Filistin’in yenilgisi ve Arap ile İslam devletlerinin Filistin davasına yaklaşımı-3

İsrail’in 1948’de kurulmasından sonra, Filistin sorunu genel siyasi bir sorun olarak kavramsallaşmaya başlandı. Suriye, Ürdün, Lübnan gibi Arap devletleri Filistin halkına yardım etmeyi bir kenara bırakarak soruna ticari yaklaşımı esas almaya başladılar.

Filistin’in yenilgisi ve Arap ile İslam devletlerinin Filistin davasına yaklaşımı-3
Filistin’in yenilgisi ve Arap ile İslam devletlerinin Filistin davasına yaklaşımı-3
16 May, 2018   08:56

 XEZA / MUSETFA DEHDOH

Dosyamızın bu bölümünde Arap devletlerinin Filistin sorununa yaklaşımını tarihi verileriyle birlikte analiz etmeye çalışacağız. Ayrıca Cemal Abdulnasır’dan önce ve sonra Mısır-Filistin ilişkilerine ve Lübnan’da Filistin halkına yönelik toplu katliamlara dikkat çekmeye çalışacağız.

FİLİSTİN SORUNUNA YAKLAŞIMLAR

Mısır’da cumhurbaşkanının değişimiyle birlikte, Mısır’ın Filistin sorununa yaklaşımı da değişti. Bazı dönemlerde Filistin halkına ihanet edildi. Bazı dönemlerde de Filistin, Mısır’a bağlanmaya çalışıldı. 1948’de; Suriye, Mısır, Ürdün, Irak, Lübnan ve Suudi Arabistan’dan oluşan Arap güçleri ile Israil arasında yaşanan çatışmada, o dönem Mısır’ı yöneten padişah Faruk (1936-1952) Filistin davasına ihanet etti.

O dönem Mısır ordusuyla birlikte savaşa katılan Filistinli bir asker; savaşın başında Mısır ve Irak askerlerinin savaşta hakimiyeti ellerinde bulundurduklarını, ancak Mısır’ın, ellerinde patlayan ve menşeini bilmedikleri bir silahı askerlere dağıttığını belirterek, bu şekilde padişah Faruk’un kendilerine ihanet ettiğini belirtiyor ve askerlerin kendilerinde direkt patlayan bir silahın orduya dağıtılmasının kendisiyle birlikte yenilgiyi getirdiğini kaydediyor.

1956’da Mısır Cumhurbaşkanı olan Cemal Abdulnasır da Filistin’i Mısır topraklarına dahil etmeye çalışır. Bunun için de Filistin Kurtuluş Örgütün’ü kurdurdu ve kendisince yönetmeye, yönlendirmeye çalıştı. Ancak Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Abdulnasır’a rağmen bağımsız hareket etmeye başladı. Cemal Abdulnasır 1967’de Güvenlik Konseyinin  242 nolu kararını onayladı. Bu kararın alınıp onaylanmasıyla birlikte Cemal Abdulnasır’ın artık Filistin davasına önem vermediği ortaya çıktı.

1970-1982 Mısır devlet başkanı Enver El-Sedat döneminde Mısır’ın Filistin politikası değişmeye başladı. 1973’te mısır ordusu Filistin’e geçti. O dönemleri yaşayan kimi Filistinliler Sedat’ın o dönem Filistin topraklarını Israil’den alabildiğini belirtiyorlar. Ancak buna karşın Sedat Israil’le Kamp David anlaşmasını yaparak Sina’daki savaşı durudurma kararı aldı.

Ne var ki, Müslüman Kardeşler döneminde (Muhammed Mursi 2012-2013) de Mısır’ın Filistin politikası değişmedi. Mısır o dönem de Israil’le ilişkilierini sürdürmesine rağmen, Filistin davasını desteklediğini deklere ediyordu.

Aynı politika Ebdulfettah El-Sisi (2014) döneminde de tıpkı Mübarek zamanındakiyle aynı şekilde devam etti. Sisi, Mısır sınır güvenliğini korumak için Hamas ve El-Fetih arasındaki gerilimi gidermeye çalıştı.

El-Esed Filistin davasının yenilmesini istiyor

Suriye’de Nûredîn El-Etasî iktidarının bulunduğu 1966 – 1970 yılında, Cemal Ebulsar’in Mısır Başkanı olduğu dönemde, El-Etasî Filistin davasına destek veriyordu. Ancak ilerleyen süreçte Suriye için Filistin ilişkilerinde yeni bir dönem başlıyordu. Hafiz El-Esed Suriye başkanı olduğu 1967 yılındaki savaşta, El-Esed Girê Colan’ı tekrardan ele geçirebilmek için İsrail ile ilişkiler geliştirdi. Ancak Suriye’nin İsrail ile kurduğu ilişkilerdeki bu düzey, hiçbir zaman Filistin ile kurulmamıştı. El-Esed, Filistin Kurtuluş Örgütü Lideri Yasir Erefat için ortadan kaldırılması gereken biri demişti.

Baas partisinin darbeyle başa geldiği 1971 yılından iktidarının sürdüğü 2000’li yıllara kadar Hafız Esat kendisini Filistin’in koruyucusu gibi gösterdi. Ancak sonuçta ortaya çıkan gerçeklik, Esat’ın Filistin davasını kendi çıkarı için kullandığı oldu.

