Erdoğan.. Diktatörlük, kirli siyaset ve yolsuzluk – 3

Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ortadoğu’da “Arap Baharı”nın ilk kıvılcımları ile birlikte hep hayalini kurduğu Osmanlı devleti işgalciliğini yeniden canlandırmak için bölgedeki karışıklıktan yararlanmaya başladı. İhvan, DAIŞ ve El-Kaide gibi terör gruplarına destek veren Erdoğan, kendisini İslam halifesi ilan etti. Erdoğan yaklaşan erken seçimler öncesi içerideki yenilgileri Arap devletlerindeki işgal ile örtmek istedi.

Erdoğan.. Diktatörlük, kirli siyaset ve yolsuzluk – 3
21 Jun, 2018   05:50

Komşu ülkelere işgal saldırıları ve Osmanlı dönemi hayali

HABER MERKEZİ/ MEDYA HENAN

Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Arap Baharı” ile birlikte Mısır’da İhvan hareketi ile Tunus ve Libya’da ise El-Kaide terör örgütüne destek vermeye başladı. Suriye’de ise El-Nusra ve DAIŞ’i destekleyen Erdoğan, Irak ve Sudan’a kadar uzanan bölgede terör örgütlerine verdiği destek ile politikalarını devreye soktu. Erdoğan’ın dış siyasette terör gruplarına verdiği destek ülkesinde karışıklık çıkmasına neden oldu. Erdoğan’ın bu politikalarına tepki gösteren kesim her geçen gün arttı. 2018 yılında, ülke içinde kendisine yönelik büyüyen tepkileri erken seçim kararı alarak örtbas etmek ve giderek bastırmak isteyen Erdoğan, öncesinde diktatörlüğü yolunda anayasayı değiştirdi ve parlamenter sistemi değiştirdi.

Türkiye’nin Suriye’deki yönelimleri

Suriye’de halkların devrim hareketinin başladığı 2011 yılında başbakan olan Erdoğan, tüm gücüyle Suriye’deki gelişmelerde etkili tek isim olmak istedi. Her gün Suriye rejimi karşıtlığı içeren açıklamalar yapan Erdoğan, halkı rejime karşı kışkırtırken kendisini bölgedeki halkların tek dostu olarak göstermeye çalışıyordu. Her alanda DAIŞ ve El-Nusra gibi terör gruplarına destek veren Erdoğan, bölgede kurduğu MİT üsleri ile Suriye’deki politikalarını devreye soktu. Ancak Türkiye’nin gerçek yüzü çok geçmeden gün yüzüne çıktı.

ABD gibi küresel güçlerin de desteklediği “Arap Baharı’nı” bir fırsat olarak gören AKP hükümeti, dış devletlerin bölgedeki politikaları çerçevesinde hareket ederek diplomatik kazançlar elde etmek istedi.

Türkiye’nin Suriye’de farklı siyasi planları da vardı. İran, Ortadoğu’da Türkiye’nin tek ve en büyük bölgesel ve tarihi karşıtıyken, Rusya’da Balkanlar ve Orta Asya’da Türkiye’nin başlıca karşıtı oldu. Her iki devletin Suriye’deki varlığı, Türkiye’nin bölgedeki varlığını da sınırlandırıyordu. Türk devleti de Suriye halklarının haklı mücadelesini bölgedeki egemenliğini artırabilecek ve Rusya ile İran’ın önüne geçmesini sağlayabilecek bir fırsat olarak gördü.

Suriye halklarının 2011 yılında başlattığı ayaklanmanın her alanında alan Türk devleti, devam eden süreç boyunca bölgedeki rol, misyon ve politikasını sürekli değiştirdi. Suriye’deki politika ve amaçları sürekli değişen Türk devletinin değişmeyen tek politikası ise Kürt düşmanlığı oldu. Kuzey Suriye’deki Kürtler ve kazanımlarının yok edilmesi için elinden gelen her şeyi yapan Türkiye, Kürtlerin yok edilmesi karşılığında Suriye için her türlü gelecek planlarına olumlu bakıyordu.

Türkiye, Suriye devriminin ilk günlerinden itibaren El-Nusra ve DAIŞ başta olmak üzere Suriye’deki silahlı çete gruplarının nefes alanı oldu. Türkiye sınır hattını, El-Kaide ve bağlantılı DAIŞ gibi çete gruplarına sonuna kadar açarak, çetelerin Suriye’ye geçmesini sağladı. Ayrıca bu çete gruplarına sonsuz lojistik destekte bulundu. Yıllar boyunca Suriye rejimi karşıtlığı yapan ve çete gruplarını sonuna kadar silahlandıran Erdoğan, ülkesindeki darbe girişiminin ardından Suriye politikasını değiştirdi. Erdoğan, Kürt karşıtlığı politikası üzerinden rejiminin iktidarda kalması için yoğun uğraş veren Rusya ile ittifak geliştirmeye başladı.

