İran nükleer dosyası nasıl başladı, hangi aşamalardan geçti-2

Küresel güç ABD-Batı ve İsrail bloku ile İran arasında yaşanan kriz Ortadoğu’da gücünü arttırmak isteyen güçler arası bir kriz olarak nitelendirmek en doğrusu. İran, nükleer faaliyetlerini, isteklerini gerçekleştirme de baskı aracı olarak kullanıyor. Küresel güçler ise İran’ın nükleer silah yapımını gerekçe göstererek saldırı tehditlerinde bulunuyor.

İran nükleer dosyası nasıl başladı, hangi aşamalardan geçti-2
1 May, 2018   05:50

 

YAHYA EL-HEBÎB / HABER MERKEZİ

İran nükleer dosyası Ortadoğu ve dünyadaki tüm krizlerle ilişkilendirilmiş durumda. İran’ın iç sistemi, Körfez ülkeleri-İran, İsrail ile İran arasında yaşanan gerilim ve krizler bunların bir kısmı.

Ahmedi Nejad ve İran nükleer dosyası

2005 yılı Haziran ayında Ahmedi Nejad İran Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve Ağustos ayında İsfahan nükleer programının durdurulmasına son vererek uranyum hazırlıklarına başladı. Britanya, Ahmedi Nejad’ın bu adımını Paris anlaşmasının ihlali olarak tanımladı. Avrupa üçlüsü de (İngiltere, Fransa ve Almanya), İran’dan nükleer programını tamamen sona erdirmesini ve karşılığında da AB’nin İran’a saldırılara karşı güvencesi, siyasi ve ticari yarar talebinde bulundu, ancak ne ABD ne de İran bu öneriyi kabul etmedi.

2005 yılı Ağustos ayında uluslararası enerji kurumlarınca yapılan araştırma ve sonuçta ortaya çıkarılan raporda, uranyum kalıntılarının Pakistan’dan getirilen cihazlar üzerinde İran’a girdiği ve bunun da İran’ın nükleer programının askeri olduğunu göstermediği belirtildi.

2006 Şubat ayında İran nükleer dosyasında yeni bir aşama başlatıldı. Uluslararası Atom Enerji Kurumu (UAEK), Şubat 2006’da İran’ı BM Güvenlik Konseyi’ne şikayet etti. İran da yanıt olarak protokolü durdurma ve gönüllü yardım konularını durdurma kararı aldı.

Nisan 2004’te İran yüzde 3,5 oranında uranyum ve 100’den fazla merkezi aracın kullanılmasını İran’ın bir başarısı olarak gösterildi. ABD bu durumdan rahatsız oldu ve ortaklarından İran’a güçlü bir cevap vermelerini istedi.

2006-2012 yılları arasında BM Güvenlik Konseyi İran nükleer programına ilişkin toplam 7 karar aldı.

Kararlar şöyle:

2006 yılı 1696 sayılı karar: İran’dan uranyum kullanımını BM Sözleşmesi 7’nci maddesi çerçevesinde gerçekleştirmesi istendi.

2006 yılı 1737 sayılı karar: İran uranyum kullanımını durdurmadığı için ceza verildi, İran’a nükleer yardımların kesilmesi istendi.

2007 yılı 1747 sayılı karar: İran’a yaptırımlar arttırıldı.

2008 yılı 1803 sayılı karar: Yaptırımlar attırıldı.

2008 yılı 1835 sayılı karar: Önceki yaptırım ve kararlar tekrarlandı. Ancak BM Sözleşmesi 7’nci madde kapsamına alınmadı.

2010 yılı 1929 sayılı karar: İran silahlarına ambargo kararı verildi ve İran Pasdarları ve İran şahin çizgisine bağlı usuller durduruldu.

2011 yılı 1984 sayılı karar: Önceki 12 ay içerisindeki yaptırımlar uzatıldı.

Kasım ayında UAEK’in hazırladığı raporda, İran’ın uranyum kullanımında güçlerini arttırdığı belirtildi. İran’ın 96 kg uranyumu Tahran nükleer araştırma merkezinde enerji olarak kullandığı ifade edildi.

Hasan Ruhani ve diplomatik çözüm, 5+1 grubu

2013 yılında Hasan Ruhani İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandı. ABD durumu olumlu olarak adlandırdı. Ruhani İran nükleer programında diplomatik çözüm yolunda adım atarak yeni bir aşama başlattı.

