirtiliyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Ortaya çıkan altı yıllık süreçte Kürt sorunun savaşla, bakıyla çözülemeyeceğini herkes çok iyi gördü. Sayın Öcalan olmadan Kürt sorunu çözülemez bu sorun çözülmeden Türkiye’deki kriz daha fazla derinleşerek artmaya devam eder. Milyonlar Sayın Öcalan’ın kendi iradesi olduğunu ifade ediyor. Sayın Öcalan bir şahıs değil bir halkın iradesidir. Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğünden bağımsız Kürt sorununun çözümü asla sağlanamaz. Kürt halkı bir bedense ve bu bedenin ruhu da Sayın Öcalan’dır. Bunları bir birinden asla ayıramazsınız. Bunu birbirinden ayırmak imkansızdır.  

Tecridi ağırlaştırarak Sayın Öcalan ile Kürt halkının bir birinden koparmak istiyorlar. Fakat bu imkansızdır. Newroz alanlarında Kürt halkı büyük bir yanıt verdi. Diyalog ve müzakerenin dışında herhangi bir yol ve yöntem yoktur. Kürt halkı yüz yıl önceki Kürt halkı değildir. Kürt halkının artık örgütlü bir gücü ve mücadelesi var. Kürt halkının bu mücadelesini ve direnişini hiçbir güç ortadan kaldıramayacaktır. Kürt halk önderi Sayın Öcalan’da 1999’dan itibaren İmralı’da bu tecrit sistemine karşı direniyor. Şu anda kriz içerisinde olan emperyalist, kapitalist sisteme karşı Sayın Öcalan’ın paradigması bütün dünya halklarına umut olmuştur. Kürt sorunu başka türlü çözülemez, daha öncede defalarca denediler, fakat başarılı olamadılar.

Altı yıldır topyekûn saldırıyorlar, bütün güçlerini harekete koydular fakat başaramadılar. Şu anda teslimiyeti dayatanların kendiler büyük bir tıkanmayı yaşıyorlar. Bu kapsamda izlenecek yolu Sayın Öcalan herkese göstermiştir. Bu yol diyalog ve müzakereden geçer. Başkaca çözümler artık zamanını doldurmuştur. Katliamdan geçiririm, yok ederim buna benzer yaklaşımlar daha fazla krizi derinleştirecektir. Kürt sorunun çözümü Ortadoğu ve Türkiye’de yaşayan halkların önünü açacaktır. Başka yol mümkün değildir.

ANHA