Tarihin yeniden yazıldığı yer: Kobanê

2014 yılının 15 Eylül’ünde DAIŞ çeteleri faşist Türk devletinden aldıkları silah, lojistik, her türlü askeri ve siyasi destek ile üç koldan Kobanê’ye saldırı gerçekleştirdi. Ağır silahlar ve binlerce çete ile gelişen bu en kapsamlı saldırı, Türk devletinin varlık gerekçesi olan Kürt düşmanlığında belki de en geniş, en gaddar ve zalimane imha konseptlerinden birisiydi.

Tarihin yeniden yazıldığı yer: Kobanê
Tarihin yeniden yazıldığı yer: Kobanê
Tarihin yeniden yazıldığı yer: Kobanê
Tarihin yeniden yazıldığı yer: Kobanê
Tarihin yeniden yazıldığı yer: Kobanê
15 Sep, 2018   06:09

DELİL FIRAT

Musul işgali sırasında Türk konsolosluğu ve 49 çalışanı anlaşmalı bir şekilde DAIŞ’a teslim edilmiş, bu konsoloslukta yürütülen kirli pazarlıklar sonucunda, üç tarafı DAIŞ ile çevrili olan Kobanê hedef alınmış, tren ve tırlarla çetelere silah ve cephane sevk edilerek Rojava devriminin çıkış noktası olan Kobanê’ye çok kapsamlı saldırı başlatılmıştı.

Bu saldırıyla “en zayıf halka” olarak görülen Kobanê düşürülecek, ardından domino taşları gibi peşi sıra Efrîn ve Cizirê kantonları ortadan kaldırılarak diğer Kürt serhildanlarında olduğu gibi Rojava devrimine de son verilecekti.

Uzun zamandır Türk devleti çetelere her türlü desteği vermesine rağmen, çetelerin kaleleri YPG/YPJ güçleri tarafından düşürülüyor, Rojava devrimi giderek uluslararası alanda meşruiyet kazanarak ezilen halklar için bir direniş sembolü ve devrim değerlerinin bileşkesi durumuna geliyordu.  İşte DAİŞ’in TC destekli Kobane saldırısı tam da bunun için gelişiyordu.

Saldırı nasıl başladı

Mart 2011’de Suriye’nin Deraa kentinde halk serhildanları başlayınca, başta Türk devleti olmak üzere bölge ve dünya gerici egemen güçleri bu durumu fırsata çevirmeye çalıştı. Sahaya sürdükleri çete grupları ile Suriye üzerinde askeri ve siyasi egemenlik kurmaya, bu amaçla her türlü insanlık suçunun mubah görüldüğü çok kirli bir savaşı geliştirmeye başladılar.

Demokratik barışçıl gösterilerle başlayan Suriye halk hareketi, bu kirli oyunlar neticesinde kısa zamanda gerçek amacından saparak halkların trajedisine dönüştü. Kaosa sürüklenen ve acımasız çatışmalarla kan deryasına dönüşen Suriye sahasında, Kürtler ne rejimin tekçi-gerici, ne de buraya transfer edilen selefi çete gruplarının baskılarına boyun eğmeden kendi mücadele çizgisini oluşturmayı bildi. “Üçüncü çizgi” olarak adlandırılan ve halkların ortak mücadele ve demokratik birlikteliğini esas alan mücadele yolunu izledi. Rojava devrimi, her türlü etnik ve dini farklılığın çatışma ve savaş gerekçesi haline getirildiği bir zeminde halkların kardeşliğine dayalı ortak özgür yaşam değerlerini yaratmayı esas aldı. Felsefesini Halkların Önderi Abdullah Öcalan’dan alan Rojava devrimi, Demokratik Ulus ve Demokratik Özerk Yönetimiyle Ortadoğu ve bölgenin ateş çemberi içinde cennet bahçesi gibi boy vermeye başladı.

Zor koşullarda ve imkânsızlıklar içinde siyasi, askeri ve toplumsal hazırlıklarını sürdüren Rojava devrimci güçleri 19 Temmuz 2012’de Kobanê’de ilan ettikleri Demokratik Özerk Kanton sistemi ile devrimi yeni bir evreye taşıdı.

