İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Efrin’de yaşananlar

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Efrin’de yaşananlar
1 Oct, 2018   06:22

EKREM BEREKAT

İşgalci Türk ordusu ve çeteleri Efrin’de sivillere yönelik öldürme, kaçırma, işkence, talan ve benzeri insanlık dışı uygulamalara devam ediyor. Bu uygulamalar karşısında, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne imza atan ülkelerin, imzaladıkları sözleşmeyle yaşadığı çelişki ortaya çıkıyor.

Birleşmiş Milletler ülkeleri, aralarında imzaladıkları İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’yle tüm halklar için eşitliği esas almaktadır. Ancak bu yasalar, bu sözleşmeler yıllarca katliamlara maruz kalmış, işkencelere uğramış, yerlerinden edilmiş Kürtler için geçerli değildir. Bunun en açık göstergesi de Türk devletinin Efrin’deki katliamı ve buna karşı uluslararası alanda yaşanan sessizlik.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 5. maddesinde şu ifadeler bulunmaktadır: “Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.” Bu madde, insanlık onurunun korunmasını esas alıyor. Ancak işgalci Türk ordusu askerlerinin Efrin halkına yaklaşımı bunun tam tersi.

Efrinli X.M., Türk işgal güçleri tarafından kaçırıldı ve 3 aydan fazla bir süre tutsak edildi. Bu süre sonunda kaldığı zindandan kaçmayı başaran X.M., Efrin’den çıkarak Şehba’ya geldi. X.M., Efrin’deki işgalcilerin halkla olan diyalogları ve yaklaşımına ilişkin ANHA’ya konuştu.

Fiziki işkenceye uğrayarak kaçırıldığını belirten X.M., insanlık onurunu zedeleyen işkencelerin zindanda da devam ettiğini belirtti. X.M., çok sayıda insanın küçük hücrelerde tutulduğunu, kirli yiyecekler verildiğini, ellerinin sürekli kelepçeli olduğunu ve askerlerin kendilerinden ‘hayvan gibi’ yemek yemelerini istediğini söyledi.

BM ülkelerinin bu uygulamalar karşısındaki tavırsız ve sessiz duruşu, imzaladıkları bu beyannameyle yaşadıkları çelişkinin bir göstergesi.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 17 maddesi 2 bentten oluşuyor. Birinci bent, “Herkesin tek başına veya başkalarıyla ortaklaşa mülkiyet hakkı vardır”, ikinci bent de “Hiç kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz” ifadelerini içermekte. Fakat Efrin’de her gün yaşanan talanlara bakıldığında bu maddenin de çiğnendiği açıkça görülmektedir.

Bununla birlikte ANHA’ya ulaşan bilgilere göre, Türk işgal güçleri, Efrin’in kadim halkını zorla yerlerinden ediyor, evlerinden çıkarıyor. Bilbilê ilçesine bağlı Zehrê, Heyama, Elîkerra ve Xilalka köylerinde yaşayan halk zorla evlerinden çıkarıldı. Adı geçen köyler şimdi askeri üs olarak kullanılıyor.

Zorla yerlerinden çıkarılmanın yanında Efrinliler her gün kaçırılma ve katledilmelere de maruz kalıyor. Türk işgal güçlerine bağlı çeteler, kadın ve çocuklar da dahil her gün sivilleri kaçırıyor.

Beyannamenin 18. maddesi, “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir” şeklinde. 19. Maddede ise herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne sahip olduğu ifade edilmektedir. Efrin’de işgalcilerin uygulamaları, beyannamenin bu maddesinin hiç umursanmadığını gözler önüne sermektedir.

İşgalci Türk ordusu ve çeteleri, kenti işgal ettiği dönem yüzlerce öğretmen, eğitmen, öğretim görevlisini kaçırmıştır.

Beyannamenin 3 bentten oluşan 21. maddesi ise demokrasi üzerine ifadeler barındırmaktadır. O bentler ise şöyle:

“1. Herkes, doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir.

2. Herkesin ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı vardır.

3. Halkın iradesi hükümet otoritesinin temelidir. Bu irade, gizli veya serbestliği sağlayacak benzeri bir yöntemle genel ve eşit oy verme yoluyla yapılacak ve belirli aralıklarla tekrarlanacak dürüst seçimlerle belirlenir.”

Efrin’de bu maddede yer alan hükümlerin herhangi bir emaresine rastlamak mümkün değildir. 

Yukarıda bahsedilen hususlar, işgalci Türk ordusu ve çetelerinin Efrin’de insan haklarını ayaklar altına alışının çok kısa bir özetidir. Buna rağmen hukuki, insani ve benzeri sıfatlarla kendini niteleyen uluslararası kuruluşlarla Birleşmiş Milletler ülkeleri bu yaşanan karşısında sessiz.

10 Aralık 1948’de BM Genel Kurulu’nun Paris’teki 183. Oturumunda sunulan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, birçok ülke tarafından kabul edilmiştir.

(cj)

ANHA