Hafız Esat Filistinli göçmenleri kendi ülkesinde Kabul ederek, onları devlet kurumlarında çalıştırmaya başladı. Yine Filistinli öğrencilerin Suriye üniversitlerine geçişine de kolaylık sağladı. Esat, bu şekilde Filistilileri kendisine yakınlaştırmaya çalışırken, El-Fetih bu duruma karşı çıktı.

Suriye rejimi 1972’de Hüyseyin El-Heybe’yi Yasar Arafat’i öldürmeye teşvik etti. Ancak bu girişim başarısız kaldı.

O dönem Filistinli bir çok direnişçi Lübnan’da bulunuyordu. Bu direnişçiler, kendilerine gelen silahlara, ki çoğu da hafif silahladı, Esat’ın el koyduğunu açıkladılar. Bundan dolayı, Israil’in 1982’de Lübnan’da bulunan Filistinlilere dönük saldırılara direnişçiler karşı koyamadılar. Durum böyle olunca, Israil aralarında Yaser Arafat’ın da bulunduğu 11 bin Filistinli direnişçiyi kuşatmaya aldı.

Kendisini Filistin davasının savunucusu gibi gösteren Esat, kuşatmaya hiçbir tepki göstermedi. Hatta o dönem Lübnan’da bulunan suriye ordu birlikleri kuşatmaya tek bir karşılık vermediler. Öyle ki, karşı tepki ne zaman ki Israil, Filistinlilere ait askeri yerleri top atışlarına tuttuğu zaman geldi. Bu karşılık da göz boymanın ötesine geçmedi. Esat’ın amacı filistinlilere kendilerini koruduğu mesajı vererek, FKÖ’yü denetime geçirmekti.

1982 yılına gelindiğinde ise, Suriye Hamas’ı tasfiye etmeye çalıştı. Bunun için Hamas’ın içine oynayarak hamas kadrolarını örgütten koparmaya çalıştı. Hamas’ta ayrılanlar daha sonra, Seid El-Meraxi Ebu Musa liderliğinde “Fetih El-Intifada” adıyla örgütlendiler. Tam da o dönemde Suriye Baas rejimi Yaser Arafat’ı ülkesinden çıkardı. Ama buna rağmen suriye’nin kurduğu oyun planı başarıya ulaşmadı.

Ürdün de Filistin’i topraklarına katmayı planlıyor

Ürdün ise Filistin’i bir toprak parçası ya da kendisine bağlı bir bölge olarak görüyor. Ürdün’ün bu yaklaşımı özellikle Britanya’nın bölgedeki işgali döneminde açıkça görüldü.

Ürdün’ün başkenti Mîr Hisên Bin Telal Bin Abdullah döneminde, 1967 savaşının ardından Filistin’in kurtuluş mücadelesinin merkezi oldu. Ancak Mîr Hisên daha sonra Filistinlilerden kurtulmak için ABD, Sudan ve Pakistan’dan yardım istedi. ABD, Sudan ve Pakistan güçleri 1970 yılında Ürdün’e giderek, başkentteki Filistin güçlerine saldırdı. Başkentteki Filistin güçleri sonunda bölgeden ayrılarak Lübnan’a geçmek zorunda kaldı.

Ürdün’den Lübnan’a geçen Filistin güçleri burada askeri birlikler kurmaya ve üyelerini eğitmeye başladı. Filistin güçleri Lübnan’daki eğitimleri sonucu bin üyeye ulaşan askeri birlikler oluşturarak, örgütlü bir yapı oldu.

Ancak Lübnan ve İsrail güçleri 1982 yılında Sebra ve Şatîla’da bulunan Filistin göçmen kamplarına saldırmaya başladı. Saldırı katliam ile sonuçlandı ve an az 3 Bin 500 kişi katledildi.

Gerçekleştirilen katliamın ardından Yaser Arafat ve Coric Hebeş ile görüşen kimi yetkililer Lübnan’dan çıkmalarını istedi. Filîb Hebîb yönetiminde ise Filistinlilerin ülkeden çıkması halinde müdahaleye maruz kalmayacakları belirtildi.

Arap ülkeleri ve Filistin davası

Arap ülkelerinin 1948 savaşı öncesine kadar Filistin davasına yönelik hiçbir tutumu yoktu. Ancak Mîr Sûd Abdullah Ezîz döneminde petrolün bulunmasıyla Filistinliler petrol kuyularında işçi olarak kullanılmaya başlandı.

Suudi Arabistan ise Mîr Feysel Ebdellzîz döneminde yaşayan 1973 savaşında petrolü bir silah olarak kullandı ve Filistinlilere menfaatleri doğrultusunda yardımda bulundu.

Suudi Arabistan 2002 yılında Beyrut’ta gerçekleştirilen Arap Birliği toplantısında yeni bir yol haritası ile Filistin davasına katılmaya başladı. Ancak birçok Arap devletinin İsrail ile olan sıkı ilişkileri nedeniyle bu yol haritası da yürütülemedi.

Katar ise Arap Birliği devletleri arasında İsrail ile ilişki geliştiren ilk devlet oldu. Katar’ın 1991 yılında Madrid Kongresi’nde İsrail ile gerçekleştirdiği ilişkilerin hemen ardından İsrail Başbakanını kabul ederek birçok ticari anlaşma imzaladı. Katar ayrıca Hamas destekçiliği ile Filistin’deki karışıklığın daha fazla derinleşmesine neden oldu.

Arap devletleri şimdi de Filistin davasını kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmayı sürdürüyor.

ANHA