Yıllarca süren kriz ve batı ülkelerinin İran’a yaptırımlarının ardından son olarak 5+1 gurubu oluşturuldu ve dönemsel ittifak sağlandı. Bu ittifak İran ile 5+1 ülkeleri (BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Almanya) arasında 2 Nisan 2015 tarihinde Lozan’da yapılan toplantının ardından gerçekleşti. Dönemin ABD Başkanı Barak Obama, diplomatik çözümün İran’a karşı 20 yıldır süren yaptırımlardan daha iyi olduğunu söyledi.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani gerçekleşen ittifakı İran için büyük bir başarı olarak adlandırdı.

Özellikle 14 Temmuz 2015 yılında Avusturya’nın viyana kentinde yapılan görüşmeler sonucunda, İran nükleer faaliyetlerine ilişkin yapılan açıklamada durumun değerlendirildiği uluslararası ambargonun hafifletilme kararının alındığı, açıklandı.

İTTİFAKIN DETAYLARI

Avusturya’da yapılan ve birçok maddeden oluşan anlaşmanın bazı maddeleri şöyle;

Birincisi; iran nükleer programı uzun süre sınırlandırılacak. Uranyum zenginleştirme programı yüzde 3,76 oranından fazla geliştirilmeyecek.

İran’ın uranyum miktarı gelecek 15 yıl içerisinde 300 kg’ma indirilecek.

Alınan karar gereği uranyum geliştirmenin en temel üslerinden olan Fordo üssü nükleer fizik teknolojisine dönüştürülecek.

Bir diğer anlaşma maddesi gereğince, iran nükleer tesislerin uluslararası gözlemci heyetlerine açacak.

Yine İran, nükleer tesislerini 15 yıl boyunca bir başka yere taşımayacağını da bu anlaşmada kabul etti.

İran ayrıca 8 yıl boyunca dışarıdan her hangi bir balistik füze parçası almayacağını, taahhüt etti.

Varılan anlaşma uygulamaya konuldukça, iran’a uygulanan ambargo da adım adım kaldırılacak.

Varılan anlaşma uygulamaya konulduğu andan itibaren İran dışarıya yaptığı üretim oranında dışarıya petrol satabilecek. Bu aynı zamanda küresel güçlerle İran arasında enerji ve teknoloji konusunda anlaşmalarının da önünü açmış oldu.

TRUMP’LA DEĞİŞEN ABD SİYASETİ

Ne var ki, ABD başkanı Trump beyaz saraya seçildikten sonra ABD’nin İran ve nükleer programına yönelik yaklaşımı değişmeye başladı. Buna göre İran’ın bölgenin barışını tehdit ettiği ve çete gruplarına destek verdiği belirtilerek, ABD ve ittifak güçlerinin İran’ın bu yıkıcı uygulamalarına karşı duracağı belirtildi. 

Trump 12 Mayıs’ta İran’ın nükleer faaliyetlerine ilişkin görüşünü açıklayacağını, duyurdu.

Geçen yılın en çok tartışma yaratan konuların başında gelen İran nükleer silah sorununa ilişkin, Dr. Nesir Mihemed Arif, Ortadoğu tarafsız gözlemciler, İran’ın nükleer faaliyetlerinin zaman zaman nasıl durduğunu, zaman zaman faaliyete geçtiğini izliyor. Bazen onların taleplerine göre durum soğutulmaya alınsa da bazen de bir anda ısıtılıyor. Bunun arkasında nasıl bir neden var bilemiyorum. Fakat nasıl da bir anda tepkisel kararlar alındığına şahitlik ediyoruz” dedi.  

Tarihi gerçeklik ‘İran İslam Devrimi’nin batılı güçlerin onayıyla gerçekleştiğini ortaya koyuyor.’ Fransız uçakları İran Devrimi Başkanı’nı Tahran’a ulaştırdı. İran bir gün olsun Batı ve İsrail için tehlike olmadı. Hizib El-Ah, ortaklarının evini sadece İsrail’de özgürleştirmiştir. Filistin’e tek bir gül dahi sunmamıştır. Fakat bunlara milyonlarca söz sunmuştur.

Bir diğer tarihi gerçeklik ise, saldırıların hafif klasik silahlarla gerçekleştirildiği, nükleer silahların kullanılmadığıdır. Bu nedenle de ağır silahların ve füzelerin Yemen’e geçirilmesinin kaçak yollardan yapılmasıdır.

Bir diğer husus, uluslararası siyasetin işini yapmadığı İran nükleer silahlarının gündemleştirilmesinin çıkar amaçlı olduğu doğrultusundadır. Silahlı gruplar, devletler içi mücadele yürütmekte ve bu da Araplar arasında endişe konusu olmaktadır. Bu, her zaman da böyle olmuştur. 

ANHA