‘TC’nin Güney saldırılarına en doğru cevap ulus birliği oluşturmaktır’

Reportaj Summay

‘TC’nin Güney saldırılarına en doğru cevap ulus birliği oluşturmaktır’
14 Apr 2018   10:27

HABER MERKEZİ

Türk devleti son günlerde Güney Kürdistan’ın Bradost alanına dönük kapsamlı bir işgal saldırısı başlattı. Ne var ki saldırılar halen devam etmesine rağmen gerek Güney Kürdistan Hükümeti gerekse Irak Hükümeti şimdiye kadar bu işgal saldırılarına karşı net bir tavır ortaya koymuş değiller.

İşgal saldırılarına ilişkin ajansımıza konuşan siyasi gözlemci ve Güney Kürdistan’daki Yeni Nesil Partisi milletvekili adaylarından Kamran Kolobu, “Son günlerde artan işgal saldırılarına en iyi cevabın Kürtler arası ulusal birliğin gelişmesi şeklinde olacak” dedi.

Kolobu’nun değerlendirmeleri şöyle;

Siz Türk devletinin Güney Kürdistan işgal saldırılarını ve yeni üs girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk devletinin Güney Kürdistan işgalini genişletme çabaları yeni değildir. KDP kurulduğundan beri Türk devleti, KDP’nin tüm siyasi kararlarını es geçebiliyor. Çünkü KDP tüm hesaplarını ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak üzerinden yapıyor. Bu da onu güçsüz kılıyor.

Diğer partilerin sessiz kalmaları KDP’nin Güney Kürdistan’da giderek güçlenmesini getirdi. Diğer partiler aynı zamanda ulusal birliği de savunamadılar. Kürdistan’da ortak bir siyasi iradenin ortaya çıkarak karar gücü olma konusunda etkili olamadılar.

Ortadoğu’da devam eden kaos sonuçta bölgenin yeniden parçalanmasını da getirebilir. Tam da böyle bir dönemde Türk devleti Güney Kürdistan’daki etkinliğini arttırmaya çalışıyor. Acaba Güney Kürdistan’daki irade, Türk devletinin sınırlarını genişleterek Güney Kürdistan’ı kendi topraklarına katmaya çalıştığını görmüyor mu?

ABD Musul ve Reqa’yı kurtarma operasyonlarına karar verdiğinde Türk devleti ABD’nin artık kendisiyle hareket etmediğini gördü. Onun için dikkat edilirse Türk devletti misilleme amaçlı sürekli olarak göçmen kartını kullanarak Avrupa’ya, kapılarını göçmenlere açacağını söyledi. Avrupa’yı bununla tehdit etti. Bununla da kalmadı, Rusya’dan aldığı destekle Efrin’e dönük barbar bir saldırı başlattı. Bununla bir yandan Kürdistan’ı işgal ederken, bir yandan da ABD’ye Kuzey Suriye siyasetini zorla kabul ettirmeyi amaçladı.

Diğer yandan Türk devletinin Güney Kürdistan’a dönük işgal saldırılarını giderecek genişleteceği aslında beklenen, tahmin edilen bir şeydi. Türk devletinin Güney Kürdistan’daki varlığı, işgal durumu acı bir gerçeğe dönüşmüş durumda. Bu da TC ile KDP-Barzanilerin yaptıkları ekonomik anlaşmalar ve petrolün 50 yıllı bir süre için Türkiye’ye satılması üzerinden gelişti.

TC’nin Güney işgali sadece Güney’le sınırlı kalır mı sizce?

Türk devleti emperyalist yayılmacı zihniyeti ataları Osmanlılardan alıyor. Bu gerçek Kıbrıs üzerinden tüm dünyanın gözleri önünde yıllardır sürüyor. Ancak Türk devletinin bu yayılmacı politikaları gün gelecek Türk devletini parçalamaya doğru götürecek. Çünkü Erdoğan histerik bir hastalığa yakalanmış durumda ve haddini aşarak ABD ve Avrupa ülkelerini tehdit ediyor.

Siz Güney Kürdistan hükümetinin bu işgal planı ve saldırılarına karşı sessizliğine ne diyorsunuz?

Güney Kürdistan’da siyasi yönetim boşluğu var. Neredeyse tüm partiler Neçirvan Barzani’nin partisinin başını çektiği hükümete ortak olmuş durumdalar. Güney Kürdistan parlamento yönetimi açısından olağanüstü bir dönem yaşıyor. Çünkü tüm kararları KDP veriyor.

Neçirvan Barzani Güney Kürdistan başbakanı olsa da kendi partisinin temsilini yapıyor. Bu durumda Türk ordusunun Güney Kürdistan’a geçişine onay veriyor ve onları hoş geldiniz diyerek karşılıyorsa buna şaşırmamak gerekir. Bu durum Kürdistan açısından büyük bir tehlike yaratıyor.

Türk devletinin sadece Güney Kürdistan değil, Rojava’ya yönelik de bir işgal saldırısı söz konusu. Sizce böyle bir durumda ulusal kongrenin nasıl bir önemi ortaya çıkıyor?

Türk devleti halkların ortak yaşamına inanmıyor. Mevcut durumda Türk devleti tümüyle Erdoğan’ın istem ve talimatları doğrultusunda yönetiliyor. Bu da Türk devletini diplomatik ve ekonomi açıdan batırmış durumda. Yine Türkiye turizmi de durma noktasındadır. Bu da Erdoğan’ın Efrin işgal saldırıları ve Mınbic’e yönelik tehditlerinin bir sonucudur.

Bizler de Kürt halkı olarak Türk devletinin bu saldırılarına karşı kendi birliğimizi oluşturmak zorundayız. Biz yeni nesil partisi olarak HDP ile yaptığımız görüşmede de bunu dile getirdik.

Bana göre bunun tek yolu da siyasi taraflar arasında geliştirilecek sağlam bir diyalog ile mümkün olabilir. Yine uluslararası alanda halkımızın yaşadığı gerçeği hem tüm Ortadoğu ve İslam alemine hem de Avrupa ve yanı sıra tüm dünyaya anlatabilmeliyiz.

Kürt ulusal birliğiyle kongresini gerçekleştirmek, işgalciliğe verilecek en doğru ve en gerekli cevaptır.

ANHA