Kısa sürede Rojava’da Demokratik Özerk Yönetimlerin ilanı ve savunma gücünün oluşturulması, başta Türk devleti olmak üzere, bölgeyi kendi emelleri çerçevesinde şekillendirmeye çalışan bölgesel ve küresel güçleri şaşkına çevirmişti. Öyle ya, yıllardır kimliği bile olmayan Kürt halkının öncülüğünde bölgenin kadim halkları Arap, Asuri-Süryani, Çeçen, Ermeni, Türkmen, yine  en köklü inançlara mensup Müslüman, Hıristiyan, Êzidiler ortak değerler etrafında kendi iradelerine dayalı bir sistem inşa etmeye başlamıştı.

3 Ağustos 2014’te DAIŞ çetesi Şengal’e saldırmış, sayısı 20 bini aşan KDP peşmergesi Êzîdî halkını savunmasız bırakarak kaçmıştı. KDP’nin kaçtığı alanda katliam tehlikesiyle yüz yüze gelen Êzîdîleri kurtarmak için YPG güçleri seferber oldu ve yüz binden fazla Êzîdîyi güvenli alanlara ulaştırmayı başarınca dünya kamuoyunun gözü bir anda YPG/YPJ güçlerinin kahramanlığına çevrilmiş, uluslararası alanda Rojava devrimi ve askeri güçlerinin meşruiyeti daha da artmıştı.

Başta TC olmak üzere egemen güçler, beklemedikleri bu yeni durum karşısında saldırı ve yok etme konseptlerini devreye koymada gecikmedi.

15 Eylül’de Kobanê’ye dönük başlayan saldırılar, gelişen Rojava devrimini ve etrafında oluşan insanlık değerlerini topyekûn ortadan kaldırmanın en kapsamlı hamlesi olarak ortaya çıktı.

Kuşkusuz Kobanê ilk değildi. 2012’de Serêkanîyê’de Türk devleti sınırlarını ve sınır kapısını Nusra çetelerinin hizmetine sunarak saldırı başlatmış, bunu Kobanê, Efrin ve Cizirê’ye yönelik çok yönlü başka saldırılar takip etmişti. Ancak 15 Eylül’de Kobanê’ye doğu, batı ve güney cephelerinden olmak üzere üç koldan yapılan saldırı, TC’nin Rojava devrimini boğmaya dönük geliştirdiği en kapsamlı ve en gaddar saldırıydı.

Silahlar Erdoğan’dan saldırı DAİŞ’ten

DAIŞ’ın Musul’da Irak ordusundan elde ettiği ağır silahların yanı sıra Erdoğan faşizmi DAIŞ’ın kendilerine teslim ettiği konsolosluk çalışanlarına karşılık 180 azılı çeteyi DAIŞ’a iade etmiş, ayrıca trenlerle, tırlarla DAIŞ çetesine cephane ve silahlar taşımaya başlamıştı. Kobanê, Girê Spî ve Cerablus sınırının Türkiye tarafında DAIŞ çetelerine teslim edilen bu silahlarla 15 Eylül’de Kobanê’ye dönük saldırı başladı.

AKP/Erdoğan faşizmi beslediği çetelerle yaptığı anlaşmadan ve yaptıkları hazırlıklardan o kadar emindi ki, Antep’te meydanlarda toplanan kitleye “Kobanê, düştü, düşecek!” sözleriyle adeta Kobanê’nin düştüğünün “müjdesini(!)” veriyordu.

Ama yanlış hesap Bağdat’tan değil, direniş kalesi olan Kobanê’den dönecekti. Rojava devrimi etrafında kenetlenen devrimci ruh, Kobanê’nin düşmesine asla izin vermeyecekti.

134 gün süren ve dünya direniş tarihine “2. Stalingrad” olarak adını yazdıran Kobanê direnişi 26 Ocak 2015’te zafere ulaştı.

Yanlış hesap yapanların aksine ilerici insanlık, Rojava devrimci direniş güçlerinin önce Grê Spî’de, daha sonra sırasıyla Minbic, Tebqa, sözde hilafet başkenti Reqqa ve nihayet Dêra Zor’da TC’nin beslediği DAIŞ çeteleriyle birlikte ağır yenilgiye uğratıldığına, gericiliğin ve zulmün kalelerinin birer birer fethedildiğine tanık olacaktı.

Öcalan’ın Rojava’ya geçtiği gün imha konsepti devreye girdi

Suriye savaşı 7., Rojava devrimi ise 6. yılını geride bırakıyor. Bu süreci takip eden birçok çevre devrim ve devrim değerleri üzerine yazıp çizildi. Bölgenin ve Ortadoğu coğrafyasının kan gölüne döndüğü ve kaosu yaşadığı bu 7 yıllık süreçte adeta bir “cennet” misali halkların birlikteliği ve özgürlüğüne dayalı gelişen devrimin kaynağı neydi? Beklide Suriye halkları tarihinde demokratik özgürlük değerlerine dayalı gelişen ve dünyada bir direniş sembolüne dönüşen devrimsel değerlerin altında hangi gerçeklik yatıyordu?

