İran nükleer dosyası nasıl başladı, hangi aşamalardan geçti-1

Nükleer anlaşma ABD yardımlarıyla başladı. Bazı ülkeler de İran nükleer programını geliştirmek için çalıştı. İran nükleer programını barışçıl meselelerde kullanacağını söylüyor, ancak asıl amaç kendisine karşı olası saldırılarda kullanmak. İsrail’de geliştirdiği nükleer silahlar için aynı savı kullanıyor. Ve bu her iki devlet de zaman zaman birbirlerine karşı nükleer silah kullanma tehdidinde bulunuyor.

İran nükleer dosyası nasıl başladı, hangi aşamalardan geçti-1
30 Apr, 2018   08:39

YAHYA HEBÎB / HABER MERKEZİ

İran, Ortadoğu’da etkili bir güç. Bölgedeki varlığını nükleer programını kullanma yoluyla güçlendirmek istiyor. Aynı zamanda ulusal güvenlik gerekçesini de bahane ediyor. İsrail’in kimyasal silahları olduğu konusunda ısrarlı ve bunun kendi geleceğini tehdit ettiğini söylüyor. Bu şekilde silahlanmayı gündemleştiriyor. Hazırladığımız iki bölümlük dosya haberde İran’ın nükleer anlaşmasına dikkat çekeceğiz.

İRAN İLE NÜKLEER ANLAŞMA ABD DESTEĞİYLE YAPILDI

İran ile nükleer anlaşmayı 1950’lli yıllarda ilk olarak ABD imzaladı. Dönemin ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower tarafından 1953 yılında başlatılan İran ile nükleer anlaşma ile dünya ülkeleri arasında nükleer yolun önü açılmış oldu. Bu da ulusal teknolojilerin taşınmasıyla gerçekleşti.

İlk nükleer anlaşma ABD ile İran arasında 1957’de imzalandı. 1960 yılında ise İran TRR adındaki ilk nükleer araştırma üssünü kurdu. Tahran Üniversitesi 1967’de ilk araştırma merkezini kurdu.

İran Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nı (NPT) 1968’de imzaladı ve 1970’te de onayladı. Anlaşmanın imzalanmasıyla İran nükleer doyası uluslararası nükleer merkezi soruşturması kapsamına alındı.

1960’lı yılların başlarında Sovyet yanlıları İran’da kalmadı ve ABD en büyük nükleer güç oldu. İran’daki danışmanların sayısı 40 bine ulaştı. Şah rejimi Sovyetler Birliği’ne karşı ABD ile stratejik ortak oldu. Bu da 1955’te İran’ın Bağdat ortaklığıyla gerçekleşti.

ABD tarafından oluşturulan işbirliği grubu askeri güçle desteklendi. Bu durum soğuk savaş döneminden İran İslam Devrimi’ne dek sürdü. İran-Sovyetler Birliği sınırı, doğu ile batı arasındaki bir hat görevi görüyordu. 1973 Ekim ayından sonra İran ve ABD arası ilişkiler daha da arttı. Şah bu süreçte petrol konusunda ABD’ye karşı baskı için kullanılan bir kart olmak istemedi. Kendi petrolünü dünya piyasasına sürdü ve o dönem kendi ihtiyaçlarını karşıladı.

1975 yılında barışçıl enerji üretimi için İran nükleer projesi başlatıldı. İran Şahının en büyük isteği elektrik üretimi için 23 nükleer üs kurmak oldu. Kısa bir süre sonra ABD’nin gözleri önünde Şah Alman şirketi Kraft Workk ile anlaşma imzaladı. Bu da ABD’yi rahatsız etti. Yapılan anlaşma Buşehr bölgesinde Alman şirket Seminiz tarafından bin 100 mega’lık nükleer üs kurulmasını içeriyordu.

Şah bu süreçte ABD’yi razı etmek için Buşehr üssü tamamlandığında çalışmaları için Massachusetts teknoloji enstitüsünde 800 mühendisin eğitimine başladı. 1974’te İran Şahı Fransa hükümeti ile 950 mega’lık gücü olan 2 nükleer üs kurdu. 1979’da Şah karşıtı İran Devimi gerçekleşti ve her iki üs de çalışamadı.

ŞAH’IN DÜŞÜŞÜNDEN SONRA İRAN’DA NÜKLEER

1979 yılında Şah’ın düşmesinden sonra İran nükleer programı Irak-İran savaşı nedeniyle 1984 yılına dek durdu. İran-Irak savaşı 1980’den 88’e dek sürdü ve İran’a büyük etkileri oldu. Diğer yandan İslam Devrimi lideri Humeyni’nin yıkıma sebep olacak silahları gömmeyi düşündüğü belirtiliyor.

İran İslam Devrimi 1979’da gerçekleşti ve Şah rejimi yıkıldı. Bu şekilde ABD’nin de İran’daki varlığı sona erdi. İran’ın da parçası olduğu ABD ve Britanya garantörlüğünde yapılan askeri ve siyasi ortaklıklar bitmiş oldu. Aynı zamanda İran İslam Devrimi’nin ardından Tahran kendisini bağımsız ve her iki  güce uzak bir güç gibi gösterme çabalarına başladı. Sloganları da “İslam devrimi ne doğulu ne de batılıdır” idi. İran yöneticileri Sovyetler Birliği’ni ABD’den sonra gelen ikinci kötü güç olarak adlandırdı. Moskova 1979’da Afganistan’ı ele geçirdiğinde İran ile ilişkileri kötüleşti. Çünkü İran bu durumu ulusal güvenliğini tehlikeye atan bir tehdit olarak tanımladı.

