Türkiye’nin Suriye’deki askeri üsleri ve tekrarlanan İskenderun senaryosu – 4

Suriye’ye Uygur Türklerini yerleştiren Türk devleti, İdlib ve Şehba’da güncellediği İskenderun’u işgal senaryosunu Uygur Türklerine ait üs bölgelerinden de gerçekleştirdiği saldırılar ile Efrîn’de de devreye koymak istedi. Ancak Efrîn’de planları istediği gibi gitmeyen Türkiye’nin yenileceği görülüyor. Bu yüzden de Kuzey Suriye halklarını birbirine düşürmek istiyor.

Türkiye’nin Suriye’deki askeri üsleri ve tekrarlanan İskenderun senaryosu – 4
23 Apr, 2018   07:11

Efrîn’deki talan ve demografik yapıyı değiştirme politikaları

ALAN ROJ / HABER MERKEZİ

Dosyamızın 4’üncü bölümünde de işgalci Türk devletinin Efrîn’e yönelik saldırıları, kentteki insanlık dışı uygulamaları ve direniş sonucu boşa çıkarılan planlarını ele alacağız.

Efrîn 200 yıl süren Türkleştirme politikalarına rağmen değişmedi

Osmanlı Devleti ve ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Fırat Nehri’nin batısından Akdeniz’e kadar olan bölgenin demografik yapısını değiştirebilmek için 200 yıl boyunca uğraş verdi. Türk devleti bu politikalarını bölgedeki Kürt halkını yok ederek, yerlerine Kafkas ve Asya’dan getirdiği halkları yerleştirerek gerçekleştirmek istedi.

Dünya güçleri arasındaki çatışma ve anlaşmazlıkları fırsat bilen Türk devleti, bölgedeki siyasetleri yürürlüğe koyabilmek için tüm imkanlarını kullanmaya başladı. Her defasında olduğu gibi bölgedeki planlarını basın yoluyla faaliyete koymaya başladı ve Suriye’de etkisi olan devletler ile anlaşmaya vararak planlarında adım adım ilerledi. Efrîn’e yönelik planlarını ellerindeki tüm ağır silahlar ve savaş uçakları ile saldırmaya başlayarak devreye soktu. Saldırdıkları Efrîn’i İskenderun gibi kolay bir şekilde ele geçireceklerini sandılar.

Erdoğan 20 Ocak’ta DAIŞ ve El-Nusra gibi çete gruplarının yanı sıra savaş uçakları ile başlattığı saldırıların ardından Efrîn’i ele geçirmenin kolay olmayacağını anladı.

Uluslararası toplumun sessizliğinden yararlanarak sivilleri hedef aldılar

İşgalci Türk devleti ve bağlı çete grupları gerçekleştirilen barbarca bombardımanın yanı sıra on binlerce asker ve çete üyesi ile birlikte karadan da saldırı başlattı. Ancak Efrîn’in NATO’nun ikinci büyük ordusuna karşı sergilediği direniş, orduyu darmadağın etti. Askeri alanda yenilen Türk devleti, ellerindeki tüm savaş argümanları ile sivil yaşam alanlarını bombalamaya başladı. Türk devletinin barbarca bombardımanı nedeniyle Efrîn’de yüzü aşkın sivil yaşamını yitirirken, yüzlercesi de yaralandı.

YPG, YPJ ve QSD güçlerinin emsali görülmemiş direnişi karşısında şaşkına dönen Erdoğan, kullanılması yasak olan silahları kullanmaya başladı. Türk devleti bu yasak silahlar ile çetelerinin yaşadığı korkuyu da dağıtmak istedi.

Rusya, ABD, AB ve BM başta olmak üzere tüm uluslararası güç ve kuruluşlar; işgalci Türk devletinin Efrîn’e yönelik barbarca saldırılarına karşı sessiz kaldı. Bu sessizlikten yararlanan Erdoğan ve barbar ordusu, sivillere yönelik katliamlara girişti. YPG güçleri de Türk devletinin insanlık dışı saldırılarına karşı sivillerin can güvenliğini sağlamak amacıyla sivilleri kentten çıkarma kararı aldı ve direniş ikinci aşamaya geçti.

Türkleştirme politikaları boşa çıkınca halkları birbirine düşürme peşine düştüler

Tüm uluslararası hukuk kurallarını çiğneyerek savaş suçu işleyen işgalci Türk devleti ve bağlı çete grupları, girdikleri Efrîn’de talan, yağma ve hırsızlığa başladı. Türk askerleri ve çeteleri, halkı kaçırıp katletmekten de geri durmadı. Tüm bu uygulamaları Suriye halklarından ne kadar çok korktuklarını da ortaya koydu.

Türk devletinin Efrîn’e yönelik İdlib ve Cerablus’ta gerçekleştirdikleri gibi Türkleştirme politikaları boşa çıktı. Çünkü Efrîn’deki halklar ve tarafı oldukları siyasi kesim asimile politikalarını hiçbir zaman kabul etmedi. Başaramayacaklarını anlayan işgalci Türk devleti bu sefer de halkları birbirine düşürme peşine düştüler.

Türkiye, Rusya ve İran arasında gerçekleştirilen ittifak ile Suriye’nin iç merkezlerindeki çeteler ve aileleri Efrîn’e yerleştirilmeye başlandı. Yine Ezaz, Raî ve köylerindeki çeteler, Efrîn’e getirilerek bölgenin sahipleri gibi davranmaları sağlandı. Türk devleti bu şekilde bölge halklarını birbirine düşürmeyi planladı.

Türk istihbaratı da diğer bir yandan Antep’te çeteler ile çok sayıda toplantı gerçekleştirdi. Mart ayında başlayan toplantılar sonucu, Efrîn Meclisi kuruldu. Bu meclis direk çetebaşları ya da çete grupları ile ilişkide olan kişiler tarafından oluşturuldu. Türk devleti aynı siyaseti daha önce Dêra Zor, Minbic ve Hesekê’de de gerçekleştirdi. Ancak bu bölgelerdeki tüm plan ve siyasetleri boşa çıkarıldı. Türk devleti bölgede mezhep savaşları çıkarmak istiyor.

Uluslararası toplumun sessizliği ve direniş

Efrîn’de halk ve savaşçılar tarafından sürdürülen direniş, halkların yaşam alanlarına olan bağlılığı Erdoğan’ı adeta çileden çıkartarak, delirtti. Bu yüzden de katliamlar gerçekleştirdi ve Efrîn’de yaşayan yurttaşları zorla yaşam alanlarından çıkardı. Şehba bölgesi ve Efrîn civarındaki köylere geçen halk, direnişlerini buralarda sürdürerek evlerine geri döneceklerini günü beklemeye başladı.

Efrîn halkının kamplardaki direnişi ve Kuzey Suriye halklarının dayanışması, bölgedeki Arap ve Kürt aşiretleri, azınlık halk ve mezheplerin kenetlenmesine vesile oldu.

ANHA