Bu ve benzeri soruların cevabını bölgeyi tanıyanlar hiç şüphesiz ve tereddütsüz olarak Halkların Önderi Abdullah Öcalan’ın 20 yıllık Suriye ve Ortadoğu’da verdiği mücadelesinde bulacaklardır.

Kürt Halk Önderliği 2 Temmuz 1979 yılında giriş yaptığı Kobanê’den çıkış yaptığı 9 Ekim 1998 yılına kadar kaldığı Suriye ve Ortadoğu coğrafyasında başta Kürt halkı olmak üzere, bölge halkı ile çok yakın ilişkiler geliştirerek, emek vermiş ve birlikte yaşam imkanlarının yaratılması için mücadele etmişti. İşte bölgede yaşanan kaosa rağmen Rojava’da halkların birlikte yaşam tercihlerinin altında bu gerçeklik yatmaktadır.

Öcalan’ın düşüncelerinin filizlendiği halklar arasında birlikte yaşam kararına dönüştüğünü gören güçlerin, devrimin başlangıç yeri olan Kobanê’den başlaması tesadüfi değildir. 15 Eylül büyük saldırı öncesinde Kobanê’ye 2 Temmuz 2014 tarihinde bir saldırı daha yapılmıştı. 15 Eylül sonrası savaşın Kobanê’de kızgınlaştığı süreçte Halkların Önderliği Abdullah Öcalan bu gerçekliğe dikkat çekerek, “giriş yaptığımız 2 Temmuz günü çeteler Kobanê’ye saldırtılarak devrim değerleri yok edilmek isteniyor” şeklinde tanımlamıştı.

Kobanê düşmeyecek Gırê Spî düşecek !

Büyük bir imha planının başlangıcı olan 15 Eylül Kobanê saldırısına karşı YPG ve YPJ’nin geliştirdiği direniş neticesinde saldırı tersine çevrilerek, saldırganlar için bir çöküşün başlangıcını da içinde barındırır duruma getirilmişti. Gelişen bu saldırı karşısında başta Kürt halkının birlikteliği güçlenmiş, Rojava devrimi uluslararası alanda meşruiyet kazanarak enternasyonalist dayanışmanın merkezi haline getirmişti.

DAİŞ çeteleri Irak ve Suriye ordularından elde ettikleri ve faşist Türk devletinin verdiği çok sayıda ağır silah ve binlerce çete ile Kobanê’ye saldırıyordu. Kobanê’yi savunan başta YPG, YPJ ve devrimci direniş güçleri ise hafif silahların dışında deyim yerindeyse bir irade savaşını veriyordu. Kobanê’de verilen bu asimetrik denilebilecek savaşı tüm dünya nefesini tutarak izliyordu.  Bu dengesiz savaş Ortaçağın “aslan”ların kafesene konulan insanların çırpınışları gibiydi. Bu dengesiz koşullara rağmen çeteler istedikleri sonucu alamıyor ve büyük bir direniş ile karşılıyordu. Bu başta çeteler üzerinde hesap yapan güçlerin hesaplarını alt üst ediyordu.

Ağır silah ve sayı üstünlüğüne karşı verilen bir irade savaşı veriliyordu. Bu savaşta çetelerin zaferi ile sonuçlanma hesaplarını yapanlar, Kobanê’nin bir Stalingirad’a dönüşeceğini hiç hesaba katmamıştı. Nitekim savaşın kızgınlaştığı süreçte çeşitli çevrelerden ve Kürt Özgürlük Hareketinden destek mesajları gelmeye başladı. PKK Yürütme Konseyi Üyesi ve Halk Savunma Güçleri (HPG) Komutanı Murat Karayılan’ın “Kobanê düşmeyecek, Girê Spî düşecek” sözü adete Kobanê de devam eden savaşın gidişatını belirliyordu.

DAİŞ çeteleri ve arkasındaki faşist güçlere karşı tarihin en görkemli direnişlerinden biri verilerek ve 134 günün sonunda Kobanê çetelerden temizlenmişti. Çetelerin yoğun ağır silah ve teknikleri ile saldırdığı Kobanê’den geriye yıkılmış evler yarım kalan hayatlar kalmıştı. Ancak Kobanê de kırılan DAİŞ çetelerinin gerileme ve giderek tükenme süreci başlamıştı.

