Filistin’in yenilgisi ve Arap ile İslam devletlerinin Filistin davasına yaklaşımı-2

Britanya Dışişleri Bakanı Arthur Balfour’un Yahudilerin Filistin’de bir ulus devlet kurma sözü vermesi üzerine Filistin davası ortaya çıktı. Arap ve İslam ülkelerinin Filistinlilere destek olduğu ve uluslararası hukuka göre Filistinlilerin haklarının meşru olduğunu söylemlerine rağmen, Filistinliler hep Arap ve İslam ülkelerinin, başta Osmanlı devletinin ve şimdi de Recep Tayyip Erdoğan rejiminin ihanetine uğradı.

Filistin’in yenilgisi ve Arap ile İslam devletlerinin Filistin davasına yaklaşımı-2
15 May, 2018   05:23

Osmanlılar herkesten önce Filistinlileri sattı

MISTEFA DEHDOH / GAZZE

2 Kasım 1917’de Britanya Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Yahudi Lord Walter Rothschild’e bir mesaj göndererek, hükümetlerinin Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması için tüm güçleriyle çalıştıklarını söyledi. Herkes Balfour’un Filistin’i parçalama sözünden bahsederken, Britanya’nın Filistinlilerin başına getirdiklerinden önce Osmanlı ve şimdiki Türkiye’nin ihanetlerini unutuyor.

Türkiye’nin Filistinlilere ihaneti yeni bir şey değil, Osmanlı’nın Arap bölgelerini işgali döneminde Filistin topraklarına "çöl ve verimsiz topraklar " diyerek Yahudilerle 1800’lü yıllarda yaptıkları anlaşmalara kadar dayanıyor. Bu İslam ülkelerinin Filistinlilere karşı ilk ihanetiydi.

Bu dosyamızda Osmanlının Yahudilerin Filistin’deki varlığının temellerini attığı ve iktidar hakkı verdiği ihanetlerine, Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidar olduğu şimdiki Türkiye’nin Filistinlilere ihaneti ve İsrail ile ekonomik ilişkileri ile İsrail’i devlet olarak tanımasını ele alacağız.

Osmanlı halifeliği Yahudilere Filistin yolunu açtı

Türkiye’nin Filistin halkına ihaneti 1840 yılında başladı. Osmanlı yönetimi, Britanya’nın fermanıyla Yahudilerin Filistin’e göç yollarının açılmasını amaçladı. Filistin topraklarının ticareti Osmanlıların onayıyla başladı. Bu şekilde Yahudilerin Filistin’e göçünün ilk aşaması başlamış oldu.

Bu aşamada Osmanlı onayıyla toprak satın alma faaliyetlerine başlandı. Britanya ve İsrail’in Filistin’de 1841’de hakimiyetinin dayatılması sağlanarak, Musa Montfuri eliyle Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmesi aşamasına geçildi. Arap bölgelerinde özellikle de Filistin’de bankaların kurulmasıyla ekonomi merkezine çevrilmesi de İsrail’in Filistin’deki varlığını güçlendirdi. Montfûrî bununla da yetinmedi. Osmanlının da onayıyla el-celil ve yafa’da ekonomik yaptırımları onayladı.

Osmanlı fermanını alan Montfuri’ye toprak satın alma yolu ile İsrailin ilk mahallesini kurma yolu da açılmış oldu.  İsrail’nin Kudüs’teki ilk mahallesi olan Montfuri mahallesinin 1854’te kurulmasıyla Filistin dışındaki yabancı güçlerden destek almaya başladı ve batı ülkelerinden göç ederek buraya yerleşen Yahudi sayısı 12 bine ulaştı.

İTTİHAT VE TERAKKİ FİLİSTİNLİLERİN BELİNİ BÜKTÜ

2. Abdulhamid döneminde İsrail’e Filistin’e doğrudan müdahale kapılarını açan Osmanlı, Filistin halkının belini büktü. Siyonist Harekette önemli bir isim olan Theodor Herzl, Sultan Abdulhamid’i Filistinlilerin topraklarını Yahudilere teslim etmesi için çabaladı. Sultan Abdulhamid Yahudilerin Filistin’e göçünü açıkça kabul etti.

Bu süreçte birçok değişim yaşandı. Filistin’e göçler yoğunlaştı. Avrupa’da Siynoist hareket ve Yahudi Ulusal sandığının yargılanması Filistin’e Yahudi göçünü arttırdı. Filistin toprakları satın alınarak buraya yerleşildi. Abdulhamid bu siyasetin farkında olmasına rağmen hiçbir şey yapmadı, aksine Osmanlı işgalciliğine başkaldıran Araplara katliamlar uyguladı.

İttihat ve Terakki’nin darbesinin ardından 1908’de Abdulhamid’in durumu kötüye gitti. Masonlar tarafından kurulan İttihat ve Terakki, 1910’da Yahudilerin Filistin’deki varlığını olağanlaştırdı.

YENİ TÜRKİYE VE İHANET

1920’de Sevr Anlaşmasını imzalayan Osmanlı devleti Filistin’i Britanya’ya teslim etti. Britanya da 1920’de Filistin’in resmi bir şekilde Yahudilere teslim edileceğini duyurdu.

Mustafa Kemal Atatürk döneminde, Dışişleri Bakanı İsmet İnönü 1922’de Lozan Anlaşmasını imzaladı. Türkiye bağımsızlığını ilan etti ve Osmanlı hilafeti sona erdi, laiklik ilan edildi. Filistin de tamamen Britanya’ya teslim edildi.