Halen aralıksız Suriye için savaş naraları atan ve taş üstünde taş bırakılmamasını isteyen Türkiye, bir yandan da Rusya ve İran ile koordineli ittifak geliştiriyor. Artık kendilerini Suriye savaşının çözüm garantörü ilan eden Türkiye, İran ve Rusya’nın Suriye’yi parçalamak ve her parçasını kendi menfaatleri doğrultusunda ele geçirmek istediği açık bir şekilde görünüyor. Erdoğan, Suriye’de değiştirdiği politikası ile rejim karşıtlığı politikasını YPG ve QSD güçlerine karşı “güvenlik” politikasına çevirdi. Kuzey Suriye’deki Kürt kazanımlarına “Güvenlik” gerekçesi ile barbarca saldırılarda bulunan Erdoğan, Suriye’nin farklı merkezlerinden getirdiği çete ve ailelerini bölgeye yerleştirerek bölgenin demografik yapısını değiştirmeye başladı.

Erdoğan’ın Suriye’deki işgal politikaları çerçevesinde “Terörle” itham ettiği YPG ve QSD güçleri, Uluslararası DAIŞ Karşıtı Koalisyon’un esas gücü olması dikkat çekiyor.

Türkiye’nin Irak’taki yönelimleri

Türkiye’nin Irak’ın iç işlerine yönelimi yeni değil. Kürt düşmanlığı üzerinden kendisini var eden Türk hükümetleri, her dönem değişmesine rağmen bölgedeki Kürt kazanımlarını yok etmek için her türlü kirli politika ve saldırıda bulundu. Türk yetkililer Irak’taki Kürt Federal Yönetimini darbelemek için yoğun uğraş verdi. Güney Kürdistan’a 1994 yılından itibaren sert saldırılarda bulunan Türk devleti, 2015 yılına kadar ülkedeki askeri üslerinin sayısını 18’e çıkardı. Bu askeri üslerde binlerce Türk askeri bulunuyor.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürt dostluğu açıklamalarının aksine sadece Rojava’da değil, her alanda Kürt kazanımlarına saldırıda bulunduğu net bir şekilde görünüyor. Erdoğan son olarak Güney Kürdistan’da Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirilen bağımsızlık referandumuna karşı İran ve Irak ile birlikte hareket ederek, her türlü kürt kazanımına karşı duracağını net olarak ortaya koydu.

Musul planları ve Başika işgali

Erdoğan, Musul’daki Beşika Kampı’ndaki varlıklarını Britanya ve Türkiye arasında 1926 yılında imzalanan bir anlaşmaya dayandırırken, bu anlaşma üzerinden Irak ile ilişkilerini de geliştiriyor. Musul’u bir Türk kenti olarak gören Erdoğan, burayı zorla da olsa Türkiye topraklarına katma peşinde.

Erdoğan Beşika Kampı’nda birçok silahlı çete grubunu eğitirken, Irak’taki DAIŞ karşıtı mücadeleden yararlanarak bölgedeki varlığını artırmak istiyor. Türkiye ayrıca Türkmenler başta olmak üzere Irak’taki azınlık haklarını koruduğunu iddia ederek, bölgede demografik yapıyı değiştirme politikalarını sürdürüyor.

Ortadoğu’da kilit rol oynamak istiyor

Ortadoğu’yu Türkiye’nin hakimiyeti altındaki bir bölge durumuna getirmeye çalışan Erdoğan, bu projesini de “Yeni Türkiye” adıyla duyuruyor. Türk devleti Ortadoğu’daki politikalarını çeşitli versiyonlarla geliştirmeye çalışıyor. Birincisi Türkiye’yi Sünni Müslüman kimliğiyle ön plana çıkararak, Osmanlı işgalciliğini yeniden yeşertmek istiyor. İkincisi, Türk devletini bölgenin süper gücü addederek, bölgesel ve küresel güç olarak göstermek istiyor. Ortadoğu’daki politikalarında son olarak yeniden batılı güçlerle iyi ilişkiler kurarak, Ortadoğu devletlerinde İslam adı altında hakimiyet sağlamak ve tüm bunları da NATO üyeliğini kullanarak gerçekleştirmeyi planlıyor.