Kobanê savaşı Arin Mirkan, Gelhat Gabar, Zehra Penaber, Zozan Kobanê, Baz Hebun Amed gibi kahramanları ortaya çıkarmıştı. 

Kobanê direnişi Reqa’nın sonunu getirdi!

Büyük bir irade savaşı ile 134 gün verilen savaşta DAİŞ çetelerinden binlerce kişi imha edilmiş ve şehir çetelerden temizlenmişti. Bu zafer aynı zamanda yeni bir sürecin de başlangıcını oluşturuyordu. Bu direniş sonucunda uluslararası alanda Rojava ile dayanışma güçlenmiş, yüzlerce savaşçı Rojava ile dayanışma ve DAİŞ faşizmine karşı savaşta yer almak için Rojava direnişinde yerini almıştı.

DAİŞ çetelerine karşı amansız bir irade savaşı ile 134 günün sonunda Kobanê özgürlüğüne kavuştu. Ancak çetelere karşı mücadele büyük bir kararlılık ile devam etti. 6 Mayıs 2015 yılında Hesekê ve Serêkaniyê’de başlayan ve Rubar Qamişlo adı ile başlayan hamle ile çetelerin önemli merkezi ve Türk devletinden geçiş hattı olarak kullanılan Girê Spi çetelerden temizlendi. Bu süreci takiben Til Hemis Hol, Şeddadê, Tişrin ve Minbiç’ten sonra çetelerin “başkent” olarak ilan ettikleri Reqa çetelerden temizlenerek özgürleştirildi.

Reqa’nın çetelerden temizlenmesi sadece DAİŞ çetelerinin sonunu getirmemişti. Aynı zamanda DAİŞ çeteleri üzerinde hesapları olan güçlerin de alt üst ettirmiş, kirli politikalarını iflas ettirmişti.

Kobanê direnişinin ortaya çıkardıkları!

Kobanê direnişi DAİŞ çetelerinin yenilgisinin de başlangıcını oluşturdu. Reqa’nın özgürleşme gerçeğinin altında Kobanê direniş gerçeği yatmaktadır.

DAİŞ çeteleri Kobanê’ye zirvede olduğu süreçte saldırmıştı. O zamana kadar hep saldırı ve zafer havasındayken ilk defa özgürlük savaşçıları Kobanê’de önce DAİŞ faşizmini durdurdu. Ardından darbe üstüne darbe vurarak gerileterek, yenilgiye uğrattı.

Kobanê’nin ortaya çıkardığı gelişmelerden birisi de hiç şüphesiz Kobanê ve Rojava devriminin dünya ilerici insanlığın gündemine girmiş olmasıdır. Öyle ki, dünya halkları, 1 Kasım’ı “Kobanê ile dayanışma günü” ilan ederek, milyonların katılımıyla Kobanê’nin özgürlüğü için yürüdü. Enternasyonal dayanışma ve Rojava’nın meşruiyet kazanması hiç şüphesiz görkemli ve tarihi Kobanê direnişinden neticesinde gelişmişti.

Diğer bir nokta ise gelişen saldırı ve tekniğe rağmen özgürlük değerlerine dayanan YPG, YPJ ve direniş güçleri görkemli direnişi ile dünya insanlığına koşullar ve teknik ne olursa olsun özgürlüğe kilitlenmiş bir iradenin zafer ile sonuçlanacağını göstermiş oldu.

Kobanê direnişi Kürtler arası birlik ve beraberliğin yolunu açarken, bölge halkları açısından da birlikte demokratik ulus ekseninde ortak yaşam değerlerini ortaya çıkardı. Kobanê direnişi etnik dini ve ulusal renkler ne olursa olsun halkların aynı amaç doğrultusunda geçmişte olduğu gibi bugün de, birlikte bir gelecek kurma imkanlarını doğurdu.

Sonuç itibari ile 15 Ekim’de başlayıp, 26 Ocak’ta DAİŞ çetelerinin yenilgisi ile sonuçlanan Kobanê direnişi dünya insanlık, bölge ve Rojava tarihi için bir milat oluşturdu. Tarih yazılırken bu coğrafyada Kobanê öncesi ve sonrası diye ayrıştırıldı. Bu tarihin okunması ve geleceği bu gerçeğe göre okumak özgür geleceğin en önemli halkalarından birisidir.   

ANHA