1980 yılında İran ve Irak savaşı başladı ve 8 yıl sürdü. İran bu savaşta çok yıprandı ve yeniden inşa çalışmalarına başlamak için ortaklık arama girişimlerine başladı. Bunun için de Moskova’yı buldu. 1989 yılında İran başkanı Haşimi Rafsencani, Sovyetler Birliği’ni ziyaret etti. Bu şekilde her iki ülke arasında işbirliği başlamış oldu. Sovyetler Birliği İran ile ortak  ekonomi ve bilim programlarını duyurdu.

NÜKLEER ANLAŞMA BİR KEZ DAHA BAŞLATILDI

ABD ve İran anlaşmazlığı devreye girince nükleer programını başlatmak istedi. Aynı zamanda Irak’ın da nükleer gücü gelişiyordu. ABD, İran-Irak savaşında Irak’ı desteklemişti ve Irak’a silah vermişti. İran’ın; Çin, Kuzey Kore, Libya ve Suriye ile ilişkileri gelişmiş, bu ülkeler de İran’a silah vermişti.

Tüm bunlar İran’ın bir kez daha nükleer programını başlatmasına yol açtı. 1980 yılında belirlenen ve birçok tarafın yardımda bulunduğu Buşehr üssünde hazırlıklara başladı.

Bu süreçte Irak’la işbirliği yapan Sovyetler Birliği de nükleer konusunda İran’la hareket etmek istedi. 1990 yılında Buşehr üssünün tamamlanması için her iki ülke arasında görüşmeler yapılmaya başlandı ve ayrıca Sovyetler Birliği İran’a başka nükleer üsler de sundu.

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından Rusya’nın dış siyasetinde de değişimler oldu. 1992 yılında Alman Siminiz şirketinin Buşehr üssündeki yerini alarak tüm dünyayı şaşırttı.

İkinci Körfez Savaşı ve Kuveyt’in işgaliyle İran, ABD’nin dikkatlerini üzerine çekti. İran bu süreçte Çin ile nükleer yakıt anlaşması imzaladı.

İran bu süreçte nükleer programı için yeni ortaklar aramaya başladı. Tüm bölge siyaseti değiştiğinde ve İran’a yönelik ambargo nedeniyle işbirliği için de çok fazla güç bulamadı.

1991 yılında, 1979’da Fransa ile İran arasında yapılan anlaşmada sorun yaşandı. Fransa 1.6 milyar doları İran’a geri verdi.

1992 yılında bazı medya organlarında İran’ın gizli nükleer programları geliştirdiği haberleri yayınlandı ve bu da uluslararası gözlemcilerin İran’daki nükleer üslerini kontrol etmesinin yolunu açtı. Bu süreçte BM Genel Sekreteri İran’daki nükleer çalışmaların barışçıl olduğu yönünde açıklama yaptı. Aynı dönemde Arjantin de İran’a nükleer satış programlarını iptal ettiklerini duyurdu.

1995 yılında İran, Rusya ile Buşehr üssü programı ve Buşehr’de bina  yapımının başlaması için için 2009’da sona erecek bir anlaşma imzaladı.

1996 yılında ABD, Çin’i uranyum üssü yapımından çekilmesi için ikna etti. Çin de İran’a planları İran’a sundu.

90’lı yılların başlarında ABD; İspanya, İtalya, Almanya, Belçika ve Polonya’nın da aralarında bulunduğu Avrupa ülkelerine İran’ın Buşehr üssüne ilişkin imzalarını çekmeleri için baskı yaptı. bu durum ABD ve Rusya’nın 1995 yılında gizli anlaşma imzalaması aşamasına dek ulaştı.

ŞÜPHE VE KONTROL AŞAMASI

14 Ağustos 2002’de İran direniş meclisi’nden kopan İran Cumhuriyeti Sözcüsü 2 nükleer üssün kurulduğunu duyurdu.

2003 yılında Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın (UAEA) İran’ın, nükleer silah yapımı ile ilgili önemli faaliyetleri açıklamadığını belirtti. İran programında nükleer çalışmalarını barışçıl amaçlarla gerçekleştirdiğini, uranyumu da yüzde 5’ten az oranda çalışmalarında kullandığını açıkladı.

2003 tarihinde Uluslararası Atom Enerji Ajansı Genel Direktörü Mohammed El Baradei’nin sunduğu raporda, İran’ın , Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın  (NPT) 4’üncü maddesine karşı tutumuna yer verdi ve bu da İran’daki tüm nükleer üslerin denetlenmesinin yolunu açtı.

İran ve UAEA arasındaki krizin sona ermesi için Britanya, Almanya ve Fransa İran’dan gerginliği sona erdirmesini istedi ve şeffaflık çağrısı yaptı. Sonuç olarak 2003 Ekim ayında UAEA açık olarak tüm üslerde uranyuma ilişkin protokol imzalanmasını istedi.

2004 Haziran ayında Fransa, Britanya ve Almanya’dan ekiplerin yardımlarıyla AR-40 nükleer üssünün yapımına başlandı.

ANHA