Libya’daki teröristlere yardımı

Türkiye’nin Libya halkının Kaddafi iktidarından kurtulmak için 15 Şubat 2011 tarihinde başlatılan eylemlere yaklaşımı değişmedi. Ankara’nın Libya’daki terör gruplarına 2011 yılından bu yana verdiği desteğin sürdüğü defalarca ortaya çıktı. Son olarak Yunanistan’ın durduğu Libya’ya giden “Andromeda” isimli Türk gemisinde bomba ve patlayıcı dolu 29 sandık yakalandı. Türk devletinin inkar açıklamalarına rağmen gemideki yetkili isimler verdiği ifadede silahların Libya’daki terör gruplarına gittiğini açıklamıştı.

Türkiye Libya’nın batısındaki terör gruplarına silah yardımı yapmayı sürdürürken, Muammer Kaddafi iktidarının yıkılmasının ardından bu sefer de İhvan hareketinin Libya’daki ayağı olan Adalet ve İnşa Partisi’ni desteklemeye başladı.

Sudan’daki Sevakin adasını tekrardan işgal girişimi

Sudan’da bulunan Sevakin Adası, Osmanlı devleti döneminde işgal edilmiş ve o dönem Osmanlı’nın en stratejik bölgelerinden biriydi. Burayı ticaret merkezi olarak da kullanan Osmanlı, Kızıldeniz’e açılan askeri kapısı olarak görüyordu.

Osmanlı devletini yeniden inşa hayalleri kuran ve bu hayallerin de Arap devletlerini Türkiye’nin bir parçası olarak gören Erdoğan, Sudan’a yaptığı ziyarette Sudan hükümetine Sevakin Adası’ndaki limanı yeniden inşa edip kendilerine teslim etmesi için baskı kurdu.

Türkiye’nin Körfez ülkeleri arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanarak, Katar’ın da desteğini alarak bu adayı Suudi Arabistan’ı tehdit eden bir askeri üs haline getirmek istediği belirtiliyor. Sevakin Adası ayrıca Suudi ve Yemen’in deniz sınırında bulunuyor. Türkiye’nin ayrıca bu adaya yerleşerek Yemen’deki çatışmalara Suriye’de olduğu gibi yön vermek istediği ve bu şekilde Osmanlı’nın sınırlarını yeniden çizmeyi amaçladığı belirtiliyor.

Türk devleti ayrıca bu ada yolu ile ticaretteki zayıflığını açtığı yeni kapılar ile gidermeye ve ülkedeki krizi buradan sağladığı ticari kazanç ile kapatmaya çalışıyor.

Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerinin bozulması

Türkiye’nin Ortadoğu’da yürüttüğü politikalar, bölgeye ılımlı İslam’ı yaymak isteyen ABD başta olmak üzere batılı devletler tarafından desteklendi. Batılı devletler Ortadoğu ülkelerinde Türkiye’deki ılımlı İslam’ın propagandasını yaparak, Türkiye’nin eliyle Ortadoğu’ya kapitalizmin daha aşırı girmesini amaçladı.

Batılı ülkeler Erdoğan’a Ortadoğu için bu görevi verirken, Erdoğan’ın DAIŞ ve El-Nusra başta olmak üzere El-Kaide bağlantılı terör gruplarına olan desteği, Avrupa’ya karşı göçmen kartını kullanmaya başlaması ve Türkiye’de sistem değişikliğinin yanı sıra insan hak ihlallerinin tavan yapması Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin üyelik konusunu gözden geçirmesine neden oldu.

Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler 2017 yılı itibariyle tamamen bozulmaya başlarken, AB Türkiye’deki hukuksuzlukları göz önünde bulundurarak üye ülkelere Türkiye’nin üyelik görüşmelerini durdurma çağrısı yaptı.

Türkiye’nin komşu ülkelere yönelik işgal saldırıları, El-Kaide, DAIŞ ve El-Nusra başta olmak üzere terör gruplarına olan desteği Türkiye’nin AB ve ABD ile ilişkilerinin bozulmasına neden oldu. Erdoğan sürdürdüğü politikalar nedeniyle batılı devletlerin baskısına maruz kaldı ve ekonomiyi batırma noktasına getirdi. Erdoğan tüm bu nedenlerden dolayı, iktidar koltuğunu kaybetmemek için erken seçim kararı aldı. Erdoğan, seçimlerin beklenildiği gibi Kasım 2019 tarihinde yapılması halinde AKP’nin ağır bir yenilgi tadacağını bildiğini için 24 Haziran için baskın seçim kararı aldı.

Yarın.. Seçimler berrak koşullarda gerçekleştirilmiyor ve sonuçlar Kürtlerin tercihine bağlı

ANHA