İşgalcilerin zulmü ve Fırat cevherinden halkların direnişine - 1

Suriye’nin Derazor ve Reqa başta olmak üzere doğu bölgelerindeki aşiret yapısı siyasi ve toplumsal hareketlerde önemli bir role sahip. Baas rejimi ve Cebhet El Nusra, DAIŞ, Ehrar El Şam gibi çetelerin yanında yer alan muhalif gruplar, bölge toplumunun kültürel ve toplumsal yapısı ve özelliklerini göz ardı ederek saygısızca yaklaştı. Ayrıca bölgedeki aşiretlerin rollerini etkisiz kılarak halka katliamlar uygulamak için yerel güçlerle hareket ettiler.

İşgalcilerin zulmü ve Fırat cevherinden halkların direnişine - 1
5 Jun, 2018   04:48

ALAN ROJ / HABER MERKEZİ 

Aşiretlerin toplumsal hareketlilikteki rolü

Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) kurulması ile halkın kurtuluşu ve savunması için bölge aşiretlerinden yüzlerce genç QSD saflarına katıldı. Doğu bölgelerinin çoğu çete karanlığından kurtarıldı; bölgede halkların kardeşliği ve demokrasi projesinin yükselmesi ile aydınlık bir gelecek umudu yeniden canlandı.

Üç bölümden oluşan dosya haberimizde Suriye devriminin başından beri yaşanan karmaşa, katliamlar, demografinin değiştirilmesi, aşiretler ile toplumsal kesimlerin QSD içerisindeki dayanışması, işgalcilerden kurtarılan bölgelerin durumunu ele alacağız.

AŞİRETLER VE TOPLUMSALLAŞMADAKİ ROLLERİ

Dêrazor ve Reqa’daki toplumsal ilişkiler göz önünde bulundurulduğunda, aşiretlerin toplumsal yapının esas taşı olduğu görülüyor. Bu bölgelerde günümüze kadar devam eden aşiret yapısının toplumsal ilişkilere etkisi; bölgede hakim olmaya çalışan ideolojiler, yabancı devletlerden alınan göç ile bölgeden okumak ya da iş bulmak amacıyla yabancı ülkelere gidip gelen gençlerin edindikleri kültürel alışkanlıklar ile kimi değişimler yaşanmaya çalışılsa da, heybetini yitirmeyen aşiret yapısı Suriye’deki siyaset ve savaşta esas faktör oldu.

Dêrazor ve Reqa gibi bölgelerdeki aşiretlerin bölgedeki gelişmeler ve iç işlerdeki etkisi hiç azalmadan devam ediyor. Halk arasında aşiret eksenli yaşam halen güçlü bir şekilde sürdürülüyor.

Baas rejimi ve kendilerini muhalif güç olarak niteleyen çete grupları, bölgede bir kültür haline gelen geleneksel aşiret mirasına saygısızca yaklaştı ve devam eden savaşta aşiretlere, bölgelerini savunmak ya da geliştirmek için siyasi ya da askeri hiçbir rol verilmedi. Aksine aşiretleri kendi menfaatleri doğrultusunda kullandı.

REJİMİN AŞİRET POLİTİKASI; AÇLIK VE EĞİTİMSİZLİK

Suriye’nin doğu bölgesindeki durum Kürt halkının ya da Rojava-Kuzey Suriye’de yaşayan halkların maruz bırakıldığı durumdan hiçbir farkı yoktu. Suriye’nin doğusunda da kültür, toplum sindirilmek istendi ve bu amaçla aç ve eğitimsiz bırakma siyaseti uygulandı. Bölgedeki aşiretleri “Asker” olarak gören Baas rejimi ve muhalif güçler, bölgedeki denetimlerini birkaç kişi üzerinden sağlayarak aşiretleri birbirine kırdırma politikası yürüttü.

Baas rejimi bölgedeki aşiretlere ve kendilerine has anlayışlarına hiç saygı göstermedi. Rejim, aşiretlerin gelişmesi ve kendilerini fiziki ve kültürel soykırımdan korumasının önüne geçmek için bölgedeki aşiretlere hiçbir destek sunmayarak, eğitimsiz bıraktı. Rejim bölgedeki aşiretlere destek vermenin aksine egemenliğini sürdürme aracı olarak kullandı.

Baas rejimi bilinçli yürüttüğü politikalar kapsamında bölge aşiretlerini, aşiret yapısının doğası gereği toplumsallaşmasını ve iyi ilişkiler kurmasının önüne geçmek için bütün aşiretleri birbirine karşı kullandı. Aşiretleri birbirine kırdırarak halkların ortak ve örgütlü yaşamının gelişmesini engelledi. Baas rejimi hemen hemen bütün dönemler bölgedeki kimi aşiret temsilcilerine parlamentoda bir koltuk vaadinde bulunarak kandırdı ve bu yolla bölge aşiretlerini denetiminde tuttu.