TÜRKİYE’NİN İSRAİL İLE İLİŞKİLERİ

Osmanlı işgalciliği Yahudilerin Filistin’deki varlığını kolaylaştırdı, toprakların mülk edinilmesini ve mahallelerin kurulmasını sağlayarak Britanya’nın müdahalesini de benimsedi. Türkiye İsrail’in 1948’de kuruluşunu ilanından sonra 1949’da İsrail’in varlığını tanıyan ilk İslam ülkesi oldu.

İsrail’i tanıyan Türkiye ile İsrail’in ilişkilerinin gelişimi ve yeni anlaşmalar için gizli ziyaretlere başlandı. Özellikle İsrail Cumhurbaşkanı David Ben Guriyon’un 1958’de Ankara ziyaretinde Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ile görüşmesinde aralarındaki ilişkilerin esasları belirlendi. Bu görüşmede Türkiye’deki 34 bin Yahudi’nin Filistin’e göçü konusunda uzlaşıldı ve Türkiye, Filistin’in Yahudileştirilmesi hususundaki tutumunu ortaya koymuş oldu.

1956’de üç taraftan işgalinin ardından ve Türkiye halkının baskısı sonucu Türkiyeli yetkililer Tel Aviv’deki büyükelçisini geri çekmek zorunda kaldı.

1983’te Türkiye-İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler yeniden üst düzeyde gerçekleşti. Türkiye Arap ülkeleri ile ekonomik ilişkilerini zayıflattı, sermayesini İsrail’e taşıdı ve İsrail ekonomisinin canlanmasını sağladı.

Bu sürecin ardından Türkiye-İsrail arası ilişkiler orta düzeyde devam ederken, AKP iktidarı döneminde yeninden üst düzeye çıkarıldı.

ERDOĞAN İSRAİL’İ ZİYARET EDEREK ŞARON’U SELAMLADI

Türkiye’nin Filistinlilere ihaneti Filistinler için maskelenmiş sloganlarıyla birlikte de devam etti. Dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini yeniden canlandırdı. Ancak şimdiki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ülkeleri pazarlık konusu yaptığı kirli siyaseti en büyük ihanetti.

2005 yılında İsrail’e giden Erdoğan, Abdulhamid’in Filistin’i Yahudilere teslim etmeyişinden özür diler gibi Theodor Herzl’in mezarını ziyaret etti. Ayrıca Gazze ve Batı Şeria’da katliamlar yapan dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron ile görüştü. Türkiye-İsrail arası ticari ilişkiler de Erdoğan döneminde en üst düzeye ulaştı.

Gazze’yi kurban olarak gösterip ambargonun kaldırılmasını isteyen Türkiye, Avrupa ülkeleri ile yaptığı görüşmelerin ardından İsrail’le 2016’da anlaşma imzaladı. 2010’da Gazze’ye yardım taşıyan Marmara gemisine yapılan saldırı da aralarındaki ilişkiyi sona erdirmedi, biraz daha esnetildi.

İlişkilerin düzelmesi için yapılan anlaşmada Türkiye, “Kudüs İsrail’in Ankara Türkiye’nin başkentidir” sözünü de imzaladı.

Türkiye büyükelçisi, Ocak 2017’de 24 NEWS kanalında ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasının barışa zarar vermeyeceğini söyledi.

ASKERİ İLİŞKİLER VE FİLİSTİNLİLERİN DİRENİŞİNE İHANET

Türkiye ve İsrail’in 1955’te başlayan askeri ilişkilerinde 1958 yılında her iki taraf arasında eğitim yapılmasıyla ilk büyük adım gerçekleştirildi. Türkiye 1974’te İsrail’den silah almaya başladı. Ardından Türkiye her iki taraf arasında ilişkileri güçlendirmesi için İsrail’de askeri danışman görevlendirdi. Her iki taraf da istihbarat birimleri ile Filistin Kurtuluş Örgütü’nü yok etmek için Lübnan’ı izledi.

1982’de İsrail’in Lübnan’a saldırısının ardından her iki taraf Filistin Kurtuluş Örgütü direnişçilerinin, örgüte yardım eden Kürt ve Ermeni güçlerinin yerinin tespiti için koordineli çalıştı.

1996’da Filistinli direnişçiler kırıldıktan sonra dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, İsrail’i ziyaret etti ve Genelkurmay Çevik Bir’in İsrail askeri güçleri yetkilileri ile yaptığı görüşmede her iki taraf arasındaki anlaşmanın tamamlanacağı duyuruldu.

Anlaşmaya göre İsrail Suriye, Irak ve Türkiye’deki Kürtlerin yerlerinin uydu görüntülerini Türkiye’ye verecek ve Türkiye de buna karşılık Filistinli direnişçilere dair bilgi verecekti.

Türkiye İsrail ile askeri ve ticari birçok anlaşmaya imza attı. 1998’de Türk deniz kuvvetleri İsrail ve ABD ile Akdeniz’de ortak tatbikat yürüttü, şimdi de İsrail Türkiye’de tank ve uçakların yenilenmesi misyonunu yürütüyor.

Yarın: Çıkar çabaları ve İsrail’le ilişkilerin düzeltilmesi girişimleri

ANHA