Erdoğan’ın selefi siyaseti ve İdlib-Kobanê pazarlığı

Erdoğan’ın selefi siyaseti ve İdlib-Kobanê pazarlığı
25 Aralık, 2019   06:16
HALIT ERMİŞ

Suriye rejiminin Rusya hava desteği eşliğinde İdlib’e dönük operasyonlarını sıklaştırdığı bir dönemde Türkiye ve Suriye adına Moskova’ya giden heyetler Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüştü. Yapılan açıklamalara bakılırsa görüşmelerde İdlib’de taraflar arası ortak yol bulunmaya çalışılıyor.

Erdoğan 22 Aralık’ta, İdlib “krizini” çözmek için bir heyeti Moskova’ya göndereceğini açıklamıştı. Bu açıklamadan bir gün sonra heyetler Moskova’ya uçtu. Ancak Türk ve Suriye heyetlerinin Moskova’da Lavrov ile görüştükleri saatlerde de İdlib’de çatışmalar devam ediyordu.

İdlib’de yoğunlaşan çatışmalar taraflar arasında bir krize döner mi, yoksa Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye işgaline karşın İdlib üzerine zaten bir anlaşma yapılmış mıdır? Bilinmez. Ancak son dönemlerde Rusya ile Türk devleti arasında İdlib-Kobanê üzerine görüşmeler, anlaşmalar yapılabileceği söyleniyor.

Elbette ki bu gizli ve kirli pazarlıklar bir şekilde gün yüzüne çıkacaktır. Yine de böyle bir olasılığın olma durumunu göz ardı etmemek gerekir. Zira Türk devletinin daha önce Soçi’de ön görüldüğü gibi çetelerini İdlib’den çekmesi bir yana, burada kalma yönünde ayak diretmesinin perde arkası doğru okunmak zorundadır.  Özellikle Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi başta Kobanê başta olmak üzere kendi bölgelerine dönük böylesi bir pazarlığın olma ihtimalini hesaplamalı ve buna karşı tedbirlerini almalıdır.

Rejim ve Rusya’nın İdlib ısrarına karşın, ABD’nin Türkiye ve Nusra çeteleri üzerinden İdlib’de varlığını korumayı ön görmesi de çelişkinin devam etmesinde önemli etken olacağını bir köşede tutmak gerekir.

Duruma bir de, Türk devletinin Libya anlaşmasıyla Rusya’nın tepkisini çekmiş olması eklendiğinde, İdlib’in önemi bir kat daha artıyor.

Libya’da Rusya’ya karşı, Suriye’de Rusya ile birlikte hareket stratejisi Türk devletinin başını önümüzdeki dönemde ağrıtabilir. Fakat Rusya’nın Türkiye üzerinden sıcak denizlere inme siyaseti konjonktürel olarak Erdoğan hükümetinin elini güçlü kılan bir etmen.

Rusya mümkün olduğunca Türkiye’yi kendisine yakınlaştırma siyasetini uzun süredir yürütüyor. ABD ve batı cephesine karşı, Akdeniz, Afrika hatta Ortadoğu’da varlık gösterme planları, Rusya’yı buna zorunlu kılıyor. Çünkü Rusya’nın iki kutuplu dünyada olduğu gibi, ABD’ye karşı yeniden güç olması ancak sahada elini güçlü kılacak ittifaklarla mümkün olabilir. Tabii, Rusya’nın bu mecburiyeti, Türk devletine manevra alanı açtığı gibi, giderek bölgede yayılmasının da önünü açıyor.

ÇETELERDEN İDLİB’E SEFERBERLİK ÇAĞRISI

Türk devletinin Suriye işgalinde çete örgütleri belirleyici aktör. DAİŞ-El-Nusra, Ehrar El Şam ve daha onlarca irili ufaklı suç şebekeleri olan çete örgütü, Türk devletinin Suriye işgal saldırılarında en etkili güç konumunda.

Cerablus, Ezaz, Bab’dan tutalım Efrîn, Girê Spî, Serêkaniyê işgalleri bu çetelere Türk devletinin yoğun askeri teknolojik desteğiyle gerçekleşti.

İdlib işgalinin de, dünya terörist örgütler listesinde bulunan El-Nusra’nın başını çektiği diğer örgütler olmadan sürdürülebilmesi olanaksızdır.

23 Aralık’ta çete örgütü sözde ulusal kurtuluş cephesi adına yapılan açıklamada, Suriye rejimi ve Rusya’nın İdlib operasyonlarına karşı işgal bölgelerinde bulunan çetelere doğu İdlib’e geçme çağrısıyla seferberlik ilan edildi.

Çetelerin bu bölgelere geçişi gerçekleşirse Türk devletinin Suriye işgalinde yeni bir dönem başlayacaktır. Çetelerinden yoksun kalan Erdoğan hükümetinin işgalini sürdürebilmesi bir yana, içteki iktidarını da ciddi anlamda sallantıya sokacaktır.

Erdoğan’ın sadece Suriye değil, Libya işgali için de ön gördüğü silah bu çete örgütleridir. Bölgeden gelen bilgilere göre, Erdoğan 2000 dolar maaş karşılığında bu çeteleri Libya’ya göndermeye çalışıyor.

Hatırlanacağı üzere 2016’da Kuzey Kürdistan kentlerinin yakılıp yıkılmasında da bu İhvancı, selefi çeteler yoğun olarak kullanılmıştı.

Erdoğan varlığını ve siyasi iktidarını hatta diktatörlüğünü bu çeteler eliyle güçlendirip sürdürüyor. Bu İhvancı, selefi çete liderlerinin Türkiye’de ağırlanmasının perde arkasında bu iktidar ve diktatörlük gerçeği yatıyor. Erdoğan bir yandan bu çeteleri savaş sahasında her türlü işgal ve talanda kullanırken, diğer yandan bu çeteler eliyle işgal ettiği bölgelerin zenginliklerini Türkiye’ye kaçırarak girdiği ekonomik krizi hafifletmeye çalışıyor.

Dolayısıyla eğer Erdoğan’ın çeteleri işgal edilen bölgelerden İdlib’e çekilirse; birincisi İdlib yeni ve çok daha şiddetli savaş sahasına dönüşür. İkincisi, işgal bölgelerinde Erdoğan’ın tutunması son derece zorlaşır, üçüncüsü ise Erdoğan bu çeteler eliyle geliştirdiği işgal saldırılarını kendi askeriyle gerçekleştiremez ve tüm bunlar da kendisiyle bölgede yeni bir tablo ortaya çıkarır.