Baas eejim; Reqa ve Dêrazor’daki Kürt ve Arap halklarının ortaklaşmasının önüne geçmek için daima etnik çatışmalara zemin hazırladı. Bu politikaları doğrultusunda Qamışlo’daki futbol maçında karışıklık çıkararak Kürt ve Arap halkları birbiriyle çatıştırdı. Yine Reqa’da 2010 yılında gerçekleştirilen Newroz kutlamalarında da Kürt halkına katliam uyguladı.

Dêrazor ve Reqa’da yürütülen politikaların başında ise aşiretleri fakir ve eğitimsiz bırakma politikaları geliyordu. Baas rejiminin bu politikaları nedeniyle Reqa ve Dêrazor bölgeleri Suriye’deki eğitim alanında en geri bölgeler olarak kaldı. Baas rejimi son olarak bu bölgede çok zayıf ve niteliksiz Fırat Üniversitesi açtı.

Dêrazor’daki uçsuz bucaksız tarım arazileri ve zengin gaz ile petrol kaynaklarına rağmen bölge aşiretleri ve halkı bilinçli bir şekilde fakir bırakıldı. Buradaki yer altı ve tarımsal ürünlerine tamamına Baas rejimi tarafından el konuluyordu. Devlet sistemi bölgedeki halkı iş alanında da eğitmezken, bölge askeri merkezlerden yönetiliyordu.

BAAS REJİMİ VE MUHALİFLERİN PLANLARI BÖLGEYİ KATLİAM ALANINA ÇEVİRDİ

Suriye’de başlayan halkların baharından etkilenen Dêrazor ve Reqa’daki gençler 2011 yılının Nisan ayında eylemler düzenlemeye başladı. Ancak halkın bu eylemleri Baas rejiminin sert müdahalesine maruz kaldı ve müdahaleler sonucu adeta katliam yaşandı. Bölgedeki bu katliamların hemen ardından ise radikal terör grupları türemeye başladı. Bu gruplar Türkiye başta olmak üzere bölgeyi denetimleri altına almak isteyen birçok dış devlet tarafından desteklenerek, güçlendirildi.

Bu duruma örnek olarak; Ebû Mihemed El-Colanî Dêrazor’un köylerinde yürüttüğü çalışmalar ile Türkiye’nin desteğiyle Cebhet El-Nusra çete grubunun temelini attı. Daha sonra El-Qehqah, Ehrar El-Şam tugayları gibi silahlı gruplar ve son olarak da DAIŞ bölgede kurularak halkların devrim ve taleplerine karşı kullanıldı.

Bu gruplar Türk istihbaratının yönlendirmesiyle Serêkaniyê’ye saldırdı ve bu saldırılar ile toplumsal kopuş yaratılmak istendi. Bölgedeki savaşı derinleştirmek amacıyla yaratılan bu çete grupları toplum ve halkları birbirine kırdırdı ve bölgedeki kanaat önderlerini de etkisiz hale getirdi. Bölgedeki halkların devrim ve haklı talepleri bu şekilde karanlık ve katliam dolu bir savaşa dönüştürüldü.

Türkiye’de bölgede kurmak istediği meclis ve gruplar ile bölgedeki çete gruplarını kendisine bağlı tek bir çatı altında toplamak istedi. Meclislerin kurulması için gerçekleştirilen tüm toplantılar da Türkiye’nin farklı kentlerinde gerçekleştiriliyordu.

BÖLGEYE TERÖR HAKİM OLMAYA BAŞLADI

Baas rejimi ve sonradan kendisini muhalif güç olarak nitelendiren çete gruplarının bölgedeki aşiretlerin gelenek ve kültürlerine olan saygısızlığı ile fakirleştirme ve kendi menfaatleri doğrultusunda kullanma politikaları bölgeyi adeta kan deryasına çevirdi.

Bölgede artık kafa kesme, türlü türlü işkence yöntemleri, suda boğma ya da yüksek binaların çatısında atma gibi insanlık tarihinin en kirli ve ahlaksızca uygulamaları görülmeye başlanıyordu. Tüm bunları gözleriyle gören, ötesinde buna maruz kalan bölge halkı ise zorunlu göçe ve zorla askerleştirilmeye tabi tutuldu. Tüm bu uygulamalar Türk devleti tarafından her anlamda desteklenen çete gruplarının eliyle gerçekleştiriliyordu.

Bölge halkı ve aşiretlerine yönelik en az 50 katliam gerçekleştirildi. Bunlardan en ağırı ise 2014 yılında El-Şihêtat aşiretine yönelik yapıldı. Katliamda çoğunluğu kadın ve çocuk 1200 aşiret mensubu barbarca öldürüldü. Yine 2016 yılının Temmuz ayında Hetla, Salihiyê ve Ebû Hemam köylerinde bölge halkının hiç unutamayacağı katliamlar gerçekleştirildi.

Türk devletinin desteklediği çete gruplarının eliyle Suriye savaşının faturası bölge halkları ve aşiretlerine kesilmeye başlandı.

YARIN.. Türkiye ve İran’ın halkın taleplerini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmaya başlaması ve bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi

ANHA